Organizasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Organizasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2014 Cumartesi

CCI Büyük Bir Ailedir...

Her zaman CCI bir okuldur, bir iş yeridir deriz ama hepsinden önce, CCI büyük bir ailedir. Aile olmanın bütün unsurlarını da içinde barındırır. Aile bireyleri arasında, zaman, zaman kırgınlıklar olsa da, genelde büyük bir sevgi vardır. İş ortamına ve iş akışına yönelik tartışmaların, şahsi nefret haline getirilmemesi gerektiğini bilenlerin sayısı çok fazladır.


Dün akşam bir kere daha bu güzel ailenin fertleri bir araya geldi. Sevgili arkadaşımız Metin’e bu güzel organizasyonu için bir kere daha teşekkür ediyoruz. Organizasyon yapmanın ne kadar zor bir iş olduğunu bilen bir insan olarak (hatta bir sabah, bu konunun zorluklarını anlattığım bir yazı bile yazmıştım), sevgili Metin’in çabalarını, takibini, insanların peşinde koşmasını takdir edebiliyorum. Organizasyonun mekanı benim evime çok yakındı ama bir çok arkadaşımız uzaklardan geldi. Cuma akşamı, böyle bir yemeğe gelmek için İstanbul trafiğinde boğuşmak, aslında hiç de kolay bir iş değil.

Her toplantıda olduğu gibi, dün akşamki yemekte de, yine yıllardır görmediğim bazı arkadaşlarımı gördüm ve benim için güzel bir gece oldu. Sohbetleriyle, gülmeleriyle, dedikodularıyla, geçmişiyle, anılarıyla ve tabi ki rakısıyla, dün gece ki buluşma da tarihteki yerini aldı.

Başta da söylediğim gibi, CCI güzel ve garip bir ailedir. Garip kelimesini burada, değişik bir güzelliği vardır anlamda kullanıyorum. Genelde insanlar birbirine yakındır ve birbirlerini severler. Samimiyet ve açık kapı politikası, CCI da çok yaygındır. Diyeceksiniz ki, iyi güzelde hiç mi mikrop, kompleksli, kıskanç, ikiyüzlü, dedikoducu, tembel vs. adam yok CCI da? Tabi ki var. Her ailede olduğu gibi, CCI ailesinde de var.

Bu yakınlık ortamı ve günümüzün çok büyük bir bölümünün işyerine geçiyor olması, birçok CCI içi evliliğe de vesile olmuştur, zira CCI da çalışan birinin, çıkıp da başka ortamlarda birilerini bulma şansı yok gibi bir şeydir. Çalışma ortamının yoğunluğu buna müsaade etmez. Mutlu yuvalar kuran sevgili kardeşlerimize, buradan bir kere daha çoluklarıyla, çocuklarıyla sağlıklı, mutlu, paralı günler diliyoruz.

Benim uzun yıllar çalıştığım Satınalma bölümünde de durum çok farklı değildir. Biz, hemen, hemen hiç kopmayan grupların başında geliyoruz. Yıllar önce işyerinden ayrılmış arkadaşlarımız ile bile halen görüşüyoruz halen irtibat halindeyiz. Çorludan, Elazığ’a, Doha’dan, Bakü’ye kadar hiç kimseyle kopmadık. Tabi ki, Facebook gibi sosyal platformlarında bu beraberliğe sunduğu katkı inkar edilemez.

Satınalma ailesi, ama küçük gruplar olarak ama büyük gruplar olarak sık, sık bir araya gelmeye devam ediyor. Bizim kendi aramızda kullandığımız bir de sözümüz var ve her zaman, “binadan ayrılabilirsin ama CCI Satınalmadan asla ayrılmazsın” diyoruz. Yaşanan gerçekler ve hiçbir zaman ayrılmamış olmamızda bu sözün doğruluğu teyit ediyor.

Muhakkak ki birçok iş yerinde de benzer ortamlar vardır ama ben CCI da ki ortamın her yerden farklı bir ortam olduğuna inanıyorum. Adına ister okul deyin, ister aile, ister iş yeri hiç biri çok önemli değil. Önemli olan, güneş battığında yaşanılan dostluklar…

17 Mart 2014 Pazartesi

Organizasyon İşini Ben Hallederim

Günaydın Dostlar,

“Organizasyon işini ben hallederim.” diyorsun ama halledemezsin be güzel kardeşim! Bu coğrafyada kimse bu işi halledemez. Kimse organizasyon yapmaya niyetlenmez, genelde de yapana da yardımcı olmaz. Düğün, yemek, toplantı hiç fark etmez; hepsinde durum aynıdır.
Her birimiz ayrı bir şark kurnazı olan bizler, senin doğru dürüst bir organizasyon yapmana hayatta izin vermeyiz.

Hayatımın çok uzun bir bölümü Amerika’da geçtiği için doğal olarak böyle bir konu gündeme geldiğinde hemen Amerika’daki durumu düşünüyorum, orada bu işler nasıl yürüyordu diye.
 
Bu organizasyon işi Amerika’da nasıl mı yürüyor? Hemen anlatayım. İnsanları davet edersin, ne kadar önceden davet etmiş olursan ol, onlar da o gün müsaitlerse ve de gelmek istiyorlarsa “Tamam, ben geliyorum.” derler, takvimlerine işlerler ve davet günü kafalarına saksı düşmediği müddetçe de gelirler. Kesinlikle bir daha aramana veya onların seni aramasına gerek yoktur. “Gün yaklaştıkça tekrar konuşuruz.” gibi bir muhabbet de yoktur. Sen de gideceğiniz mekânı ayarlarsın, katılımcı sayısını bildirirsin ve olay biter. Allah göstermesin bir sağlık sorunu filan çıkarsa da onu da zaten hemen bildirirler.
Amerika böyle. Peki, bizim güzel ülkemizde bu iş nasıl yürüyor?
 
İnsanları ararsın ve daha toplantı gününe çok zaman varsa “Ağabey ben şimdi yirmi gün önceden nereden bileyim müsait olup olmayacağımı.” derler. “Dolu musun o gün?” dersin, “Yok değilim de her an her şey olabilir.” der. Onun burada kastettiği “her şey” hastalık durumu filan değil. Demek istiyor ki daha iyi bir toplantı, yemek bir şey çıkabilir; ben neden şimdiden yirmi gün önceden taahhüt altına gireyim. Kurnaz milletiz ya her türlü seçeneği açık tutacak.
 
Bir başka grup “Belli olmaz.” der. Burada da yine zihniyet yukarıdaki ile aynıdır. Neden şimdi bu günden kısmetimi kapatayım? Belki beni üç aydır yemeğe davet etmesini beklediğim adam/kadın yemeğe çağırabilir, sonra bu tarafı son anda iptal etmek zorunda kalırım, o yüzden açık bir kapı bırakayım.
 
Bazıları da “Ben doluyum gelemem.” der ama bu kesinlikle gelmeyeceği anlamına gelmez. Bizde bir de “Kim geliyor?” muhabbeti olduğu için kimin geldiğine bağlı olarak planlar her an değişebilir. “Eski okul arkadaşları cuma akşamı buluşuyoruz.” dersin, adamın ilk lafı “Kim geliyor?” olur. Daha kimin geleceğini öğrenmeden cevap vermek için erkendir. Kimin geldiğini bilmeden gidersen yanında oturmakla havanın kaçacağı veya küs olduğun insanlarla baş başa kalabilirsin. Her zaman böyle başkaları ile alakalı bir yaşam tarzımız olduğu için kimin gelip gelmeyeceği çok önemlidir bizim için. Buluşup gidelim de tanımadığımız veya istemediğimiz insanların yanına oturmayalım taktiği de çok kullanılan yaygın bir taktiktir. Genelde ikinci rakılar bitene kadar da kimse masadaki yerini pek değiştirmez.

Bazıları hiç cevap vermez. En havalı grup bunlardır. Organizasyonu cevap verecek kadar bile değerli bulmayanlar bu gruba girerler.
Şimdi yirmi gün önceden bu ülkede kimseden net bir cevap alamayacağını biliyorsun ya bu sefer de buluşmaya üç beş gün kala ararsın ve “Ağabey son dakikada mı aranır?” cevabı alırsın. “Bütün planlar yapılmış, son dakikada ben aranıyorum.” diye bir de sitem yersin.
 
Tabii bu arada şöyle de bir durum var ki ne “Geleceğim.” diyenin geleceğine inanabilirsin ne de “Gelmeyeceğim.” diyenin gelmeyeceğine. Buluşma günü yaklaştıkça insanları tekrar tekrar arayıp yeniden teyit alman gerekir. On gün önce sana “Geleceğim.” diyen birisi, çoktan konuyu unutmuş bile olabilir. Bütün bu tekrar tekrar sormalarına rağmen büyük gün geldiğinde yine de her şey olabilir. Sana on üç saat önce “Geleceğim.” demiş olan insanlar büyük bir rahatlıkla gelmeyebilirler. Mekâna söylediğin sayının yarısı geldiği için rezil de olabilirsin, söylediğinin iki misli de gelebilir. Bu gibi nedenlerden dolayı (Anadolu Yakası’nda hiç duymadım ama) İstanbul Beyoğlu’ndaki bazı meyhaneler önceden parayı havale etmeden rezervasyon yapmıyorlar. Bazıları da gelmeyen sandalyelerin parasını isteyebiliyorlar.
 
Amerika’da yaşarken birçok Amerikalının ve dört beş bizim arkadaşın katılacağı organizasyonlar yapmaya çalışırdık ve Amerikalılar bize “Siz Türkler anlaşın, biz ne gün, nereye derseniz oraya geliriz.” derlerdi. Dört beş Anadolu çocuğunu organize etmek, yüzlerce Amerikalıyı organize etmekten daha zordu. Bizde bir de “Ben oraya gitmem ağabey.” veya “Ali gelirse ben gelmem ağabey.” muhabbeti çok yaygındır. Mekân beğenmeyiz, insan beğenmeyiz. Bir yerde beş altı tane bizden insan varsa kesin en az iki tanesi birbirine küstür.

Biraz daha sorumluluk sahibi olan insanlarımız, konuyu da unutmamışlarsa saat 20.00’deki buluşma için saat 19.50’de arayıp “Ben gelmiyorum.” diyorlar ve de tamam ben görevimi yaptım, gelemeyeceğimi bildirdim rahatlığıyla yaşamlarına devam ediyorlar. İyi güzel de o saatteki bir bildirim sanki biraz geç oluyor gibi.
Bir de İstanbul’a özel, korkunç trafikte kıçını kaldırıp dışarı çıkmak istememe sendromu var. İnsanlar gitmek istiyor ama son anda trafiği, şunu, bunu düşündükçe keyifleri kaçıyor. Şimdi bu havada, bu trafikte dışarı çıkılmaz duygusu ağır basmaya başlıyor.

Diyeceksiniz ki “Organizasyon şirketleri bu işi nasıl yapıyor?”. Onlar genelde firmalarla çalıştığı için (firmanın gücüne göre) organizasyona birkaç gün kala firmalardan kesin rakam istiyorlar ve katılım o rakamın altında da olsa paralarını alıyorlar.
Bu işlerden çok canı yanmış ve de mekânlarda gelen ve gelmeyen insanlardan ötürü çok rezil olmuş bir insan olarak Emin, bu işlere artık hayatta bulaşmıyor. Mekânın, şunun, bunun çok önemli olmadığını anlayıp birazcık daha planlı, programlı yaşamayı öğrenebildiğimiz gün, her şey daha güzel olacak. Organizasyon işi zahmetli bir iştir. Bu işi yapanlara yardımcı olup beş yüz kere kıçımızda koşturmadan net cevaplar vermeliyiz. Günümüz insanının artık beş günlük, on günlük planlar yapabiliyor olması lazım diye düşünüyorum.

Bu sabah bütün haftasını planlamış kaç kişi var acaba aramızda?
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…