Açıkgözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Açıkgözlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2014 Perşembe

Çok Uzaklara Gitmek

Günaydın Dostlar,

Bazen her şey çok kötüymüş gibi hissedersiniz. Etrafta sanki iyi hiçbir şey kalmamış, güvenilecek tek bir kişi veya kurum kalmamış, artık kaçmak zamanıymış gibi gelir insana. Uzun uzun Marmara’nın mavisinin arkasındaki adalara bakarsınız. Bu gibi dönemlerde, “Bakkala gidiyorum diye evden çıksam uzaklara gidip bir daha hiç dönmesem.” gibi cümleler de sosyal platformların vazgeçilmezleridir.

Uzaklar, her şeyin çok güzel olduğu uzaklar, insanların birbirini sevdiği ve saygılı olduğu uzaklar, insanların dürüst olduğu,  hırsızlık yapmadığı, hatta aklına bile getiremediği uzaklar, insanların birbirinin hakkına saldırmadığı uzaklar.
“Var mı ki böyle bir yer?” diyeceksiniz.


Var. Japonya. Avrupa ve Amerika da bu konuda çok yol almış olmalarına rağmen, bence bu sorunun tam karşılığı Japonya.

Ben, Japonya’da kaldığım kısa süre içinde gördüklerimden çok etkilenmiştim, Döndüğümde de orada yaşadıklarımı sık sık o dönem beraber çalıştığım iş arkadaşlarıma anlatıp durmuştum. "Merhaba!" diyene Japonya’yı anlatıyordum. İnsanların birilerine saygısızlık yapmamak için ne kadar hassas düşündüklerini görmek güzel bir tecrübe olmuştu. Açıkgözlük yapmanın marifet sayıldığı topraklardan, açıkgözlülüğün insanların aklına bile gelmediği topraklara gitmek, benim için farklı bir deneyim olmuştu.

Havaalanından otobüsle otele giderken, otobüs şoförünün 500 metre ileride sol şeridin kapalı olduğunu görüp sağ şeritteki yirmi tane aracın arkasına girmesi, benim ilk Japonya öğrenimim olmuştu. Yirmi saattir yollarda olduğum için de “Ulan bu böyle her kuyruğa girerse yirmi saatte otele gidemez.” diye düşünmüştüm. Gitsene kardeşim soldan, sonra en öne geldiğinde bir şekilde sağa sıkışırsın. Şaka bir yana böyle bir davranış insanların aklından bile geçmiyor.
Japonya’da herkes aynı davranışı sergilediği için sorun olmuyor. Bizim gibi ülkelerde, sen sol şeride girmesen bile hemen arkandan gelen uyuz girer ve o yirmi araba öne giderken sen burada beklediğinle kalırsın.
Japonlar, her ne kadar genç nesille beraber bu işlerin yavaş yavaş bozulduğunu söyleseler de insanların birbirine saygısı konusunda halen bizi bin kere sollarlar.
İş yerinde bazı maskeli insanlar gördüm ve birtakım ciddi hastalıklardan dolayı öyle gezdiklerini düşündüm. Sonradan öğrendim ki nezle olan insan bile iş yerine maskeli gelirmiş. "Başkalarına bulaşırsa çok ayıp olur." diyorlar. Bizdeki insanların birbirinin suratına öksürme, hapşırma durumunu düşününce sanki arada epeyce bir fark var gibi.

Sahtekârlık ve hırsızlık, gerçekten de akıllarının ucundan bile geçmiyor; sistem tamamen dürüstlük üzerine kurulmuş. Bu nedenle de Japonya en az yabancı çalıştıran ülkelerden bir tanesi. Her türlü işi Japonlar yapıyor. Oradan, buradan insanlar gelsin ve sokakları süpürsün gibi bir durum kesinlikle yok. Bu kültürleri, bu ortamları bozulsun istemiyorlar.

Yıllar önce Almanya’da küçük bir şehre gitmiştim ve bana "18,000 nüfuslu şehre yıllar içinde 20,000 Anadolu çocuğunun geldiğini ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını" anlatmışlardı. Aynı şey Japonya’da da olsa ne olur diye düşünmeden edemedim.
Türkiye’de her türlü kırma, vurma, kurcalamaya maruz kaldığı için bir türlü oturmayan ama Avrupa’da, Amerika’da, Uzak Doğu’da çok yaygın kullanılan satış otomatları, Japonya’da birçok ürün için en yaygın satış kanalı. Bırakın meşrubatı, kahveyi, çikolatayı, sigarayı; yeni çıkan kitaplar bile bu otomatlardan satılıyor. Kimse bu otomatlarla güreşmediği için de sistem tıkır tıkır işliyor. Halk, evine tonlarla erzak almıyor. Bunun için zaten yerleri de yok. Canı bir şey içmek isteyen, iniyor sokağa, hemen otomattan alıp içiyor.
Bizim İstanbul kartı gibi orada da Japonya kartı var. Tek farkı bu otomatlar da dâhil olmak üzere her yerde kullanabiliyorsunuz. Sonra da her firma, gidip bu kartı işletenlerden kendi satış rakamlarına denk gelen parayı alıyor. Hiç sorun çıkmadan yürüyor. Neden mi? İnsanlar dürüst ve birbirlerine ve de sisteme güveniyorlar da ondan. Bizim ülkemizde böyle bir kart üzerinden satış yapıp, sonra da gidip belediyelerden paranızı almaya çalıştığınızı düşünebiliyor musunuz? On üç tane form doldurup, on üç noterden tasdik ettirip yine de on üç ayda paranızı alamazsınız.

Bizim güzel ülkemizde de bir gün işler Japonya’daki gibi olur mu? Hayır olmaz. Ayrıca olmasına gerek de yok. Biz senelerce içimizde büyütüp beslediğimiz Anadolu insanlığını, misafirperverliğini, hoşgörüsünü, yardımseverliğini, sevgisini, saygısını, Allah korkusunu, dürüstlüğünü, iyi niyetini kaybetmeyelim ve çevremize zarar vermeyelim yeter.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...




19 Mart 2014 Çarşamba

Bağdat Caddesi'nde Küçük Bir Büfe

Günaydın Dostlar,

Buralarda oturanlar veya buralara yolu düşenler, Bağdat Caddesi, Şaşkınbakkal’daki, döneri ile meşhur bu şirin büfeyi çok iyi bilirler. Bağdat Caddesi ve Noter Sokak’ın köşesindeki, 6,5 m2’lik, yılların eskitemediği bu büfe; her yıl binlerce döner pide satar.
Ben bildim bileli bu büfe vardır ve ben de dönerini çok severim. Yıllardır hiç yaşlanmayan, değişmeyen sahibi (Allah uzun ömürler versin), dünyanın en meşhur dönercileri arasındadır. Sahibi de hiç değişmedi, dönerlerin lezzeti, kalitesi de. Bu sabah da iki gram yürüyüş yaptım ya “Artık büfeye gidip bir döner pide yemeyi hak ettim.” diye düşündüm. Harcadığım kalorileri anında geri almam lazım.


Usul şöyledir, önce içeriye girer fişini alırsın, sonra da geri dışarı çıkar, sıraya girip dönerini alırsın. Kurallara uymayı seven bir insan olarak ben de aynısını yaptım, aldım fişimi, girdim sıraya. Önümde 18 yaşlarında bir çocuk vardı, onun önünde de iki kişi daha vardı. Durum fena değil yani, zira öğlen saatlerinde burada daha uzun kuyruklar görmüşlüğüm vardır.

Ben sıraya girer girmez yarım dakika içinde arkama yedi sekiz kişi daha geldi. “Ulan Emin tam zamanında gelmişsin.” dedim kendi kendime. Onların arkasından da binlerce vizon katledilerek yapılan kürküyle teyzem geldi. Teyzemin böyle bir büfede halka karışması, hepimiz için ayrı bir gurur kaynağı oldu. Kaç yaşında mı? Olsun da benden en fazla on ay büyük olsun.

Artık halk oldu ya herkes gibi teyzem de içeri girdi, fişini aldı ve dışarı çıkıp kuyruğun en önündeki adamın arkasında sıraya girdi. Herkes salak salak birbirine baktı ve önümdeki çocukcağız bana dönüp “Ağabey sıra bizde değil miydi?” dedi. Ben de “Bizdeydi ama ne yapalım girdi artık.” gibilerden bir şey söyledim. Bu güzel güneşli günde kadınla güreşmek istemiyorum, en başta kilolarımız tutmuyor. Bizim bu konuşmamızı teyzem duydu ve bizlere birer kara böcekmişiz gibi bakarak “Bana mı söylüyorsunuz?” dedi.

Ben daha ağzımı açamadan, benim arkamdaki 30 yaşlarındaki amca hemen atlayıp “Tabii ki size söylüyoruz, sıra yokmuş gibi hemen gittiniz en öne girdiniz.” şeklinde bir yorum yaptı. Teyzem de “İşiniz çok aceleyse buyurun siz alın o zaman.” dedi. Bayılırım bizim insanımıza, hem her haltı yerler hem de zeytinyağı gibi üste çıkmayı da hiç elden bırakmazlar. Haklı olarak sevgili amcam da “Konu acelem olup olmaması değil, sizin sırayı yok sayarak en öne geçmeniz.” şeklinde cevap verdi.

Bu sefer sıranın arka tarafındaki mahalle fedaisi görünümlü amcam “Ne olur hanımefendi bir döner alıp da gitse öldünüz mü hemen?” diye ön tarafa doğru kükredi. Bu sefer de benim arkamdaki amca döndü, ona laf yetiştirmeye başladı. Döneri kesen adamcağız da “Tamam, sorun yok, şimdi herkesinkini veriyorum.” diye ortamı yumuşatma çabalarına başladı.
Teyze dönerini aldı gitti, diğer vizon kürklü arkadaşları ile buluştu bile ama bizim amcaların ağız dalaşı halen sürüyor. En sonunda Emin tuttu, arkasındaki adamı önüne geçirdi, “Hadi sen de al git dönerini, uzatma daha fazla.” dedi de konu da kapandı.
İlginçtir bizim coğrafyamız. Hiç alakan olmayan senaryoda kendini bir anda başrolde bulabilirsin. Ortalığı kışkırtan, tadını çıkararak, dönerini yerken sen kendini nedenini bilmediğin bir kavganın içinde bulursun. Burada makbul olan kendi duruşundan ödün vermeden ve kavga tahriklerine kapılmadan hedeflerine doğru yol almaktır.

Her gün, her ortamda sizleri tahrik edip birtakım kavgaların içine çekmek isteyenler olacaktır. Kavgaya giriyorsanız en azından ne için kavga ettiğinizden emin olun.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…