Baseball etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Baseball etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2021 Pazar

Unutmak O Kadar Kolay Değil

Günaydın Dostlar,

İnsanlar gittikleri ülkelerin kültürlerine kaç yılda alışırlar? Arkadaşlarımdan bir tanesi bu konu ile ilgili uzun bir yazı yazmış. Doğal olarak, ben de uzun uzun okudum. Asıl vurguladığı konu da yeni ülkedeki bize uymayan davranış biçimleri.

Rahat bir yaşam biçimine daha çabuk alışıyoruz galiba. Bütün hayatını çok düzenli ve sistemsel olarak yaşayan insanların gelip Alanya’da, Marmaris’te rahatlığa alışması buna en güzel örnek diye düşünüyorum. Bir Orta Avrupalının gittiği bir bakkalda alışveriş yapmadan önce oturup bir de çay içtiğini düşünebiliyor musunuz?


Bu konularda benim en iyi bildiğim yer Amerika. Bambaşka bir anlayış ve yaşam şekli olan bir ülkeye kaç yılda alışıyoruz? Bırakın bizi, Amerikalıların yaşam şekli Avrupa ülkelerine bile uymuyor. Türkiye’de yaşamasam benim gidip de yaşayacağım tek yer Amerika’dır. Avrupa ziyaret etmek için çok güzel ama hiçbir ülkede yaşamak istemezdim. Neden? Çünkü ben Amerika’ya alışığım.

Amerika’ya genellikle insanlar iki türlü duygu ile geliyorlar. Bir kısmı işini veya okulunu bitirip hemen dönmek istiyor. Bir kısmı da her ne kadar kısa bir süre için gelmiş olursa olsun, bir daha hiç dönmek istemiyor. Dönmek için gidip süre çok uzayınca orada kalanlardan bir tanesi de benim.

Alışma süreci kaç yıl sürüyor? Açıkçası bu insandan insana değişiyor. Orada yaşadığımız yıllarda geldiğinin ertesi haftası pasaportunu tahrip edip tükenmez kalemle ismini değiştirenleri bile gördük. Bir de tabii en çok sevdiğimiz, bir ay içinde doğduğu günden beri konuştuğu anadilini unutanlar var.

Benim için Amerikalılaşmaya başlamanın ölçüsü baseball ile başlıyordu. Baseballu anlamaya ve takip etmeye başladığın zaman yavaş yavaş Amerikalı olmaya başlıyorsun. Bizim hiç alışık olmadığımız ve çok da anlamadığımız bir oyun ilginç gelmeye başladıysa senin için karar verme zamanı gelmiş demektir.

Dönme zamanının limitindesindir ve dönülmez noktaya doğru ilerliyorsundur. Okumak için Amerika’ya gelen öğrencilere “Ya okul bitince hemen dönün ya da dönmeniz çok zorlaşır.” tavsiyesinde bulunuyordum. Okuldan sonra çalışmaya başladınsa hele bir de aldığın dolar maaşı bizim buradaki maaşlarla mukayese etmeye başladınsa artık dönmen çok zorlaşmış demektir.

Amerika’ya alışırsın ama yine de bir yanın eksik kalır. Soranlara “Burada fikir özgürlüğü var.” gibi cümleler kursan da günlük yaşamında bu hiç karşına çıkmaz. Arkadaşlarım, “Orada herkes her istediğini söyleyebiliyor.” dese de durum tam da öyle değil. Bu coğrafyadaki gibi, “söyle izi kalsın” modeli orada pek çalışmıyor. Söylediklerini gerektiğinde net bir şekilde ispat edemezsen başına iş alıyorsun. Sen dava açmak niyetinde olmasan bile avukatlar seni kışkırtıyor.

Kültür farklı. İlk işe başladığımda çalışan işçilerden bir tanesi işini yaparken sürekli küfür ediyordu. Küfür için ocakların söndüğü bir ülkeden geldiğim için bana çok ters gelmişti. Gittim amirime söyledim. “Sana mı küfür ediyor?” diye sordu. “Bana değil ortalığa ediyor, net bir hedefi yok.” dediğimde “O zaman bir şey yapamazsın, bırak etsin.” demişti.

Başka ülkelerden gelenler kısa sürede bu duruma alışıyorlar mı? Hem de nasıl. Amerikalılardan daha çok yol alıyorlar. Üstelik bu süre Amerikan sporlarına alışmak kadar da uzun sürmüyor. Bir iki haftada hemen adapte oluyorlar.

Aslında unutmak o kadar kolay bir şey değil. Unutmak istemiyorsan ne lisanını unutursun ne örf ve adetlerini ne de ismini. Doğal olarak yaşadığımız ülkelere uyum sağlamamız gerekiyor. Sağlamalıyız da ama her şeyimizi unutarak değil.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…


1 Şubat 2016 Pazartesi

Amerikalı Gibi Baseball Oynamak

Günaydın Dostlar,

Zaman zaman çeşitli konuların Avrupa’ya veya Amerika’ya mukayese edilmesini şaşkınlıkla karşılıyorum.  Hayatımızın hiçbir parametresi benzemiyor  ve eşit değil. Konulardan bir tanesini cımbızla çekip “Biz de Amerikalılar gibi baseball oynayabiliriz.” demek, bana hiç doğru gelmiyor.
Amerika’da çok uzun yıllar yaşamış ve onların yaşam şekillerini ve değerlerini oldukça iyi bilen bir insan olarak, nasıl onlar gibi baseball oynayabileceğimizi bir türlü anlayamıyorum. Baseball Amerikalıların hayatının önemli bir parçası. Doğdukları günden itibaren (ama az ama çok) baseball oynuyorlar.



Hayatımızın hiçbir parametresi aynı değilken Amerikalı gibi baseball oynayabilmemiz pek mümkün gözükmüyor.

İlk gözüme çarpan konu, bağımsız yargı konusu oluyor. Oradaki tam bağımsız yargıyı, bizdeki hiçbir dönemde bağımsız olamamış yargıya mukayese ettiğimde bana pek de eşitmiş gibi gözükmüyor. Bu ülkede yargı her zaman çeşitli odaklardan etkilenmiştir. Tam bağımsız yargı gibi bir kültürümüz hiçbir zaman olmadı.

Tam bağımsız yargı yok da tam bağımsız basın var mı? O da yok. Amerika’daki basın özgürlüğü dünyanın hiçbir yerinde yok. Basın çok güçlü olduğundan dolayı, Nixon’un, Clinton’un başına gelenleri unutmayalım. Tabii her yolun bir de dönüş şeridi var. İspat edemeyeceği bir yazıyı yazanın da canına okuyorlar. Bir şeyler yazıyorsanız kanıtlarınızın güçlü olmasında yarar var. Basın konusu demokratik hayatın çok önemli bir parametresidir ve bu iki ülke arasında basın özgürlüğü konusunda dağlar kadar fark var.
Peki ya üniversiteler? Onlar da tam bağımsız. Adeta devlet içinde devlet gibiler. Kendilerini çok farklı ve bağımsız birer ilim ve araştırma kuruluşu olarak görüyorlar. Bir üniversite bir karar aldığı zaman epeyce bir ses getiriyor. Hiçbir devlet büyüğü çıkıp da, üniversitelere, “sen şunu şöyle yapacaksın,” diyemiyor.
Amerika’da sendikalar da çok güçlü ve üyelerinin haklarını sonuna kadar savunuyorlar. Hükümettekilerle yakınlaşma gibi bir çabaları da hiç yok. Çok radikal bir şeyler yapmadığı müddetçe; bir işçiyi işten çıkartmak, hemen hemen imkânsız gibi bir şey. Bir şekilde çıkartsanız bile, sendikaların gücü sayesinde 3-4 hafta sonra geri gelebiliyorlar.

Particilik konusu da çok farklı işliyor. Bütün partinin aynı yönde oy kullanması gibi bir konu hiç yok. Hangi partiye mensup olursa olsun, adamlar kendi temsil ettikleri bölgelerin menfaatlerine göre oy veriyorlar. Kimse “acaba nasıl oy versem,” diye genel başkanlarının ağızının içine bakmıyor. Çarşaf liste, yorgan liste gibi kavramların baş harfini bile anlamazlar.

Bence, belki de bütün bunlardan daha önemli olan parametre, Amerikalıların uzlaşmacı kültürüdür. Amerikalılar, bir orta yol bulmayı severler. Ötekileştirmek veya insanları kutuplaştırıcı tavırlar içinde olmak, Amerikalıların bulaşmayı hiç sevmediği tabu konulardır. Bu konuların takibinde olan sivil toplum örgütlerinden de ödleri patlar.
Amerika, başkanıyla, partileriyle, meclisiyle, senatosuyla, bağımsız yargısıyla, tam bağımsız basınıyla, güçlü sivil toplum örgütleriyle, güçlü üniversiteleriyle, nefreti körüklemeyen ve insana değer veren yapısıyla, güçlü sendikalarıyla bambaşka bir ortamdır. Bırakın Türkiye’yi, Avrupa’ya bile benzemez. Herkesin herkesi kontrol ettiği çok güçlü bir sistem kurulmuştur.

Elbette ki, bu sistem de mükemmel bir sistem değildir ve bazı tıkanma noktaları vardır ama o coğrafyada iyi işleyen ve insanlar tarafından benimsenmiş, özgürlükçü bir yapıdır. 500 çeşit ırktan ve dinden insanı, tek bir bayrak altında toplayıp, huzurlu ve adil bir şekilde yaşamalarını sağlayan bir sistemdir. Geçmişi ne olursa olsun, herkesin kendini Amerikalı hissettiği çok özel bir dengedir.

Amerika’da yaşarken bir gün boş bulduğumuz bir baseball sahasına yayılıp “biz de baseball oynayalım,” demiştik. Kendi çapımızda attık, vurduk, yakaladık. Tam çok da güzel oynadığımıza inanıyorduk ki, bizi seyretmekte olan Amerikalı çocuklardan bir tanesi gelip, “Bu oyunun adı ne?” diye sorunca, yıkıldık.

Anadolu çocukları, ellerine baseball sopalarını alıp, baseballcu olduklarını zannederlerse, işte böyle küçük çocukların espri konusu olurlar. Ne demişler? Alışmadık götte don durmaz, durup dururken baseball oynanmaz. Bir baseball geçmişin veya kültürün mü var da, baseball oynayacağım diye çıkıyorsun ortaya?
Şimdi sizlere soruyorum? Yaşam şeklimiz, kültürümüz, tarihimiz, kurumlarımız, çalışma şeklimiz, hayata bakış açımız, tavırlarımız, yaklaşımlarımız, yaşam seviyemiz gibi parametrelerin hiçbiri Amerika’ya uymazken; bizim Amerikalılar gibi baseball oynamamız mümkün müdür?

Unutmayalım ki, Amerikalılar, “Biz, baseball, hot dogs, apple pie ve Chevrolet’e aşığız,” diyorlar; biz de at, avrat, silah diyoruz…
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

24 Temmuz 2014 Perşembe

Tamiratı Yapıp Döneri Kesip Gideceğiz...

Detroit’de dün oynanan Detroit Tigers – Texas Rangers baseball maçından önce saha dışında iki takımın taraftarları arasında çıkan kavgada 39 taraftar yaralandı…

Taraftarlar yanlarında getirdikleri döner bıçakları ve kesici aletlerle birbirlerine saldırdılar…
Hiç böyle bir şey okudunuz mu veya duydunuz mu? Duyamazsınız zira böyle bir şey Amerika’da ki bir spor müsabakasında kırk yılda bir defa olur, belki de hiç olmaz.


Dün akşam Televizyonda tesadüfen Detroit Tigers Baseball takımının maçına denk geldim, özlemişimde sonuna kadar seyrettim. Zaman, zaman televizyon seyircileri gösteriyor, bakıyorum ellerinde biralar, hotdoglar, yüzler gülüyor kadın, erkek, çoluk çocuk hepsi neşeli bir şekilde maç seyrediyorlar. Adamlar neşeli, adamlar maça gidiyor bizim gibi son 105 yılın kan davasını çözmeye gitmiyor.

Michigan’da bu baseball işini yeni yeni öğrenirken maçlara giden Amerikalılara sorardım “ne oldu dün akşam maç” diye. Bilmem galiba Detroit kazandı derlerdi. Ben de Allah’ın geri zekalıları, sonuçtan bile haberleri yok derdim. Hele kaç, kaç bitti diye hiç sorma onu hiç bilemezler. Hangi takımın kazandığını biliyorsa o yeterli onlar için. Halbuki bizde öylemi biz olayın har anını zihnimize kazırız. Oyuncunun kaçıncı dakika da el kol hareketi yaptığını sor, sana hemen söyleyelim…

Sonradan maçlara gitmeye başlayınca ve daha da büyüyüp olgunlaşınca anladım ki adamlar oraya kesinlikle güzel vakit geçirmeye gidiyorlar. Bizim gibi parayla eziyet, stres, gerginlik satın almaya gitmiyorlar. Benim o yıllarda çalıştığım Hudson’s firmasının da Tiger stadında en ön sırada locaları, koltukları vardı ama orada da hiç öğrenememiştik bu locaları kimlerin kullandığını. Bu maçalara gidecek isimleri kim nasıl belirler hiçbir zaman öğrenemedik. Görülüyor ki bu loca konusundaki belirsizlik üniversal bir durum. Burada olduğu gibi orada da bize hiç nasip olmazdı bu localara gitmek.

Takımın maçı kaybetmesi de dünyanın sonu değil, yarın bir maç daha var.

Demin söylediğim gibi unutmayın bu ortamda maç boyunca birde bira içiliyor. Bir baseball maçı boyunca adam başı 13 litre bira içer Amerikalılar. Bizde maç boyu bira içilse olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum. Adam maça tam bir takım çantasıyla geliyor tornavidası, çekici, keseri, bıçağı her şeyi var. Sanki maça değil de stada tamire gelmiş.

Futbol maçlarının tek iyi yanı seyircilerin 15 günde bir defa buluşması. Bu hafta birbirlerini yeseler bile zaten balık hafızalı bir millet olduğumuz için bir daha ki maça kadar her şeyi unutuyoruz. Baseball’da durum pek de öyle değil. Hemen hemen her gün oynuyorlar ve bir sezon içinde 162 maç yapıyorlar. Bizimkiler bilse ertesi akşam yine aynı insanların oraya geleceğini, bütün sülalesini, arkadaşını toplayıp kavgaya gelir.

Lüzumsuz şeyleri çok mu abartma huyumuz var acaba? Yoksa futbol takımlarından başka bu hayatta gurur duyacak hiç mi bir şeyimiz yok?  Bir Baseball takımı, bir Amerikalının hayatında önem sırasında ilk 25’e giremez. Biz de ise birçok kişinin hayatında futbol takımları bir numarada yer alıyor.
Sebebi mi? Çok basit, adamlar bu işleri spor olarak görüyor, biz bir yaşam felsefesi, hayatımızın tek gurur kaynağı olarak görüyoruz…

Kalın huzurlu, mutlu…