Çalışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çalışma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2015 Salı

İstanbul Metrosu...

Günaydın dostlar.

Bazı gazetelerin internet sayfalarında sık sık yeni bir metro hattı haberi görüyorum. Trenlere ve de raylı sistemlere meraklı bir insan olarak ta bu haberleri her gördüğüm yerde okuyorum.
İstanbul metrosu diye başlık attığıma bakmayın, bu konudaki her türlü haber dikkatimi çekiyor. Raylı sistemlerin Türkiye’de çok çok geç kalmış yatırımlar olduğunu düşünenlerdenim. Biz metro ağını tamamlayana kadar millet ışınlanmaya başlayacak.


Hemen belirteyim burada paylaştığım İstanbul’daki metro ağını gösteren resmi beğendiğim için buraya koydum. Sakın binmeye kalkmayın zira bu resimdeki metro hatlarının henüz yarısı yok…

Bu haberlerin en ilginç yanı, söz konusu gazetelerde sanki yarın metroya binip gidecekmişsin gibi konuların anlatılıyor olması. Yazının başlığından ve ilk 2-3 satırından böyle bir hava yakalıyorsun ama sonra bakıyorsun ki söz konusu metro daha planlanma aşamasında. Unutmayın Kanuni’de bu sistemlerin birçoğunu düşünmüştü. Her düşündüğümüz şeyi icraatımız gibi anlatsaydık yapmadığımız şey kalmazdı.

Böyle bir başlık gördüğümde benim ilk reaksiyonum burada gözümün önünde üzerinde aylardır bir gram çalışma yapılmayan Marmaray’ı düşünmek oluyor. “Ulan burada bir çivi çakılmıyor, gitmişler başka bir yerde metro hattını bitirmişler” diye söyleniyorum kendi kendime.
Metro yatırımları ilerlemenin bir gereği ve İstanbul gibi bir şehir için müthiş bir ihtiyaç. Şu ana kadar Boğaz’ın ve Haliç’in altından geçen 10 tane metro hattı olmalıydı ama ne yazık ki bir tane bile yok. Karşıya geçen tek hat Üsküdar’dan Marmara’nın altından Sirkeci’ye geçen Marmaray hattı ama onun da sadece 5 istasyonu var.
İstanbul raylı sisteminin en önemli parçalarından biri Marmaray hattı. Gebze’den, Halkalı’ya kadar gidecek olan ve üzerinde birçok istasyon bulunan uzun bir sistem ama onun inşaatında da bir gram faaliyet yok.

Şu haliyle bile İstanbul’un kıçı kırık 5 benzemez metro hattı benim oldukça fazla işime yarıyor. Bir de Marmaray bitse çok iyi olacak. O günler geldiğinde buradan 200 metre yürüyüp Marmaray’a bineceğim ve Yenikapı’da aktarma yapıp Taksim’e gidebileceğim. Ne otobüs derdi var, ne metrobüs, ne de vapur.

Geçen gün gazetenin biri yine yazmış, “İstanbul’a 3 katlı demiryolu ve araç tüneli diye. Devamını okuduğunda 12 sene diyor ama öyle bir yazmış ki zannedersin ki Eylül’de Alpay gelmeden önce tünel ulaşıma açılacak.
Pek anlamıyorum ama abartılı başlık atmak bir gazetecilik yöntemi her halde. İlgi çekmek için doğru da bir yöntem olabilir ama daha düşüncesi bile netleşmemiş, projesi dahi olmayan raylı sistemleri sanki yarın açılıyormuş gibi haber yapmak biraz abartılı oluyor. İnsanların dikkatini çekmiyorsun, bir nevi insanları yanıltıyorsun. Vatandaşın biri gitse binmeye kalksa bakacak ki boş araziden başka bir şey yok.

Her metronun 13 kere açılışı yapıldığı için, hangisi açık, hangisi kapalı onu da şaşırdık. Açılış demişken, son günlerde sessiz sedasız hizmete giren 4 istasyonluk Levent – Etiler metrosu var. Çok güzel bir çalışma olmuş. Yapanların ellerine, yüreklerine sağlık ama daha da güzel olması için onun etiler ucunu Boğaz’a kadar indirmek gerekiyor.

Aynı Kabataş – Taksim arasında olduğu gibi boğazı ana metro hatları ile bağlayacak raylı sistemleri arttırmak hem ulaşım kolaylığı sağlayacak, hem de araç trafiğinin azalmasına yardımcı olacaktır.

Ben Almanya’ya gittiğimde metro dışında hiçbir aracı kullanmıyorum. Gideceğim her yere metro ile ulaşabiliyorum. İstanbul’da da bu durum geçerli olsa burada da her zaman metroyu kullanırım. Şu anda benim evime yakın bir yerlerden geçen bir metro hattı olmamasına rağmen, yine de bir şekilde gidiş gelişlerimde metro ağından yararlanmaya çalışıyorum.
Metro, ölü yatırım, yatırdığın parayı 50 sene de geri alamıyorsun vb. gibi birçok eleştiri yapılıyor ve hepsi de doğru ama gerekli. Metro hatları arttığı ve daha entegre hale geldikleri zaman hepimiz için daha kullanışlı bir hale gelecek…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

2 Ocak 2015 Cuma

Yılın İlk Çalışma Günü...

Günaydın dostlar.

“Yılın ilk çalışma günü” diye yazdığıma bakmayın, aslında 2 Ocak günü işyerlerinde hiçbir çalışma olmaz. Zavallı muhasebeciler yılı kapatmakla ve son kalan faturaları girmekle uğraşırlar, onların dışında da kimseden verimli bir çalışma alamazsınız.
Koskoca bir yıl geride kalmıştır. Şimdi bir-iki-üç diyerek yeniden başlamak hiç de kolay bir iş değildir. 365 gün satış yapmışsınız veya 365 gün satınalma yapmışsınız ve sonunda yıl bitmiş. Milyonlarca ambalaj satmışsınız veya almışsınız ama artık hepsi geçen yılın raporlarında kalmış. Bu sabah sıfırdan tekrar başlama zamanı.


2 Ocak sabahı, o beklediğiniz sıfırdan başlama motivasyonu, kimsede yoktur. Herkes işe ilk defa başlamış gibi bir ruh hali içindedir. Geçen iki gün ve yapılan yılbaşı kutlamaları insanlara çıkış kapısının yerini bile unutturmuştur.

Futbolcular üç gün ara ile iki tane maç oynasalar, hemen “Konsantre olamadık” diye yaygaraya başlıyorlar. Bir de kendi halini düşün. 365 gün arka arkaya maç yapmışsın, şimdi iki gün sonra tekrar sahaya çıkıp aynı motivasyonla yeni bir maça başlaman gerekiyor. Senin üç gün dinlenme şansın bile olmadı.

Bu arada tabii şöyle de bir gerçek var, 2 Ocak günü binanın yarısına yakını izinlidir. Hele şirketinizde çalışan yabancılar varsa, onlar o kadar zaman önce ülkelerine giderler ki, döndüklerinde suratlarını bile hatırlayamazsınız. Şimdi binanın yarısı da yokken, sizin de oturup kendinizi parçalamanızın bir âlemi yok.

Birçok insan zaten ofisinde değildir. Bazı alanlarda büyük bir sessizlik hâkimdir. Tatil süresince ısıtıcıları da kapattıkları için binalarda soğuk ve sessiz bir görüntü vardır. Gelenler de sessizce çay içiyor veya boş gözlerle bilgisayara bakıyorlardır. Herkes işle ilgili bir konuya girmemek için azami önem gösterir.

İnsanlar biraz kendilerini topladıktan sonra yılbaşı gecesi dedikoduları başlar. Emin’in sabah yazısı da bu arada okunur. Çayımızı içtik, poğaçamızı yedik artık sohbete başlayabiliriz. Kim evde kutlamış, kim dışarı gitmiş gibi her türlü konunun irdelenme vakti gelmiştir.

Bence insan kaynakları bölümleri, her yılbaşında kimin yılbaşını nerede kutladığına dair bir tablo hazırlayıp herkese yollasın da çalışanlar da çeşit çeşit dedikodu yapmaktan kurtulmuş olsunlar.
Öğretmenlerin böyle bir şansı yok, her zamanki gibi sınıfın önüne çıkıp ders anlatmak zorundalar. Böyle yazınca da hemen “Onlar da üç ay tatil yapıyorlar” diye yorumlar yapılıyor. Yapsınlar vallahi, dokuz ay boyunca çocuklara bir şeyler öğretmeye çalışmak hiç de kolay bir iş değil. Bu sabahın konusu değil ama artık üç ay tatil de kalmadı. Okullar çok daha önceden öğretmenlerin dönmesini istiyorlar.

Bu gibi durumlarda genelde yırtamayan ofis ortamında çalışmayanlardır. Onların işleri sonuç odaklı ve bireysel işler olduğu için ofis ortamı gibi dalga geçmeleri çok kolay olmaz. Hava ne kadar soğuk ve karanlık olursa olsun işlerin de devam etmesi gerekiyor. Ofistekiler yılbaşını kimin kiminle kutladığının dedikodusunu yaparken, onlar soğuk havada yol yapıyorlar.

Yılbaşı tatilinden döndüğünüz zaman gerçekçi ilk çalışma günü 5 Ocak günüdür. Artık tatil iyice bitmiştir ve insanlar daha bir çalışma niyetiyle işe gelirler. Bırakın tatili, yeni yılın bile beş günü geçmiş oluyor. Zaman hızla akıp gider, bir bakarsınız yeni yıl da eskimiş.
İlk birkaç gün sağa, sola yanlışlıkla geçen yılın tarihini yazarız ama sonra ona da alışırız. Bu çift taraflı bir yol. Yeni gelen yıl da bize alışır. Yeni yılda yapacağımız hataların yanlış tarih atmakla sınırlı kalmasını diler, hepinize güzel bir yıl dilerim.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…