Kin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2018 Pazartesi

Küs Olduklarım...

Günaydın dostlar…

“Bayramlarda küslük olmaz” veya “Bayramlarda küsler barışır” sözlerini hepimiz duymuşuzdur. Gerçekten de küs olmak, bayramların ruhuna uymayan bir durum. Bayramlarda küslük olmaz da, yeni yılın ilk gününde olur mu?
Ben, yeni yılın da küslükleri bitirmek için çok uygun bir zaman olduğunu düşünüyorum. Şimdi herkes otursun ve bütün küs olduklarının listesini yapsın. Sonra da onları, hemen barışabileceklerim ve orta vadede barışabileceklerim diye iki gruba ayırın.


Hemen barışılacaklarla başlayıp, en barışılacak olanını hemen arayalım. Tamam, aramak konusunda ısrar etmeyeceğim, WhatsApp veya Facebook da olur. Yeter ki siz bir el uzatın. Böyle bir çabaya karşı taraf da karşılıksız kalamaz. Karşılık vermezse, anlarsınız ki o kişi hemen barışılacaklar kategorisinde değilmiş. Orta vadede bile değil, onu hemen uzun vadede barışabileceklerim grubuna atın.

Çok da detaylarını bilmediğim hadisler konusunda ahkâm kesmeyeceğim ama ben dinimizin küs kalmaya sıcak bakabileceğine inanmıyorum. Bütün detaylarını toplumun huzuru ve mutluluğu üzerine kurmuş olan yüce bir din, bireylerin birbirleri ile küs kalmasına sıcak bakamaz. Hele hele karşılıklı kin tutmak, nefret beslemek hiç olacak bir iş değil.

Kin ve nefretin olduğu bir toplumda mutluluk, kardeşlik ve beraberlik mümkün değildir.

Bu sabah neden bu konuya taktım bilmiyorum ama yeni yılın yeni başlangıçlar için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Küslükleri bitirmek de, bu başlangıçların en güzellerinden biri olurdu. Unutmayın ki, Sezen Aksu ve Yıldız Tilbe bile barıştı. 25 yıllık uzun bir zamandan sonra, onlar bile barışabiliyorsa, biz de yapabiliriz diye düşünüyorum.

“Evrankaya, sabah sabah bir araba laf ettin, sen küs olduklarınla barıştın mı?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben de kendi listemi düşündüm ama listemde hiçbir kimse yok. Birileri bana küsmüş ise, bundan da haberim yok.
Küs olduğunu düşünen sevgili dostlarım, arkadaşlarım varsa, onlara hemen bildirmek isterim ki, ben size küs değilim. Herhangi bir tartışmadan veya fikir ayrılığından dolayı, benim küsebileceğimi sakın düşünmeyin. Ben bu iki konuyu çok iyi ayırabilen bir insanım.

Elektriğiniz tutmaz, çok da bir arada olmak istemezsiniz; bu ayrı bir konu. Nadiren de olsa, rastlaşınca selamlaşırsınız. Benim açımdan, bu durumda bir sorun yok. Elektriğimizin uyuşmadığı veya negatif elektrik yayan insanlardan uzak durmak, ayrı bir konudur. Bu durumu küslük sayamayız. Küs olmayacağız diye, herkesle de görüşmek zorunda değiliz.

Yay burçları iyi niyetli insanlardır. Biz kolay kolay kimseye küsmeyiz. En fazla 24 saat soğuk yaparız. Küsmek bünyemizde yok. Aramızda, “Ben aylarca, yıllarca küs kalabilirim” diyen yay burçları varsa, onların da yorumlarını görmek isterim. Bu satırları yazarken de, “Acaba en güzel hangi burç küsebiliyordur?” diye de ayrıca düşündüm.

Hayat kısa, hiç kimsenin yarının garantisi yok. Bu kısa yaşamda, yıllarca küs kalmanın da bir anlamı yok. Zaman her şeyin ilacı, o gün çok önemliymiş gibi görünen nedenler, bugün çok komik olabiliyor.
Yeni yılın ilk sabahında yeni bir başlangıç yapalım. Hadi hemen listenizi çıkarın ve ilk olarak kiminle barışacağınıza karar verin. Bakalım en büyük barışmayı kim başarabilecek. Bugün barışmazsanız, yarın barışacak kimse bulamayabilirsiniz…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

2 Mart 2016 Çarşamba

Kimseyle Küs Kalma...

Günaydın dostlar…

Bugünlerde etrafımda çok fazla küs insan var. Herkes birbirine küs. Ben her zaman küs olabilmenin de önemli bir özellik olduğunu düşünmüşümdür. Herkese küsemezsin. Küsebilmek için, karşındaki insanın küsmeye değebilecek bir insan olması gerekmektedir. Değer vermediğin bir insandan en fazla uzak durursun.
Saçma sapan bir yere giden bir söz veya gereksiz inatlaşmalar, bizim topraklarda küsme tiyatrosunun başaktörleridir. Bir de Allah var, gururlu insanlarızdır. Yorganı yakıp, kıçımız açık uyumaya bayılırız.


Yay burçlarının çok fazla küsme âdeti yoktur. Fabrika ayarları, insanlarla iyi geçinmek ve samimi davranmak üzerine kurulmuş olan yaylar, küsme işini çok fazla beceremezler.

Düşünüyorum da, bütün hayatım boyunca küstüğüm insan sayısı 10 olmamıştır. Şu anda da küs olduğum bir kişi bile yok. Ben kimseye küs değilim ama bana küs olanlar varsa onu da bilemiyorum.

Bana küs olduğunu düşünen arkadaşlarım varsa, lütfen bana yazsınlar, çizsinler hemen barışalım. Her akşam, yaşananlara ağlayacak kadar bile bilgisi olmayan şehit çocuklarını izlediğim bir ortamda, ben kimse ile küs kalmak istemiyorum. Bu günlerde, en çok yazdığımız, çizdiğimiz iki cümle; “mekânı cennet olsun” ve “Allah rahmet eylesin” iken, ben kimseye “sana küsüm” demek istemiyorum.
Bizim, toplum olarak beceremediğimiz bir diğer konu da, küs olmakla, görüşememeyi birbirinden ayırabilmek konusudur. Görüşebilmek veya görüşmeyi istemek çok farklı bir konudur. Öyle insan vardır ki, elektriğiniz çok fazla tutmaz ve görüşmek istemezsiniz, bu durum da küs olduğunuz anlamına gelmez.
Bazı insanlarla da, çok görüşmek istediğiniz halde görüşemezsiniz. Hele de İstanbul gibi bir şehirde yaşıyorsanız, bir kere eve girdiniz mi, bir daha hiçbir kuvvet sizi dışarı çıkaramaz.

Bugünlerde sevdiğimiz insanları çok sık kaybeder bir duruma gelmiş olmamız da, insanlarla küs kalmamamız gerektiğinin en büyük nedenidir. Her kaybettiğimiz insan, giderken yaşamımızın sevdiğimiz parametrelerinin küçük bir parçasını da yanında götürüyor.

Geçen akşam Fener maçını izledim, kazanınca mutlu da oldum ama maç boyunca sık sık rahmetli Burhan’ın da bu maçları ne kadar çok sevdiği aklıma geldi. Burhan’ın aramızdan ayrılışı, benim için işin önemini ve keyfini azalttı. İnsanın içine, “yalan dünya Fener kazansa ne olur, kazanmasa ne olur” gibi bir his geliyor.
Sıcakkanlı insanlar olarak, küsme konusunda çok başarılıyız. Sevgili babam, saçma sapan bir laf yüzünden 30 sene boyunca kız kardeşiyle konuşmadı. Şimdi, kimseyi tanımadan yatarken, o günler aklına geliyor mudur acaba? Karadeniz inadının yarattığı 30 koca yıl. Geçmiş, gitmiş bir daha telafisi olmayan 30 yıl. Aslında Karadeniz insanının siniri çabuk geçer ama inadı bitmez.
Kimsenin yarını garanti değil. Henüz yaşlarımız çok büyük olmamasına rağmen, lise yıllarından bile sürekli birilerini kaybediyoruz. Facebook arkadaş listem artık bizlerle olmayan sevdiklerimizle dolu. Şimdi herkes oturup küs olduğu insanları teker teker düşünsün. Bir gün seyahat vakti geldiğinde, bavulunuzu küslüklerle doldurarak kendinize de, kalbinize de yük etmeyin.

Bu kadar kin, nefret ve küslüğün pazarlandığı bir ortamda, “küs olmayın,” demenin çok kolay olmadığının farkındayım ama yıllar boyu süren küslüklerinin, kimseye bir yararı olmadığını da hiç aklınızdan çıkarmayın.

Küs olduğunuz insan, yarın yanınızda olmazsa çok üzülürsünüz. O gün geldiğinde isteseniz de barışamazsınız.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

7 Nisan 2015 Salı

Çok Para Az Akıl...

Günaydın dostlar.

Herkes bana futbol dünyasında yaşanan rezillikleri soruyor. Bugünlerde bu konuyu en çok merak edenler de futbolla çok fazla ilgisi olmayanlar. Aslında belki de yazının başlığı “Çok Para Çok Akıl” olmalıydı. Bize ters geldiği için; bizler yaşananları akıllı işler olarak görmüyoruz ama belki de doğrusu onların yöntemleridir.
Merakta olan arkadaşlarımız için futbolumuzun neden bu halde olduğunu önem sırasına göre özetlemek istiyorum.



Para: Bütün yaşananların en büyük nedeni bu işte inanamayacağınız kadar çok para olması. Başkanından tutun da, toto satanına kadar, futbola bulaşan herkes bu pastadan payını alıyor.
Kutuplaşma: Ülkenin her yerini kaplamış, kutuplaşmış, kin ve nefret dolu atmosferin futbolu da etkilemesi kadar doğal bir durum olamaz. Artık tatlı rekabet diye bir şey kalmadı; hepsi nefrete dönüştü.

Kulüp Başkanları: Her şeyi ben bilirim yöneticilik anlayışının yaygın olduğu günlerde, kibirli kulüp başkanları da bu anlayışın zirvesindeler. Yaptıkları yorumlarla ve verdikleri demeçlerle ortamın gerilmesine katkı sunan en büyük grup kulüp başkanlarıdır. Başarısızlıkları örtmek ve konuyu saptırmak için olmayan düşmanlara saldırmak artık günümüzde geçerli bir yöntem haline geldi. Bu işlerin düzelmesinin en ufak bir ihtimali varsa, (her ne kadar taban bu tip karakterlere bayılsa da) kulüpleri bu çakma mafya babası görünüşlü, maço tavırlı, kibirli, kimsenin görüşüne saygısı olmayan insanlardan temizlemek şarttır.
Futbol Yorum Programları: Futboldan başka her şeyin konuşulduğu, maç heyecanı ile söylenmiş sözlerin cımbızla çekilerek defalarca tekrarlanmasının sağlandığı programlar, ortamın gerilmesinin en büyük nedenlerinden biridir. Evlere kadar gidip hakemlerin ailelerini rahatsız eden bu tip programlara dur demenin zamanı geldi de geçti bile. Bağra çağıra, herkesin aynı anda konuştuğu ortamlar, zaten bahane arayan fanatiklere kötü örnek oluyorlar. Bu programların haber alma özgürlüğünden ziyade ortamın gerilmesine hizmet ettiklerini düşünüyorum. Sık sık gördüğümüz kabadayı tavırlı restleşmeler de işin cabası.
Futbolcular: Şımarıklıktan ne yapacağını şaşırmış, kulüplerin her ne yaparsa yapsın sürekli arkasında durduğu futbolcular, insanlarda maça gitme zevki bırakmadılar. Doğru dürüst çalışmayan, laf dinlemeyen ama konuşmaya gelince çeneleri ayaklarından daha çok işleyen futbolcular, insanları futboldan soğuttular. Düşünün ki, üst düzey yönetici olarak çalışan bir insan, bu futbolcuların bir, iki senede yaptığı parayı, bütün hayatı boyunca çalışarak yapamıyor. Çok parayı kontrol edebilmekte bir maharettir.

Seyirciler: Tuttukları takımı hayatlarının başköşesine oturtmuş, olmayan paraları ile maça giden insanlarımız. Her laftan görev çıkarmaya hazır, takım fanatikliğini çoluk çocuğunun bile önüne geçirmiş nefret dolu taraftarlar. Bir takım saçma sapan işler yaparak, takımına hizmet ettiğini sanmanın dayanılmaz hafifliği. Ne yazık ki futbol takımları hayatımızın bir numaralı gurur kaynağı olarak yaşamaya devam ediyor. Bunun bir eğlence olduğunu, sinemaya gider gibi bir şey olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağız. Bırakın eğlenmeyi, biz bundan dolayı hayatı kendimize ve etrafımızdakilere zehir ediyoruz.

Köşe Yazarları: Bu konudaki köşe yazarlarının hemen hemen hepsi eski futbolcu veya hakemler. Bir de neden bu konunun uzmanı olduğu bilinmeyen 3-5 isim var. Bu yazarların birçoğunun yazıları gayet sübjektif ve geçmişte oynadıkları veya tuttukları takımlar açısından yazılmış yazılar. Zaten gerilmeye meraklı olan ortama bir odunda bunlar atıyorlar.

Bu listeyi politikacıları, futbol federasyonunu, hakemleri filan ekleyerek daha da genişletebiliriz ama ben ana unsurların yukarıda sıraladıklarım olduğunu düşünüyorum.

İşler şu anda tamamen kontrolden çıkmış ve tam bir nefret havasına bürünmüş durumda. Kimse artık kendi stadından başka bir yere gidip maç bile izleyemiyor. Radikal bir şeyler yapmanın şart olduğunu düşünüyorum.
İlle de başımıza büyük bir felaket gelmesi gerekmiyor. Her şeye iş işten geçtikten sonra reaksiyon göstermek gibi bir âdetimiz vardır ama bu sefer önceden tedbir alınmasının şart olduğu görüşündeyim.

İngiltere başbakanı Margaret Thatcher, İngiliz holiganların gittikleri ülkelerde olay çıkarmalarından bıkmış ve yıllarca İngiliz takımlarını Avrupa kupalarına yollamamıştı. Örnek olarak bizde de, “Ligleri 1,5 yıl tatil ettim, yeter artık bu rezillik.” diyebilecek bir babayiğit var mı?
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

5 Nisan 2015 Pazar

Söyleyecek Bir Sözüm Yok...

Günaydın dostlar.

Gerçekten söyleyecek bir sözüm yok.
Ben çok iyi bir Fenerbahçeliyim ama spor ile diğer konuları ayırabilecek kadar da akıllı bir insanım ama sen kardeşim fanatikliği gözünü döndürmüş, bu uğurda ne yapacağını şaşırmış bir insansın. O yüzden sana söyleyecek bir sözüm yok.


Ben, Fenerbahçe sevgisi ile arkadaş, eş, dost, kısaca insan sevgisini ayırabilecek bir insanım. İkisinin birbirleri ile ters orantılı olmadıklarını biliyorum ama sen kardeşim içindeki nefret katsayısı tavan yapmış ve kininden başka hiçbir şeyi göremeyen bir insansın. Bu uğurda bir otobüs dolusu insanı ortadan kaldırmayı bile düşünebiliyorsun. O yüzden sana söyleyecek bir sözüm yok.

Benim en sevdiğim insanlar, hatta kardeşim gibi sevdiğim insanların birçoğu Galatasaraylı, Trabzonsporlu, Beşiktaşlıdır. Gerektiğinde renklerin fanatikliğine saplanmadan oturur bu takımların hepsini eleştiririz. Kimse de “Sen benim takımım hakkında nasıl böyle konuşabiliyorsun?” demez. Medeniyet ve insanlık da bunu gerektirir ama sen kardeşim bunu anlayamayacak kadar gözü dönmüş, tuttuğu takımın renklerinden başka gurur duyabileceği hiçbir parametresi olmayan bir insansın. Sana ne söylersem söyleyeyim boşa gideceğini biliyorum. O yüzden sana söyleyecek bir sözüm yok.

Diyelim ki, şoförü vurdun, otobüs dereye yuvarlandı ve bütün takımı yok ettin. Ne geçti eline? Ondan sonra da bir şeyler yapmanın gururuyla evine gidip mışıl mışıl uyuyacak mısın? Bu kadar insanın günahını kalbinde nasıl taşıyacaksın? Babalarının yolunu bekleyen miniklerin gözyaşları birer asit damlası gibi tek tek içine damlamayacak mı? Bu işin bir de öbür tarafı yok mu? Nasıl vereceksin bunun hesabını? Bunları yazıyorum ama bir yandan da koca kafana bu lafların girmeyeceğini de biliyorum. O yüzden sana söyleyecek bir sözüm yok.

Hepimizin bildiği gibi bu topraklar üzerine vazife çıkarmaya meraklı insanların cirit attığı mekânlardır. Sen kendi menfaatlerin için ortamı gerersin, gider bir tanesi senin sözlerinden üzerine vazife çıkarır. İster kulüp başkanı olsun, ister siyasetçi olsun toplum önünde olan ve her gün ekranlara çıkan insanların ağızlarından çıkan sözlere çok dikkat etmesi gerekiyor.

Ortamı germenin yaratacağı kısa vadeli kazançlar, uzun vade de toplumları felakete sürükler. Her gün konuşanlar hassas düşünmüyorsa, o zaman biz dikkatli olalım.
Benim gibi düşünmüyor diye bir otobüs dolusu insanı öldürmeye kalkmak varabileceğimiz son noktadır. Umarım bu son noktada kendimize bir ders çıkarmayı başarabiliriz.

Dün akşam sağda solda gördüğüm bir takım tweetleri insanlık dâhilinde bir takım parametrelerle izah edebilmek çok zor. Halen bu işin bir Fenerbahçe işi olmadığını anlamamakta ısrar ediyoruz. Bu düşünce içinde devam edenler, sizlere söyleyebileceğim hiçbir sözüm yok.

Fenerbahçe takımı dün akşam yok olsaydı, ülke güllük gülistanlık olacaktı diye düşünmek nasıl bir ruh halinin ürünüdür, ben izah edemiyorum. Yarın aynı durum karşıt görüşlü bir siyasi partinin elemanlarının da başına gelebilir. Kendin gibi düşünmeyenleri yok etme ruh hali, çok tehlikeli bir gelişmedir.
Hepimizin aklımız başımıza alıp, ortamı germekten vazgeçmemiz gerekiyor…

Bu saldırının nasıl bir amaç için yapıldığını bilmiyorum ama sebebi her ne olursa olsun benim artık bu konuda söyleyecek sözüm yok…
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…