Tünel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tünel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2015 Salı

Arabalı Vapur Seferleri...

Günaydın dostlar…

Bir tane köprü yaptık ya, hemen bütün arabalı vapur seferlerini kaldırdık.
Bu sabahki konumuz değil ama o zamanlarda da, Boğaziçi köprüsünün çok büyük yapıldığı konusunda yapılmadık yaygara kalmamıştı. Birçok uzman amca, 3 şeritli bir köprüye gerek olmadığını, 2 şeridin yeterli olacağını savunuyorlardı. Bir metre ileriyi görememek diye buna denir.


Yaşı tutan dostlarımız hatırlayacaklardır; köprüden önce karşıdan karşıya arabalı vapur ile geçilirdi. Üsküdar ve Kabataş meydanları buna göre tanzim edilmişti ve uzun araç kuyrukları oluşurdu. Atatürk Havaalanı’na bile gidecek olsanız, arabalı vapur ile karşıya geçmeniz gerekiyordu. Be nedenle de benim gibi Anadolu çocukları, Ataköy tarafını pek bilmezdi.

Köprü çok büyük yapıldı ve gelecek 500 yıl için yeterli ya, tuttular bütün arabalı vapur seferlerini iptal ettiler. Köprünün mevkiinden dolayı Kabataş – Üsküdar seferlerinin iptal edilmesi mantıklı olabilir ama Paşabahçe – İstinye seferlerini neden iptal ettiniz?

Bu düzenleme ile Beykoz’dan Sarıyer’e gitmek isteyen insanlar, hiç gerek yokken Beylerbeyine kadar gelmek zorunda kaldılar. Hem köprü trafiğini arttırdın, hem de gereksiz yere insanların daha fazla seyahat etmesine neden olarak şehir içi trafiğini arttırdın. Nüfusu roket gibi büyüyen bir şehirde, bir tane köprü yaptın diye her şeyi iptal etmenin anlamı neydi?

Paşabahçe’deki arabalı vapurlar, Körfez geçişi için Topçular – Eskihisar hattına kaydırılmış. Her şeye para buluyoruz da, 3-5 tane arabalı vapur alacak parayı mı bulamadık? Paşabahçe hattı kesinlikle yeniden açılmalıdır. Kaç köprü yaparsanız yapın; bu hattın büyük bir hizmet göreceği ve de şehir içi trafiğe de katkısı olacağı kesindir.

Hatta bunun gibi çeşitli noktalarda bir iki arabalı vapur hattı daha olmalı. Şimdi de tünel yaptık diye, Sirkeci – Harem seferlerini kaldırırlar. Tünel iyi güzel ama arabalı vapur hatları da kalmalı. İstanbul’da herkese yetecek kadar trafik var.
Adına ne derseniz deyin; ister feribot deyin, ister arabalı vapur. Bu çeşit hatlar dünyanın birçok yerinde çok başarılı bir şekilde kullanılıyor. 13 sene sonra bitmesi planlanan 3 katlı tüneller, şunlar bunlar bugünkü yaramıza merhem olmuyorlar.
Çok geniş düşünerek, şehir içi trafiğe de katkısı olacak yeni hatlar açmalıyız. Örnek olarak; Kartal – Avcılar veya Bostancı – Yenikapı gibi hatlar olmalı. Böylece araçlar tüneli, köprüyü kullanmaya gerek kalmadan, gereksiz yere şehir içi trafiğini arttırmadan; Kadıköy tarafından Bakırköy tarafına geçebilmeliler. Bostancı’dan binip Yenikapı, Ataköy veya Avcılar’da inebileceğim bir hat olsa, ben her o tarafa gittiğimde kullanırım.

Ayrıca arabalı vapurların insanları dinlendiren bir yanı da var. Trafik stresi yaşamadan, çayını içerek, martılara simit yedirerek karşıya geçiveriyorsun. Hatta istersen, adalara el bile sallayabilirsin.

Bu gibi hatlar için bir çalışma yapılmalı ve acilen işletmeye açılmalı. Köprüler, tüneller iyi güzel ama bu şehirde halen arabalı vapurlara ihtiyaç var. Daha süratli, daha güzel arabalı vapurlar alınarak, acilen hizmete sunulmalıdır…
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

5 Mayıs 2015 Salı

İstanbul Metrosu...

Günaydın dostlar.

Bazı gazetelerin internet sayfalarında sık sık yeni bir metro hattı haberi görüyorum. Trenlere ve de raylı sistemlere meraklı bir insan olarak ta bu haberleri her gördüğüm yerde okuyorum.
İstanbul metrosu diye başlık attığıma bakmayın, bu konudaki her türlü haber dikkatimi çekiyor. Raylı sistemlerin Türkiye’de çok çok geç kalmış yatırımlar olduğunu düşünenlerdenim. Biz metro ağını tamamlayana kadar millet ışınlanmaya başlayacak.


Hemen belirteyim burada paylaştığım İstanbul’daki metro ağını gösteren resmi beğendiğim için buraya koydum. Sakın binmeye kalkmayın zira bu resimdeki metro hatlarının henüz yarısı yok…

Bu haberlerin en ilginç yanı, söz konusu gazetelerde sanki yarın metroya binip gidecekmişsin gibi konuların anlatılıyor olması. Yazının başlığından ve ilk 2-3 satırından böyle bir hava yakalıyorsun ama sonra bakıyorsun ki söz konusu metro daha planlanma aşamasında. Unutmayın Kanuni’de bu sistemlerin birçoğunu düşünmüştü. Her düşündüğümüz şeyi icraatımız gibi anlatsaydık yapmadığımız şey kalmazdı.

Böyle bir başlık gördüğümde benim ilk reaksiyonum burada gözümün önünde üzerinde aylardır bir gram çalışma yapılmayan Marmaray’ı düşünmek oluyor. “Ulan burada bir çivi çakılmıyor, gitmişler başka bir yerde metro hattını bitirmişler” diye söyleniyorum kendi kendime.
Metro yatırımları ilerlemenin bir gereği ve İstanbul gibi bir şehir için müthiş bir ihtiyaç. Şu ana kadar Boğaz’ın ve Haliç’in altından geçen 10 tane metro hattı olmalıydı ama ne yazık ki bir tane bile yok. Karşıya geçen tek hat Üsküdar’dan Marmara’nın altından Sirkeci’ye geçen Marmaray hattı ama onun da sadece 5 istasyonu var.
İstanbul raylı sisteminin en önemli parçalarından biri Marmaray hattı. Gebze’den, Halkalı’ya kadar gidecek olan ve üzerinde birçok istasyon bulunan uzun bir sistem ama onun inşaatında da bir gram faaliyet yok.

Şu haliyle bile İstanbul’un kıçı kırık 5 benzemez metro hattı benim oldukça fazla işime yarıyor. Bir de Marmaray bitse çok iyi olacak. O günler geldiğinde buradan 200 metre yürüyüp Marmaray’a bineceğim ve Yenikapı’da aktarma yapıp Taksim’e gidebileceğim. Ne otobüs derdi var, ne metrobüs, ne de vapur.

Geçen gün gazetenin biri yine yazmış, “İstanbul’a 3 katlı demiryolu ve araç tüneli diye. Devamını okuduğunda 12 sene diyor ama öyle bir yazmış ki zannedersin ki Eylül’de Alpay gelmeden önce tünel ulaşıma açılacak.
Pek anlamıyorum ama abartılı başlık atmak bir gazetecilik yöntemi her halde. İlgi çekmek için doğru da bir yöntem olabilir ama daha düşüncesi bile netleşmemiş, projesi dahi olmayan raylı sistemleri sanki yarın açılıyormuş gibi haber yapmak biraz abartılı oluyor. İnsanların dikkatini çekmiyorsun, bir nevi insanları yanıltıyorsun. Vatandaşın biri gitse binmeye kalksa bakacak ki boş araziden başka bir şey yok.

Her metronun 13 kere açılışı yapıldığı için, hangisi açık, hangisi kapalı onu da şaşırdık. Açılış demişken, son günlerde sessiz sedasız hizmete giren 4 istasyonluk Levent – Etiler metrosu var. Çok güzel bir çalışma olmuş. Yapanların ellerine, yüreklerine sağlık ama daha da güzel olması için onun etiler ucunu Boğaz’a kadar indirmek gerekiyor.

Aynı Kabataş – Taksim arasında olduğu gibi boğazı ana metro hatları ile bağlayacak raylı sistemleri arttırmak hem ulaşım kolaylığı sağlayacak, hem de araç trafiğinin azalmasına yardımcı olacaktır.

Ben Almanya’ya gittiğimde metro dışında hiçbir aracı kullanmıyorum. Gideceğim her yere metro ile ulaşabiliyorum. İstanbul’da da bu durum geçerli olsa burada da her zaman metroyu kullanırım. Şu anda benim evime yakın bir yerlerden geçen bir metro hattı olmamasına rağmen, yine de bir şekilde gidiş gelişlerimde metro ağından yararlanmaya çalışıyorum.
Metro, ölü yatırım, yatırdığın parayı 50 sene de geri alamıyorsun vb. gibi birçok eleştiri yapılıyor ve hepsi de doğru ama gerekli. Metro hatları arttığı ve daha entegre hale geldikleri zaman hepimiz için daha kullanışlı bir hale gelecek…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

16 Mart 2015 Pazartesi

Hiç Yapmadığım İşler

Günaydın Dostlar,

Bu sabah sizlere bir takım hiç yapmadığım işlerden ve hiç yemediğim yemeklerden bahsetmek istiyorum Belki de daha uygun başlık "Uzun Zamandır Yapmadığım İşler" demek olacaktı.
Geçen hafta sonu sevdiğim arkadaşlarımın ısrarları üzerine Galata’da akşam yemeğine gitmeye karar verdim. Bu işin ilk basamağı da en az yirmi senedir binmediğim Karaköy vapuruna binmek oldu. Kadıköy’den Kabataş’a, Eminönü’ne, Beşiktaş’a yüzlerce defa vapurla geçtim ama Karaköy’e hiç yolum düşmüyordu. Hemen belirteyim, Karaköy ve çevresi bu süre içinde çok değişmiş. Basbayağı piyasa yapılan bir yer haline gelmiş. Benim en son hatırladığım oraya bir takım elektrik malzemeleri için gidişimizdi.


İkinci adım da dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel’e binmek oldu. Ona binmeyeli de en az yirmi sene olmuştur. Ben İstiklal Caddesi'ne filan gidiyorum ama hep öbür taraflarına gidiyorum.

Utanarak belirtmek zorundayım ki ben Galata Kulesi'ni de hiç görmemiştim. En azından bu akşam yemeği bahanesiyle uzaktan da olsa boyunu posunu görme şansım oldu. Dar bir sokağın sonunda evlerin arkasında güzel duruyordu. İlk fırsatta dibine kadar gidip bakmam lazım. Belki bir resim çekip Instagram’a bile koyabilirim.

Arkadaşlarım çok ayıp, diyorlar ama ben bütün ömrünü Ankara’da yaşamış biri olarak Kapadokya’yı da görmedim ki. Sen, dünyanın birçok yerini gez ama burnunun dibindeki yerleri görme. Hayat böyle bir şey işte.
Üç vasıta ve üç ayrı yürüme sürecinin sonunda Galata’daki restoranımıza geldik. Geldik gelmesine de amca beni içeri almadı. "Daha erken, kapıyı yarım saat sonra açacağız." dedi. Geç kalmayı sevmediğim için biraz erken gitmişim.
Arkadaşlarımın söylediğine göre insanlar buraya gidebilmek için bir ay öncesinden yer ayırtıyorlarmış. Bu tip parametreler baştan benim tadımı kaçıran işlerdir. Ne bir ay öncesinden rezervasyon yaptırırım ne de o restorana giderim.

"Yarım saat bekle." demek, bir kadeh kırmızı şarap içecek kadar vaktin var, demektir. Allah'tan oralarda bu tip yerlerden çok fazla var da girdim bir tanesine, içtim şarabımı. Artık hazırım. Diyeceksiniz ki “Neden hemen restoran açılır açılmaz gitmek zorundasınız?”. Gitmek zorundayız çünkü zaman sınırlı. İçeride en fazla iki saat oturma hakkın var, sonra kalkman gerekiyor.

Anlayacağınız zaman kıymetli. Adamlar bir lütufta bulunuyorlar ve senin orada iki saat yemek yemene izin veriyorlar. Allah var ortam güzel ama bu iki saat işi baştan beni sinir etti. Hiç sevmem böyle ısmarlama işleri. Bir saat içinde de kalkabilirim ama baştan iki saat hakkın var, diye belirtmeleri insanın tadını kaçırıyor. Böyle doğal olmayan ve ısmarlama işler hiçbir zaman yay burçlarına uygun işler değillerdir.

"Bir şarap daha alayım." diyorsun, adam "Yirmi dakikanız kaldı." diyor. Her zaman böyle bir stres halindesin. Getir kardeşim, sana ne belki yirmi dakikada üç tane daha içeceğim, keyfim misin? Şarap demişken restoranın en iyi yanı sevgili dostlarımın Urlice Vineyards şaraplarını bulundurmasıydı. Bir yandan şarapların güzel tadı, bir yandan da zaman bitecek korkusuyla epeyce içmişiz.

Madem geldik çok meşhur bir restorana, hadi yiyelim o zaman. Ne yalan söyleyeyim gelen menüye on dakika baktım ve bir tane yiyecek bir şey bulamadım. Tecrübeli ve sosyetik arkadaşlarım, buranın bir gurme restoranı olduğunu ve bu gibi yerlerde normal yemeklerin bulunmayacağını anlattılar. Anadolu’nun bağrından çıkmış bir insan olarak ben ne anlarım bu işlerden. Bu arada sosyetik dedim ama içerdekilerin yarıdan fazlası Türkiye’de çalışan yabancılardı.
Adam yazmış oraya, "vişne parçacıklı kısır" diye. Ben kısır yemem ki vişnelisini yiyeyim. Neyse abartmayayım, ortaya gelen yemekler oldukça lezzetliydi ama hiçbiri benim daha önce yemiş olduğum veya ileride yiyeceğim şeyler değildi. Güzel şarap ve dostlarla sohbet olunca yemeklerde arada kaynadı gitti.

Başta da belirttiğim gibi bu yemek esnasında ne kadar hiç yapmadığım iş varsa hepsini yaptım. Hayatım boyunca hep barbunya ezmesine sarılı, bilmem ne sosunda kızartılmış sucuk yememiş olmanın eksikliğini hissediyordum ama artık o açlığımı da giderdim.
Ortam güzeldi, şarap güzeldi, yemekler değişikti ama en güzeli bütün bunları bize verilen iki saatin içine sığdırıp oradan azar işitmeden çıkmış olabilmekti.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…