Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2015 Perşembe

Hiçbir Şey Bilmiyorum...

Günaydın dostlar.

Bütün bu yaşananlar bir kez daha bana hiçbir şey bilmediğimi gösterdi. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, 20 yaşında bir çocuk üzerine bombaları bağlayıp, gidip masum insanları öldürmek için kendini havaya uçurabiliyor.
Neden yapıyor bunu? Belki dini duygularla, belki ırkçı duygularla, belki de verilen uyuşturucuların veya hapların etkisiyle yapıyor. Ben bu işlerden anlamıyorum ama hangi kitapta gidip masum insanları havaya uçurmanın mubah olduğunu yazdığını da merak ediyorum. Unutmayalım ki, her görüşü bizle aynı olmayan insan bizim düşmanımız değildir.


İnsanlar bir şekilde bu işi yapmaya ikna ediliyor ve bir hedefe ulaşmak için düğmeye basılıyor. Ben işte o hedefi merak ediyorum. Amaç korku salmak mıdır? Son zamanlarda sınırlarda bir iki zorluk çıkardığı için Türkiye’yi cezalandırmak mıdır? Kobani’de kaybedilen savaşın intikamını almak mıdır? İnsanları bir birine düşürüp bir iç savaş çıkarmak mıdır? Siyasi bir takım nedenlerle mi bu işler yapılıyor? Hepsi mi? Hiçbiri mi? Cevabım yok. Hiçbir şey bilmiyorum.

Terör örgütlerinin lunaparkı haline dönen Orta Doğu’da kim kimle savaşıyor, kim kimle dost hiçbir şey anlamıyorum. Amerika ve koalisyon uçaklarının bazı terör örgütlerini bombaladıkları yazılıyor, çiziliyor. Gerçekten de böyle olduğunu biliyor muyuz? Kim bilir belki de bizim Amerika’nın düşmanı diye bildiğimiz terör örgütleri, aslında Amerika’nın yarattığı, desteklediği ve oyunun bir parçası olan gruplar olamaz mı?

“Işid, kesinlikle Amerika’nın düşmanıdır” diyebilir misiniz? Dostu olamaz mı? Ayrıca bu coğrafya öyle enteresan bir bölge ki; kimin dost, kimin düşman olduğu akşamdan sabaha da değişebiliyor. Ben her zaman gerçekten ne olduğunu çok merak ediyorum.

Sık sık büyük resmi gören bir üst güçten söz ediliyor. Kimdir bu üst güç? Amerika’mı? Yoksa diğerleri mi? Belki de hepsi bir araya gelip planlıyorlardır bunları. Ben başkan Obama’nın veya diğerlerinin bu üst güç masasında oturduklarını düşünmüyorum. Dünyayı yöneten başka menfaat gruplarının bu tip yapılanmaları planladığı görüşündeyim.

Sokaktaki her insan gibi Emin’in de birçok konu hakkında düşünceleri var ama gerçekten ne olduğunu hiçbirimizin bildiğini düşünmüyorum. Aylardır askerlere ateş açmayan PKK bir anda askerlere saldırmaya başlıyor. Bir anda Ceylanpınar’da polis memurları şehit ediliyor. Bunun emrini kim veriyor? Böyle bir emir her yerden geliyor olabilir. Yaşadığımız dünyada hiçbir alternatifi göz ardı edemeyiz. Dost görünen düşmanlar da, düşman görünen dostlar da böyle bir emir vermiş olabilirler.
Kendi ülkemiz de dâhil olmak üzere hiçbir grubun kimle dost, kimle düşman olduğu hakkında çok net bir şey söyleyemiyoruz. Bir takım müsamahalı tavırlar bizlere bir takım fikirler veriyor ama gerçekte hiçbir şey bilmiyoruz.
Oyunlar oynanıyor, insanlar ölüyor. Müslümanlar ölüyor. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, her yerde Müslümanlar ölüyor. Yıllar önce Batılılar tarafından bilerek başlatılan mezhepsel çekişmeler bugün dahi büyüyerek devam ediyor. Bir Allah’ın kulu da çıkıp da, “Biz öldükçe dünyanın diğer milletleri rahat yaşıyor” demiyor.

Irkçılığın, mezhepçiliğin ve din sömürüsünün son bulduğu bir dünyada yaşamak istiyoruz ama görülüyor ki, şimdilik çok şey istiyoruz. Kim bilir belki bir gün hayallerimiz gerçek olur.

Geçen gün sosyal medya ortamında dolaşan çok ilginç bir söz gördüm. “Birileri size gelip de dünyadaki bütün savaşlar bitecek ama bundan sonra da hiç internet olmayacak dese kabul eder misiniz?” yazıyordu. Ne dersiniz? İnternet gitsin; savaşlar bitsin mi?
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…  

29 Nisan 2014 Salı

Cumhurbaşkanı Nasıl Bir İnsan Olmalı

Günaydın Dostlar,

Cumhurbaşkanı’nın nasıl bir insan olması gerektiği konusunda yorum yapmayan kalmadı. Ben de düşündüm, taşındım ve naçizane görüşüm; cumhurbaşkanının benim gibi bir insan olması yönündedir.

Cumhurbaşkanı, benim gibi Allah korkusu olan, insanların dini inançlarına saygılı ama hiçbir zaman dini siyasete alet etmeyen ve ettirmeyen, dürüst ve iyi niyetli bir insan olmalıdır. Para hırsı olmayan, ülke menfaatlerini her zaman şahsi menfaatlerinin üzerinde tutabilecek bir karaktere sahip birisi olmalıdır. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığı prensiplerini çok iyi anlayarak; menfaat zeminleri ortaya çıkmasına müsaade etmemelidir. Bu üç unsurun ülkenin ana temelleri olduğunu hiçbir zaman unutmayarak, demokrasi yolundan asla vazgeçmeyecek birisi olmalıdır.
Benim gibi siyasete hiç girmemiş, hiçbir zaman da girmeyi düşünmeyen birisi olmalıdır. Partiler üstü olan ve her siyasi partiye ve görüşe eşit mesafede durabilecek bir insan olmalıdır. "Ben cumhurbaşkanlığını bıraktığım zaman gider bir partinin başına geçerim." gibi bir düşüncesi kesinlikle olmamalıdır.

Irkçılıkla alakası olmayan, herkese iyi niyet ve eşit hislerle yaklaşabilecek, değişik dinleri ve dini mezhepleri sorun haline getirmeyen, içeride ve dışarıda sevilen ve saygı gören bir kişiliğe sahip olan bir insan olması lazımdır. Toplumun her kesimi ile ilişkilerini sürdürebilen, yeri geldiğinde diğer devletlerin başkanları ile diyaloğa girebilecek, yeri geldiğinde de bir gecekonduda kendini evinde hissedebilecek biri olmalıdır. Tabii buna bağlı olarak en azından İngilizceyi çok iyi konuşuyor ve yazabiliyor olması da şart.

Cumhurbaşkanı, benim gibi cesur olmalıdır. Popüler olabilmek ve/veya belirli kesimler tarafından sevilmek uğruna inanmadığı şeylerin altına imza atmamalıdır. Bir duruşu olmalı ve o duruşundan kolay kolay ödün vermemelidir. Gerektiğinde “hayır” demek cesaretini gösterebilmelidir.
Bu koltuğa oturacak kişinin, aynen benim gibi belirli bir espri anlayışı olmalı ve yapılan şakaları veya eleştirileri kaldırabilmelidir. Her eleştiri yapanı veya aynı görüşte olmayanı kendine düşman ilan etmemelidir.

Ülkenin ve vatandaşların sorunlarını iyi analiz edip bu yoldaki çözümlere katkı sunabilecek bir yapıda olmalıdır. Çiftçiden sağlıkçıya, polisten emeklilere kadar her kesimin sıkıntılarını anlayıp kısa ve uzun vadeli çözümler üretebilmelidir. Dünyanın giderek milliyetçileştiği ve içine kapandığı bir ortamda eğitim, tarım, hayvancılık, üretim gibi konularda bağımsız olmamızın ülke için hayati bir önemi olduğunu çok iyi kavramış biri olmalıdır.

Devletin kurumlarına eşit mesafede durarak, kurumlar arasında doğabilecek ihtilafları çözebilmek adına olaylara tam bir tarafsızlık duygusu ile yaklaşabilmelidir. Askerlerle de, meclisle de, bakanlarla da, belediyelerle de, üniversitelerle de, diyanet işleri başkanlığı ile de, sendikalarla da, sosyal toplum kuruluşlarıyla da ilişkilerini her zaman ülke menfaatleri doğrultusunda yürütmelidir. Eşini, dostunu, akrabasını bu kurumlara yerleştirme çabası içinde kesinlikle olmamalıdır.
Belli bir duruşu, görüşü olan ama diğer fikirleri, karşı görüşleri de dinlemeye açık olan, kolay ulaşılabilir, halkın yapısını anlayan ve sevilen bir kişi olmalıdır. Sokaktaki insan, “Bu konu cumhurbaşkanının önüne giderse ülke menfaatlerini ilk sırada düşüneceği için bunu hayatta imzalamaz.” diyerek ona güvenebilmelidir. Bence günümüzde artık böyle bir pozisyon için sadece üniversiteden mezun olma şartı değil, iyi bir üniversiteden ve de uygun bir konudan mezun olma şartı da aranmalıdır diye düşünüyorum. En alt seviyelerde bir eleman alımında bile istenmedik şey kalmıyor ama cumhurbaşkanı olurken bunların yarısı bile aranmıyor.
Cumhurbaşkanı, adı üstünde cumhurun başkanı olarak cumhuriyete, ülkesine, milletine, vatanına, halkına, devletin kurumlarına, özgürlüklere, demokrasiye, laikliğe her zaman, her ortamda sahip çıkabilecek bir insan olmalıdır. Yaptığı her işte, attığı her imzada, sürekli olarak “Bu yapacağım iş, atacağım imza benim ülkeme yararlı mı yoksa zararlı mıdır?” diye düşünmelidir.

Cumhurbaşkanı; bütün bu özellikleri taşıyan, ne siyasi ne de askeri geçmişi olmayan, Emin gibi herkese ve her kuruma  eşit mesafede durabilecek biri olmalıdır.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

20 Mart 2014 Perşembe

Kötülük Kötülük Kötülük

Günaydın Dostlar,

“Kötülük” bizim buraların vazgeçilmez bir gerçeğidir.  Hatta toplumumuzda kötü davrananların garip bir cazibesi de vardır. Kötüler her zaman revaçtadır, iyiler de her şeyi içlerine atıp erkenden öldükleriyle kalırlar.


Ne yazık ki etrafımızda iyilikten çok kötülük, zorluk, sıkıntı vardır. Kötüler veya kötü düşünenler çok fazladır. İnsanlar rahat durmazlar, metrekareye düşen kafası kötülüğe çalışan insan sayısı oldukça fazladır. Bu kötülük zaman zaman şeytanlığa veya cinliğe de dönüşebilir.

Sevgili Ferdi Tayfur’un hiç unutmadığım bir lafı vardır “Aslında ben komedyen olmak istiyordum ama bu kadar sıkıntının içinden ancak arabeskçi çıkar.” demişti. Ferdi amcanın çok fazla gülme ortamı olmamış. Baba öldürülmüş, aile fakir, imkânlar zor, şartlar kötü, tabii bu durumda da “Umudum kalmadı fani dünyada.” gibi sözler çıkar. Adamın “Hayat Bayram Olsa” yazacak hali yok.




Biz her gün daha çok kötü şeyler mi duyarız, iyi şeyler mi? Bence mukayese bile kabul etmez. Etrafımızdaki haberlerin, yaşananların, gördüklerimizin, duyduklarımızın çoğu kötü şeylerdir. Genelde çok az iyi şey duyarız. Duyunca da mutlu olur, şaşırırız. Ayrıca iyiliğin karşılığı ille de kötülük değildir, ortada bir de bir sıfır çizgisi vardır. Anladık iyilik yapmak istemiyorsun ama kötülük yapman da şart değil.

Günümüzde artık öyle bir noktaya geldik ki kimse kimseden bir iyilik beklemiyor. Biri tutup da iyi bir şey yapsa hemen altında bir şeyler arıyoruz. Kafamız hemen, “Durup dururken neden şimdi bu bana iyilik yaptı, dur bakalım bunun altından ne çıkacak?” diye sorgulamaya başlıyor.


Bazen merak ederim, örneğin İsviçre’de yaşayan bir insan da bu kadar kötülük görüyor, duyuyor mudur diye. Yoksa bu bizim kaderimiz midir? Avrupalının aklının ucundan bile geçmeyen konular neden bizler için yüzyıllardır bitmeyen tartışma konularıdır? İnsanlar diyorlar ki “Bizim yapımız böyle; biz Avrupalı, Amerikalı gibi olamayız.” Ne enteresan yapımız varmış ulan, hiçbir yere tam uyamıyoruz.

Örnekler genelde hep kötüye göre verilir. Bir firma size ürününü satmaya geldiğinde kendi ürününün iyiliklerini anlatmak yerine, genelde rakibinin ürününün kötülüklerini anlatır. Bu kötülemeler aslında ürünler hakkında bilgi sahibi olmak için iyi bir yöntemdir ama kim bilir belki ikisinin ürünü de kötüdür. Ülkemizde, başka birinin ürününü kötülemeden satış yapmaya çalışan firma sayısı iki elin parmaklarını geçmez.

Reklamlarda kimse çıkıp da “Benim ürünüm çamaşırı bembeyaz yapar.” demez, muhakkak rakibin beyazlatmayan “kötü” ürününe bir referans vardır.

Siyasette de durum ortada. Yıllardır parti başkanlarının mitinglerini görüyoruz, konuşmalarını dinliyoruz. Neler yapmak istediklerinden, projelerinden kısaca söz etmekle beraber, genelde konuşmalarının %90’ı karşı tarafı kötülemekle geçiyor. Neden? Çünkü biz böyleyiz. Karşı tarafın ne kadar kötü olduğunu duymayı severiz. “Ben size teleferik taşımacılığı yapacağım.” lafı, karşı tarafın ne kadar kötü olduğunu duymak kadar etkili değildir.


Filmlerimizde de televizyondaki dizilerde de muhakkak birkaç tane kötü insan vardır ve bir sürü kötü şey olur. Her şeyi çok iyi giden, mutlu, mesut, sorunsuz bir aile gösterseler kimse seyretmez vallahi. En azından iki üç haftada bir kötü bir şeyler olmalı. Biri hapse düşmeli, biri komaya girmeli ki biz de haftalarca onların hapisten çıkmalarını veya iyileşmelerini bekleyelim. Bazen de senaristler bakarlar ki her şey çok güzel gidiyor, hastalıkla filan uğraşmazlar doğrudan birkaç kişiyi öldürüverirler.

Böyle gelmiş, böyle de gidecek mi? Muhtemelen evet.

Tek şansımız kötülük düşünmeyen, kafası iyiliğe, doğruluğa, dürüstlüğe çalışan, akıllı, tahsilli, ahlaklı, hoşgörülü çocuklar yetiştirmek. Burada en büyük görev de biz anne, babalara düşmektedir.

Unutmayın; yetiştirebileceğimiz bir tane ahlaklı, düzgün, sevgi dolu çocuk, bu oranı değiştirecektir. Kafamızı kötülüklere göre programlanmış fabrika ayarlarından değiştirip iyi bir şeylerin de olabileceğine göre programlamamız şart.

Bu ülke de bir gün sabah yataktan neşeli kalkan, iyi niyetli, aklına en ufak bir kötülük veya kötüleme gelmeyen mutlu insanların ülkesi olacak.

Kim ne derse desin, ben buna çok inanmak istiyorum.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…