Köşe Kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köşe Kahve etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2014 Perşembe

Tatil Yapmayı Sevmeyen Adam

Günaydın Dostlar,

Doğru okudunuz, gerçekten de tatil yapmayı sevmiyorum.

Okullar kapandı, birçok arkadaşım tatil planları yapıyorlar ve de tatile gidecekleri günleri iple çekiyorlar ama bende bir gram bile o tip bir arzu yok. Hiçbir zaman da olmadı. Her gün işe gittiğim dönemlerde bile tatile gittiğim zaman bitse de işe geri dönsem diye düşünürdüm.
 
Gezmeyi, değişik yerlere seyahat etmeyi, dışarıda yemek yemeyi çok seven bir insan olarak tatile gitmeyi hiç sevmiyorum. Aslında, işin daha doğrusu bizim usul Bodrum, Antalya tatili yapmayı sevmiyorum. Yıllar boyunca en pahalı tesisleri de, en büyüklerini de, en küçüklerini de, en butiklerini de, hemen hemen hepsini denedim ama en iyisinde bile en mutlu olduğum gün tesislerden ayrıldığım gündü.
Birçok tesiste yaşanan şezlong kavgası, yemek kuyruğu, barda masa kap, havuz kenarında sandalye kap vs. işleri hiç bana göre işler değil. Paramla kendime eziyet satın alıyormuşum gibi geliyor. Bu tip sorunları olmayan, her şeyiyle çok beğendiğim tesislerde de benim maksimum kalış sürem beş gün. Beş günden sonra hareketlenip oradan çıkmak istiyorum.

Git kahvaltıya, git denize, git duşa, git restorana, git oraya, git buraya, geç kalma yer kalmaz, şezlong biter, masa kalmaz tipi tatil şekli bana hiç uymuyor. Bu tip sorunları olmayan butik otellerde de genelde yapacak hiçbir şey yok. Sıkıntıdan patlasan kimse duymaz.

Ben, bu yönümle biraz babama benzemişim diye düşünüyorum. Babamın, otuz üç yıllık çalışma hayatı boyunca hiçbir zaman yıllık izin kullandığını hatırlamıyorum. Ailece tatile gitmemiz de bir iki kere filan olmuştur. Annem de doğal olarak bu konuda babamın tam tersidir. Bıraksan hiç sıkılmadan beş ay kalır.

Derler ya "Çocukluğuna inmek gerek." diye, bence o kadar geriye gitmeye gerek yok. On beş yıl kadar önce gittiğimiz bir tatil benim için bardağı taşıran son damla oldu. Bir noktada en fazla dört beş gün kalabildiğim için o sene aynı zincirin iki ayrı tesisinde yer ayırttık. Biri Belek’te, diğeri de Fethiye’de. Belek’ten Fethiye’ye de arabayla geçeriz, hem de bir günlük bir ara olmuş olur diye düşündük.

Belek tesisi ilk duraktı. Akşamüstü saat 16.30 gibi tesise varıp havuza girmeye çalıştığımızda o saatte havlu istediğimiz için çalışan neredeyse bizi dövecekti. "Bu saatte havlu olur mu havlular sabah alınır." gibi bir şeyler zırvaladı. Tesis, bizim turistik tesislerimizin bütün zorluklarını (şezlong kapmaca, masa kapmaca, tabak elinde yemek kuyrukları vs.) içinde barındıran eski bir tesisti. Servisi de kötüydü, her şeyi de kötüydü. Bir de güneşin altında bilmem kaçıncı dereceye kadar yandığım için hiçbir mutlu anım yok o tesisle ilgili.
Üç dört gün sonra düştük yola, gittik Fethiye’deki tesise. Çok güzel bir yarım ada üzerine kurulmuş, görünüşü de çok güzel olan, çok büyük bir tatil köyü gibi bir yer. O kadar geniş bir alan ki arabalarını park ettikten sonra insanları odalarına traktörle filan götürüyorlar. İlk gece oldukça geç vardığımız için durumu pek kavrayamadık ama ertesi sabah güneşin ilk ışıkları ile beraber bütün plajları dolaşıp bir tane şezlong bulamadığımda olayın vahametini hemen anladım. Bırakın şezlongları çocuk parkındaki salıncakların, tahterevallilerin bile üzerinde havlular vardı. İnsanlar geceden tutmuşlar.
Olayın detaylarını öğrenince geceden havlu koymanın da işe yaramayacağını öğrendik. Oradaki yetkililerden biri "Sabaha karşı saat 4.00’de konulan bütün havluları topluyoruz." dedi. Peki, ne yapmak lazım? Saat 5.00 gibi koyarsanız sorun olmaz, dedi. Gitmişim tatile, dünyanın da parasını vermişim, (bu arada hiç de ucuz bir yer değil) sabahın 5.00’inde kalkıp havlu koyacağım. Adama, “Bütün müşterilerinize yetecek kadar şezlongunuz yok.” diyorum, adam da bana “Ama biraz anlayışlı olun Emin Bey, tesis de şu anda üç bin müşterimiz var.” diyor.

Bu tesis, zaten çok da fazla olmayan Anadolu usulü tatil zevklerimi öldüren son tesis oldu. Münakaşalarla dolu üç dört gün geçirdik. Daha sonra sorunları olmayan tesislere de gittim ama buradaki sorunlar hiçbir zaman aklımdan çıkmadı.

Başta da belirttiğim gibi her ne türlü tesis olursa olsun, en memnun kaldığımda bile beş günden sonra fena halde sıkılıyorum. Genelde de bu tip tatillerden hem fiziksel olarak hem de ruhen çok yorgun dönüyorum. Dünyanın bir yerlerine gidip gezmeyi her zaman bu tip bir tatile tercih ederim.
Tatil dediğin yerde ben hiçbir şey düşünmemeliyim, hiçbir stres yaşamamalıyım. Stres, sıkıntı içinde yaşadıktan sonra, İstanbul’da da onlardan tonla var. Tatil kasabalarında benim en mutlu olduğum, en eğlendiğim zamanlar kış günü kimsenin olmadığı zamanlardır.

Alaçatı meydanında kış günü, Köşe Kahve’de içilen kahvenin tadını hiçbir şeye değişmem.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın...