Ağabey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ağabey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Allahaısmarladık Ömer Ağabey...

Bir devir daha kapandı, bir büyük çınar daha devrildi. Dostlarımızı, sevdiklerimizi, tanıdıklarımızı, yıllarca beraber çalıştığımız insanları birer, birer kaybediyoruz. Çok uzun yıllar boyunca CCI ile çalışan ve şirketin her türlü gümrükleme işini yapan, duayen tanımının tam karşılığı olan, sevgili Ömer ağabeyimizi dün kaybettik. Bugün kılınacak öğle namazından sonrada ebedi istirahate yollayacağız.


Ömer ağabey aileden biriydi. Sonuçta kağıt üzerinde bakıldığında şirkete hizmet veren firmalardan biriymiş gibi gözükse de, işin gerçeği hiçbir zaman öyle değildi. Çalışılan firmalar arasında, çok az sayıda “ağabey” diye hitap edebileceğimiz insanlar vardı ve Ömer ağabey de bu listenin en üst sıralarındaydı.

Şirketi her zaman kendi şirketi gibi görür, sürekli düşünür, sürekli çalışırdı. Şikayet edici bir yapısı hiç olmayan, her zaman hayata bağlı bir insandı. Birbiri ardına geçirdiği çok ciddi ameliyatlar bile onun çalışma şevkini ve enerjisini kıramadı. Her seferinde dimdik ayağa kalkıp yola devam etti.

Her zaman şık, her zaman çakı gibiydi. Hiçbir zaman özensiz bir giyim halinde yakalayamazdınız Ömer ağabeyi. Başındaki şapkasından, elindeki şemsiyesine, kravatından, bastonuna kadar, giyiminin kuşamının her detayına çok önem verirdi.

Yeni bir konu duyduğunda hemen şirketin bundan nasıl etkilenebileceğini düşünür, sonrada konuyu bizlere anlatmak için atlar arabasına gelirdi. Zaman, zaman bizler onun kadar konuyu iyi anlayamazsak, bizlere kızdığı da olurdu. Diyorum ya, her yanıyla bizim ağabeyimizdi.

Görmüş, geçirmişliğin kitabını yazmış, yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, kaliteyi, arkadaşlığı, dostluğu seven bir insandı. Çengelköy’de ki öğlen yemeği buluşmalarını çok severdi. Bizleri de sık, sık davet ederdi ama biz dünyayı kurtardığımız için, yoğunluktan kıçımızı kaldırıp gidemezdik. Yine de bir, iki kere o çok sevdiği ortamda beraber olabildiğimiz için bugün çok mutluyum.
Aceleciydi Ömer ağabey. Her işin acele veya çok acele olduğu bir sektörde de zaten başka türlü olması da mümkün değildi. Her zaman etrafındakiler de onun gibi aceleci olsun isterdi ve olmayınca da çok kızardı. Uzun yıllar süren beraberliğimizde bir kere bile bizleri malzemesiz bırakmadı.

İthalat, ihracat konularında pek de bir şey bilmeyerek başladığımız çalışma hayatımızda, Ömer ağabeyden çok şey öğrendik. Emeklerini, öğrettiklerini hiçbir zaman inkar edemeyiz. Zaman, zaman öğrettiklerini hatırlamadığımızda, “daha geçen ay anlattım diye” kızsa da, hiç ama hiç üşenmeden konuyu bütün detaylarıyla tekrar anlatırdı.

Çok tecrübeli, çok bilgili, öğrenmeyi, araştırmayı seven, doğru iş yapmaya önem veren, çok kıymetli ve kaliteli bir insanı kaybettik. Ben ona her zaman, “Ömer ağabey” derdim, o da bana her zaman, “Emin’ciğim” derdi. Hiçbir zaman Ömer Bey, Emin Bey muhabbeti olmadı aramızda.

Bir gün, bir arkadaş ortamında çeşitli gümrük müşavirleri ile sohbet ederken, söz bir şekilde Ömer ağabeyden açıldığında “Ömer ağabey bir numaradır, Ömer ağabey hepimizin ağabeyidir” demişlerdi. Gerçekten de “bir numara” bir insanı kaybettik. Seni hiç unutmayacağız Ömer ağabey, mekanın cennet olsun…

5 Nisan 2014 Cumartesi

Doktor Ekrem Amca

Günaydın Dostlar,

Mademki dün Michigan’dan söz etmeye başladık, Doktor Ekrem amcadan bahsetmeden olmaz. Yeni nesil “Ekrem amca” derdi ama biz “Ekrem ağabey” derdik. Gerçekten de o dönem orada bulunan Türk (ve hatta diğer yabancı öğrenciler) öğrenciler için bir şanstı.

Çok uzun yıllar Amerika’da yaşamış olduğu halde Akdeniz’in bağrından çıkıp, Tarsus Amerikan kolejinden geçip Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin koridorlarında dolanan yaşamından hiçbir şey kaybetmeyen, ne Türklüğünde ne duruşunda ne de değerlerinde bir gram bir şey değişmeyen çok farklı bir insan.

Amerika’ya gittikten birkaç yıl sonra tanışmış olsam da Ekrem ağabey benim ağabeyim, amcam, babam, arkadaşım, dostum, Amerika'daki ailem, her şeyimdi. Eşi Gülseren ablanın da kalbimde bambaşka bir yeri vardır. Ben Türkiye’den çıkarken daha 18 yaşına bile basmamıştım. Şimdiki haberleşme olanaklarının da hiçbiri yoktu. En fazla ayda bir kere telefonda konuşur, sık sık da mektup yazardık. Dünyanın öbür ucunda tek başına olan 18 yaşında bir çocuk için Ekrem amca bir güvencedir.
Ekrem amca doktor. Amerika’daki diğer Türk doktorları gibi o da zengin Allaha şükür ama Ekrem ağabeyin zenginliği cüzdanından çok gönlünde. Amerika’daki en küçük azınlıklardan biri Türkler. Yerleşik olanların çoğu da doktor ve genelde de maddi durumları çok iyi. Allah daha çok versin. Ekrem ağabeyi tanımazken bir hasta olduğumda bir gün bir tanesini aramıştım, o da bana "Doktora git.", "Okulun kliniğine git.", "Hastaneye git." filan gibi laflar söyleyerek hiç bulaşmamak için elinden gelen her şeyi yapmıştı.

"Hastaneye git." diyorsun, iyi güzel de nerede bizde hastaneye gidecek para? Hadi diyelim ki gittik, hastanedeki doktor veriyor minicik bir antibiyotik. Biz alışmışız burada antibiyotikleri leblebi gibi yutmaya, benim öküz gibi şişmiş boğazım minicik antibiyotikle geçer mi? Bu nedenle de ne doktorlar öğrencilere ne de öğrenciler doktorlara pek bulaşmazdı. Senede bir defa Cumhuriyet balosunda görüşürdük. Durum şimdiki gibi değil, dolarları cebine koyan yurt dışına gidemiyor, paralar Milli Eğitim Bakanlığından geliyor ve genelde de zamanında gelmiyor. Bu nedenle de öğrenciler, genelde parasızdı ve zar zor idare ediyorlardı.

Bunu bilen doktorlar, öğrenciler bizden para ister korkusuyla öğrencilerin bulunduğu mahalleden bile geçmezlerdi. Ekrem ağabeyi farklı yapan da işte tam bu konudur. O her zaman öğrencilerin içinde, yanında, arkasında her yerdeydi. Sanki millet çocuğunu oraya Ekrem ağabeye güvenip de yollamış gibi bir durum vardı. Okula kayıt mı yaptıramıyorsun, paran mı gelmedi, aç mı kaldın, hasta mısın, bir halt ettin polisle, mahkemeyle mi başın dertte; ihtiyacın her neyse Ekrem ağabey oradadır.

Amerika’ya gidebilmek için öğrenci vizesi almak lazım ve de vize alırken Amerika’da yaşayan birinden garantörlük istiyorlardı. Sen Amerika’da bir haltlar yersen veya bir yerlere borç takarsan bu şahsı sorumlu tutacaklar. Tanıdık tanımadık yüzlerce öğrencinin garantörü Ekrem ağabeydi. Bu bir risktir ve bu dönemde kimse böyle bir riske girmez. İçinde taşıdığı değerler çocuklara “hayır” demesine mani oluyordu..

Ekrem ağabeyin muayenehanesi Türklerin buluşma noktası gibiydi. Uzun bir müddet arayıp sormazsan da sitem eder, kızardı. Ne zaman ki Ekrem ağabeyi beş altı gün aramamışsan kesin hasta olursun ve muayenehaneye kuzu gibi düşersin. “Ekrem ağabey işte ben arayamadım birkaç gündür.”, “Biraz boğazım da şişti de.” filan diye sen lafa girerken “Beter ol çocuğum.” derdi. Sen günlerdir aramadın, suçlusun; artık oturup her türlü sitemi dinleyeceksin. Boğazın şişmese geleceğin yok, diye başlayan cümleler birkaç dakika devam ederdi..
Ekrem ağabey çocuk doktoru ama çok büyük bir zamanı da üniversite öğrencilerini tedavi etmekle geçiyordu. Bizim yapımızı, nasıl iyileşebileceğimizi en iyi o biliyordu. Biz öyle 50 mg antibiyotikle filan iyileşemeyiz.
Bizim için Ekrem ağabey bir şanstır. Hiçbir şey olmasa bile varlığı bile yetiyordu. Onun orada olduğunu bilmek, bizler için her açıdan bir güvence idi. Diyeceksiniz ki "Bu kadar iyilik yaptı da hiç mi nankörlük görmedi?" Görmez olur mu? Görmediği nankörlük kalmadı. Nankörlüğün her cinsinden beşer onar defa gördü. "Yemek yiyecek param yok." deyip Ekrem ağabeyden borç alanları, ertesi akşam şehrin en pahalı restoranlarında görmek çok sık karşılaştığı bir durumdu. Gördüğü nankörlükler, Karadeniz’e köprü değil; altı şeritli yol olur.

Benim babam, o zamanlar Ekrem ağabeyi hiç görmemişti ama o bile ayda bir defa yaptığımız konuşmalarda bana Ekrem ağabeyi sorardı. Sonra tanıştılar ama tanışmadan önce bile öğrencilerin aileleri Ekrem ağabeyi bilirdi.

Ekrem ağabey çoktan emekli oldu. Allah uzun ömürler versin, şimdi emekliliğinin tadını çıkartıyor. Her sene İstanbul’a da geliyor, güney’e de gidiyor, Amerika’da da yaşıyor. Elli yıldır oralarda olduğu kesin. Bu kadar yıldır Amerika’da yaşayıp Anadolu kültüründen, değerlerinden hiçbir şey kaybetmeyen özel bir insan o. Michigan’da en güzel dönemi bizim yaşadığımıza inanıyorum. Aradan otuz yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen halen o günlerde kurulan arkadaşlıklar, dostluklar devam ediyor. O güzel dönemin en güzel parametrelerinden birisi de Ekrem ağabeydir. Ben, bu özel insan benim hayatımın bir parçası olduğu için çok şanslıyım.
Sağlıklı kalın, mulu kalın...