Üniversite Hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Üniversite Hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2021 Pazar

Ben Dersimi Aldım...

Günaydın dostlar…

Üniversitelerde sistem nasıl yürüyor? Bir derse kayıt yaptırıyorsun, Bütün bir sömestr boyunca derslere katılıp ödevlerini projelerini yapıyorsun, sınavlarda da geçerli notlar alıp o dersten geçiyorsun. Böylece de alacağın derslerin sayısı bir tane azalmış oluyor. Geçerli not aldığın için de bir daha geriye dönüp aynı dersi tekrar alman gibi bir durum söz konusu olmuyor.

Üniversitelerde bu durum mükemmel bir şekilde yürüyor da sokakta niye yürümüyor? Doğduğum günden beri sürekli her şeyden ders almamıza rağmen, sonra geriye dönüp aynı dersleri tekrar tekrar alıyoruz. En sevdiğim laf da, “Bu yaşadıklarımızdan ders alacağız ve bir daha aynı durum oluştuğunda aynı hataları tekrar yapmayacağız”.



Yarım asırdır beş tane üniversite bitirecek kadar ders alsak da, hiçbir zaman mezun olamadık. Neden? Çünkü biz sadece derslere kayıt yaptırıp parasını veriyoruz. Sınıfa hiç gitmiyoruz, derslerimize hiç çalışmıyoruz, sınavlara girmiyoruz; doğal olarak da her seferinde sınıfta kalıyoruz.

Doğu Karadeniz’de her sene dağlardan sular akıyor, önüne ne gelirse alıp götürüyor, vatandaşlarımız ölüyor, korkunç boyutlarda maddi hasar oluşuyor ama derslerimize çalışmadığımız için, projelerimizi yapmadığımız için sınıfta kalıyoruz. “Yaşananlardan dersimizi aldık” diyen büyük amcalar da sınıfta kalmış oluyor.

Hâlbuki çalışmalar yapılsa, sel suyu toplama ve yönlendirme altyapıları inşa edilmiş olsa, imar planları ona göre belirlenmiş olsa; geçerli not alıp dersi geçeceğiz. Derse kayıt yaptırmakla yol alınmıyor. Biz her sene kayıt yaptırıyoruz, sonra da okulun mahallesinden geçmiyoruz. Seneye yine bir felaket yaşanıp yine kayıt zamanı geldiğinde tekrar okul yolunu hatırlıyoruz. ‘Eylül’de Gel’ diye bir şarkı var ya, bizim durumumuz da tam öyle.

Bu durum tabii sadece dağlardan akan sular için geçerli değil. Sokaklardan akıp evlere, işyerlerine, bahçelere dolan, sular için de aynı durum geçerli.

Okula gider ekonomi dersine kayıt yaptırırız ve “Bu sene kesinlikle bu dersi geçeceğim” deriz. Aylar geçtikçe de, yine sınıfta kalacağımızı mezuniyetin bir başka bahara kaldığını anlarız. Aynı ekonomik hatalar bu ülkede kaç defa yaşanmıştır? Bir yola girip bir netice alamadığımızı gördüğümüz halde, neden elli kere daha aynı yoldan gitmeye çalışırız? Ne demişler? “Aynı şeyleri yaparak farklı neticelere ulaşamazsınız”. Çok da doğru söylemişler. Kazandığından çok para harcarsan; evin ekonomisi de sıkıntıya düşer, ülkenin ekonomisi de.

Ekonomide durum böyle de trafikte durum farklı mı? Maalesef oranının durumu daha da kötü, aynı hatalar başka konularda 5-10 defa yapılıyorsa, trafikte 1000 defa yapılıyor. Bin kere ters yöne giren bir insan, büyük bir gönül rahatlığıyla bir kere daha girebiliyor. Sorun olursa da, “Tamam ben dersimi aldım” diyor. Nasıl olsa, “Hani dersini almıştın, sınavdan yine düşük not aldın” diyen de olmadığına göre, sorun yok.

‘Ders çıkarma’ olayının zirve yaptığı yerlerden bir tanesi de futbol sahaları. Her maçtan sonra teknik adamlar da, futbolcular da sürekli olarak ders çıkarıyorlar ama halen tek bir ders geçemediler. Bu çıkarttığınız dersleri nerede saklıyorsunuz? Bir sonraki oyuna yansıdığını hiç göremedik. Ders notlarının sürekli olarak kaybolduğunu düşünüyorum.

Kendini doğru dürüst korumadığı için salgına yakalanan arkadaşlarım var. Bir kısmı da maalesef sıkıntılı günler geçirdi. Hastayken, “Ben bu hastalığı hafife almışım, öksürmekten boğuluyordum, dersimi aldım” gibi laflar dinlesek de, hastalık biter bitmez bütün dersler unutuldu. Yarım yamalak maskelere geri dönüldü. Hatta bu sefer bu duruma bir de kılıf bulundu, “Ben hastalığı geçirdim, bende antikor oluştu”.

Baca gibi sigara içtiğin için hasta olursun, günlerce hastanelerde yatarsın, “Dersimi aldım bir daha sigaraya ağzımı sürmem” dersin. Sonra ne olur? Hastaneden çıktıktan birkaç gün sonra yeniden sigara içmeye başlarsın.

‘Ders alma’ durumu sadece iş hayatına, sağlık konularına veya takım sporlarına özgü bir durum değil. Her ortamda karşımıza çıkar. Olmadık birini seversin ve kendini onun da seni çok sevdiğine inandırırsın. Gerçekler ortaya çıktığında, yaşadığın yıkımı unutup bir kere daha aynı yoldan gitmeye çalışırsın. Hakan Taşıyan bile bıkar senden. Sonuçta herkesin sabrının bir sınırı var.

Her üniversitenin kendine göre belli bir mezuniyet süresi var. Belli bir yıl içerisinde diplomanızı alıp gitmenizi istiyorlar. Aynı dersi 50 defa almak yok. Üniversite de defalarca aynı dersten kalamasan da, sokakta bir sınır yok. “Bu gün yaşananlardan gerekli dersleri çıkaracağız” diyerek sonsuza kadar durumu idare edebilirsiniz.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

17 Ocak 2021 Pazar

Unutmak O Kadar Kolay Değil

Günaydın Dostlar,

İnsanlar gittikleri ülkelerin kültürlerine kaç yılda alışırlar? Arkadaşlarımdan bir tanesi bu konu ile ilgili uzun bir yazı yazmış. Doğal olarak, ben de uzun uzun okudum. Asıl vurguladığı konu da yeni ülkedeki bize uymayan davranış biçimleri.

Rahat bir yaşam biçimine daha çabuk alışıyoruz galiba. Bütün hayatını çok düzenli ve sistemsel olarak yaşayan insanların gelip Alanya’da, Marmaris’te rahatlığa alışması buna en güzel örnek diye düşünüyorum. Bir Orta Avrupalının gittiği bir bakkalda alışveriş yapmadan önce oturup bir de çay içtiğini düşünebiliyor musunuz?


Bu konularda benim en iyi bildiğim yer Amerika. Bambaşka bir anlayış ve yaşam şekli olan bir ülkeye kaç yılda alışıyoruz? Bırakın bizi, Amerikalıların yaşam şekli Avrupa ülkelerine bile uymuyor. Türkiye’de yaşamasam benim gidip de yaşayacağım tek yer Amerika’dır. Avrupa ziyaret etmek için çok güzel ama hiçbir ülkede yaşamak istemezdim. Neden? Çünkü ben Amerika’ya alışığım.

Amerika’ya genellikle insanlar iki türlü duygu ile geliyorlar. Bir kısmı işini veya okulunu bitirip hemen dönmek istiyor. Bir kısmı da her ne kadar kısa bir süre için gelmiş olursa olsun, bir daha hiç dönmek istemiyor. Dönmek için gidip süre çok uzayınca orada kalanlardan bir tanesi de benim.

Alışma süreci kaç yıl sürüyor? Açıkçası bu insandan insana değişiyor. Orada yaşadığımız yıllarda geldiğinin ertesi haftası pasaportunu tahrip edip tükenmez kalemle ismini değiştirenleri bile gördük. Bir de tabii en çok sevdiğimiz, bir ay içinde doğduğu günden beri konuştuğu anadilini unutanlar var.

Benim için Amerikalılaşmaya başlamanın ölçüsü baseball ile başlıyordu. Baseballu anlamaya ve takip etmeye başladığın zaman yavaş yavaş Amerikalı olmaya başlıyorsun. Bizim hiç alışık olmadığımız ve çok da anlamadığımız bir oyun ilginç gelmeye başladıysa senin için karar verme zamanı gelmiş demektir.

Dönme zamanının limitindesindir ve dönülmez noktaya doğru ilerliyorsundur. Okumak için Amerika’ya gelen öğrencilere “Ya okul bitince hemen dönün ya da dönmeniz çok zorlaşır.” tavsiyesinde bulunuyordum. Okuldan sonra çalışmaya başladınsa hele bir de aldığın dolar maaşı bizim buradaki maaşlarla mukayese etmeye başladınsa artık dönmen çok zorlaşmış demektir.

Amerika’ya alışırsın ama yine de bir yanın eksik kalır. Soranlara “Burada fikir özgürlüğü var.” gibi cümleler kursan da günlük yaşamında bu hiç karşına çıkmaz. Arkadaşlarım, “Orada herkes her istediğini söyleyebiliyor.” dese de durum tam da öyle değil. Bu coğrafyadaki gibi, “söyle izi kalsın” modeli orada pek çalışmıyor. Söylediklerini gerektiğinde net bir şekilde ispat edemezsen başına iş alıyorsun. Sen dava açmak niyetinde olmasan bile avukatlar seni kışkırtıyor.

Kültür farklı. İlk işe başladığımda çalışan işçilerden bir tanesi işini yaparken sürekli küfür ediyordu. Küfür için ocakların söndüğü bir ülkeden geldiğim için bana çok ters gelmişti. Gittim amirime söyledim. “Sana mı küfür ediyor?” diye sordu. “Bana değil ortalığa ediyor, net bir hedefi yok.” dediğimde “O zaman bir şey yapamazsın, bırak etsin.” demişti.

Başka ülkelerden gelenler kısa sürede bu duruma alışıyorlar mı? Hem de nasıl. Amerikalılardan daha çok yol alıyorlar. Üstelik bu süre Amerikan sporlarına alışmak kadar da uzun sürmüyor. Bir iki haftada hemen adapte oluyorlar.

Aslında unutmak o kadar kolay bir şey değil. Unutmak istemiyorsan ne lisanını unutursun ne örf ve adetlerini ne de ismini. Doğal olarak yaşadığımız ülkelere uyum sağlamamız gerekiyor. Sağlamalıyız da ama her şeyimizi unutarak değil.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…