Sevgili Süleyman Tulgan’ın hikâyesi 1915 yılında Bursa’da başlar. 1935 yılında topçu okulundan asteğmen olarak mezun olan Tulgan, 1937 yılında hava sınıfına geçmiştir. 1937 – 1939 yılları arasında Eskişehir Hava Okulu'nda okumuştur. Eskişehir’den mezun olduktan sonra Kütahya’ya atanmış, daha sonra da Merzifon’a intikal etmiştir.
1948 yılında girdiği Hava Harp Akademisi’nden 1950 yılında mezun olmuş ve Hava Kuvvetleri Harekât Şubesine atanmıştır. 1951 yılında Bursa’daki 5’inci Hava Üssüne, 1952 yılında 9’uncu Hava Üs 193’üncü Filo Komutanlığına ve ardından 6’ncı Hava Üssüne Filo Komutanı olarak atanmıştır.
1953 yılında 66’ncı Uçuş Grup Komutanlığı’nda, 1954-1956 yılları arasında Napoli Airsouth Karargâhında Eğitim. ve Harekat Subaylığında görev yapmış, yurda dönüşte Hava Kuvvetleri Harekât Şubesi ve Harekât Gurup Başkanlığı’na, 1958 yılında 1’inci Hava Üs Komutanlığı’na atanmıştır.
1958 yılında
tuğgeneralliğe terfi etmiş ve üs komutanlığı görevine devam etmiştir. 1960
yılında tümgeneralliğe terfi ederek Eskişehir 1’inci Hava Kuvveti
Komutanlığı’na atanmıştır. 01 Haziran 1961 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutan
Vekilliği'ne atanmış ve 19 Haziran 1961 tarihinde emekliye ayrılmıştır.
Emekliye ayrılan Süleyman
komutan, gider Fen Fakültesine girer ve matematik bölümünü çok başarılı bir
şekilde bitirir. Benimle yollarının kesişmesinin nedeni de verdiği bu karardan
ötürüdür. Süleyman hoca (her ne kadar sevmeyen öğrenciler de olsa) Yenişehir
Koleji'nin efsane matematik öğretmenidir. Belki de o dönemin ülkedeki en büyük
matematik öğretmeni.
Her derste karşımıza çakı
gibi önlüğüyle kravatıyla çıkan bu adamın bir dönem 19 gün Hava Kuvvetleri
Komutanlığı yaptığı bile konuşulurdu. Muazzam bir askeri geçmişi ve sert ve
disiplinli bir mizacı olmasına rağmen sabırla bizle uğraşırdı.Biraz da korkardık vallahi. "Anladınız mı çocuklar?" diye sorduğunda, anladık hocam derdik ama adamcağız yüzlerimizden anlamadığımızı anladığı için, “Bok anladınız” diye cevap verirdi. Sonra tekrar anlatır, tekrar anlatırdı. “Bu hızla bunun konuları bitirmesi mümkün değil” diye dedikodu yapardık ama son satıra kadar da her şeyi bitirirdi.
Derslerde sık sık hayat üzerine, çalışmak, öğrenmek üzerine nasihat eder ve her zaman, “Bu türevler, limitler unutulacak ama sözler hep aklınızda kalacak" derdi. Çok haklısın hocam, bütün hepsi aklımda. Hocam sana bir şey daha söylemek istiyorum, "Öyle bir öğretmişsin ki türevleri de unutmadım".
Süleyman hocanın sözlüğünde “vazgeçmek” diye bir kelime yoktu. Bütün yazılılardan bir almış arkadaşların yanına gider, "Niye çalışmıyorsunuz?" diye onlarla uğraşırdı. Bir gün bir tanesi, “Hocam ben zaten ölmüşüm” deyince çok sinirlendi ve “O senin dediğin Türkan Şoray filmi, gerçek hayatta öyle bir şey yok” diye söylendi durdu. Şartlar ne olursa olsun her zaman şartların düzeltilmesi için uğraşılması gerektiğine inanırdı. "Her zaman bir mi alıyorsun, o zaman iki almaya uğraş” derdi.
Diyeceksiniz ki, "Ha bir
almış, ha iki almış ne fark eder?" Birinde bir vazgeçme durumu varken, öbüründe iki
almak için uğraşmak var. Süleyman Hoca için bu çok önemliydi. Yayıp oturmak
yok, her zaman çabalayacaksın. Dersi dinlemeyip yaymış oturanlarla da, “oh
maşallah yoğurtlu kebap yemişiz, gözümüzü açamıyoruz” diye uğraşırdı. Bir
şeyler söylemek veya senle uğraşmak için başına geldi mi de, kolay kolay
başından gitmezdi. "Allah’ım gitse artık" diye beklerdik. Bazen de lafını
bitirir, tahtaya doğru gider, sonra bir anda ok gibi geri dönüp, koşar
adımlarla başına gelip söylenmeye devam ederdi. O anlarda sınıfta çıt çıkmazdı.
Bana da bulaşmasın diye millet nefes almazdı.
Yeni gelen öğrencilerin
gülmesine de çok bozulurdu. Yanlarına gidip, “Sen gülemezsin, çünkü seni
tanımıyorum” diye bağırırdı. “Tanımadığım için neye güldüğünü bilemem, bana mı
gülüyorsun diye alınırım sonra” derdi. “Birbirimizi tanıyınca hep beraber
güleceğiz ama sen şu anda gülemezsin” deyip olaya son noktayı koyardı.
Süleyman hoca bütün yıl
boyunca her salı günü yazılı yapardı. Bir hafta cebirden, bir hafta da geometriden
yazılı olurduk. Öğlen yemeğinden önceki saatte yazılıyı yapar, bir saat sonra,
öğleden sonraki ilk derste de kâğıtları okumuş olurdu.İlkokul hocam Melahat Bengi bütün beden, müzik, resim derslerinde matematik yaparak iyi bir başlangıç yapmamızı sağlamıştı. Ortaokuldaki matematik hocam sevgili Perihan Aydemir de çok iyi bir hocaydı ama Süleyman hocamın yeri benim için bambaşkadır.
Bütün okullardaki, bütün
öğretmenlerimizin üzerimizde çok büyük emekleri var, hepsinin ellerinden
öpüyorum ama Süleyman hoca olmasa, bizi cebir ve geometride bu kadar güçlü
yetiştirmese, benden hayatta bir halt olmazdı. Hakkını hiçbir zaman ödeyemem.
Sevgili Süleyman Hocam 24
Ağustos 2005 tarihinde hayata gözlerini yummuştur. Emeklerini hiçbir zaman
unutamayız, mekânın cennet olsun sevgili matematik öğretmenim…Sağlıklı kalın, mutlu kalın...



