Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2016 Pazartesi

Talebe Dayalı Üretim

Günaydın Dostlar,

Yaşadığımız dünyada her gün bir şeyler değişiyor. Sabahleyin son model diye aldığınız cep telefonunuz akşama doğru eski model oluveriyor. Eskiden kocaman binaların içine sığdırmaya çalıştığınız bilgisayar hafızasını şimdi minicik bir telefonun veya bilgisayarın içine sığdırabiliyorsunuz.
Bütün bu süreç içinde en az değişim sağlayan yerler üretim alanlarımız. Baktığınız zaman elli yıl önceki görüntülerinden çok da fazla değişen bir şey olmamış. Toplu üretim devriminden beri, ilerleyen teknoloji diğer alanlara girdiği ölçüde üretim alanlarımıza girememiş.




Tabii yıllar geçtikçe hatlar hızlanmış, bir takım otomatik ekipmanlar ve robotlar alınmış ama bu gelişmeler çok sınırlı kalmış. Programlandıkları zaman çok çeşitli işleri arka arkaya yapabilen robotlar henüz üretim ortamındaki yerlerini alamamışlar.

Yıllardır hiç değişmeyen üretim alanlarımızı teknoloji ile buluşturmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Günümüzün önde gelen firmalarının yavaş yavaş üretim alanına kaymasının nedeninin de bu tür bir düşünceden kaynaklandığını düşünüyorum. Dünya çapında bir yazılım firması birkaç gün sonra arka bahçesinde elektronik aletler üretmeye başlarsa bu duruma hiç şaşırmamamız gerekiyor.

Tek bir işi yapabilen robotlar artık çok enteresan değil. Çok çeşitli işleri arka arkaya yapabilen robotlar, bizler için talebe dayalı üretim yapabilmenin önünü açacaklardır. Bir üründen binlerce üretip haftalarca ambarlarda depolama günleri çok yakın bir zamanda tarih olacak. Teknolojiye ayak uydurup, talebe dayalı envanter tutup talebe dayalı üretim yapabilen firmalar yol alacaklar.

Günümüz, küçük farklılıklar yaratma günüdür. Üretimi herkes yapabiliyor ama farklılığı yaratmak yol aldırıyor. Yolda ilerlerken her vardığımız kavşak başında bizi bekleyen yenilikleri araştırıp en kısa zamanda yolculuğumuza dâhil etmenin yollarını bulmalıyız. Hiçbir değişiklik yapmadan yola devam edenler, çağa ayak uyduramayanlar; yolun sonundaki çağa uygun köprülerden, tünellerden geçerken zorlanabilirler. Kim bilir belki de hiç geçemezler.

3-D yazıcıların ne kadar çok yol aldığını hepimiz biliyoruz. Bilhassa plastik alanında çok uzun bir yol aldılar. Metal ve diğer konulardaki gelişmeler de çok geride değil. Arkaya doğru dönüp omuzunuzun üzerinden bakarsanız onların da hemen arkanızda olduğunu görebilirsiniz. Teknoloji büyük bir süratle geliyor. Ondan kaçmak yerine günlük işlerimizde nasıl yararlanabileceğimizin, nasıl daha iyi müşteri hizmeti verebileceğimizin yollarını aramalıyız.

Değişime ayak uyduramayanlar, çok yüksek miktarlarda üretim yapıp stoklamak derdindeyken; farklılığı yaratanlar, müşteriye özel üretim yapabilenler çoktan satışı bitirirler.

Müşteriye özel ürünleri toplu üretim hızında ve toplu üretim maliyetinde üretip sevk etmeyi başarabilen firmalar, yakın gelecekte çok fazla yol alacaklar. Yeni teknolojiler sayesinde toplu üretimler azalıp bölgesel ve talebe dayalı üretimler artacak. Dünyanın çevresini beş kere turlayarak mal sevk etmenize de gerek kalmayacak. Önündeki altmış saati göremeyen insanlar, nasıl altmış günlük sipariş versinler?
Gün fark yaratma günü, gün alışkanlıkların dışına çıkma günü.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

25 Şubat 2015 Çarşamba

BiDost...

Günaydın dostlar. BiDost yazdım ama bu yazının başlığı her şey olabilir. Bir arkadaş, bir yardım, bir amca, bir kardeş, bir polis, kısacası aklınıza gelen her şey olabilir.

BiDost’tan bahsetmeden önce, bu sabah BiTaksi uygulamasından bahsetmek istiyorum. BiTaksi nedir? BiTaksi, akıllı telefonunuzu kullanarak taksi çağırmanıza yarayan bir uygulama. Hemen söyleyeyim çok ta başarılı bir uygulama.
 
Bu uygulama, akıllı telefonunuza yüklenen basit bir aplikasyon sayesinde çalışıyor. BiTaksi aplikasyonunu tıkladığınızda program açılıyor ve etrafınızdaki taksileri gösteriyor. Taksi istiyorum kutucuğunu tıkladığınızda da, oradaki taksilerden biri istediğinizi kabul edip bulunduğunuz noktaya geliyor. İşte bu kadar basit…
Kredi kartı ile ödeme ve bindiğiniz taksinin ve şoförünün kim olduğunun bilinmesi gibi avantajları da var. Uygulamanın öbür bacağı da şoförlerin telefonuna yükleniyor. Bir tanesi sizin taksi talebinizi kabul ettiği zaman başka bir tanesi daha kabul edemiyor. Anlayacağınız, bir talep geldiğinde erken davranan kazanıyor.

Şoförlere bunun ne avantajı var. Onlarında iş hacmi artıyor. Örnek olarak siz burada taksi beklerken yan sokaktan bomboş bir taksi geçse ruhunuz duymaz. Bu uygulama sayesinde etrafınızdaki boş taksileri hemen görebiliyorsunuz. Talep gittiği zaman, boş bir şekilde yoluna devam etmekte olan taksici, sizi görüp hemen bir alt sokağa geliveriyor.

Ben, bu uygulamayı birçok taksi şoförüne sordum ve hepsi işlerinin artmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Olmasa zaten kullanmazlardı. Bizlerin için avantajı da, etraftaki taksilerden haberdar olmak ve bütün bilgileri kayıtlı olan bir taksiye binmek oluyor. Taksinin konumu her an belli oluyor. Tabi ki kullananlar telefondaki uygulamayı kapatmadıkları müddetçe. Yoğun saatlerde birçoğu kapatıyormuş diye duydum ama doğru mu bilmiyorum.

Bu kadar BiTaksi reklamı yaptıktan sonra hemen şunu belirteyim, bu sabahki konumuz taksi bulmak veya bu uygulamanın reklamını yapmak değil. Bugünkü konumuz insanları koruyabilmek ve acil durumlarda yardım edebilmek.

Son günlerde yaşanan vahşetler hepimizi derinden etkiledi ve etrafımızdakileri nasıl koruyabiliriz diye düşünmeye zorladı. Emin’in görüşü bu devirde artık akıllı telefonlarda taksi bulma programının mantığında çalışacak olan, bir acil durum, yardım aplikasyonudur.
Bu uygulamayı isteyen herkes ve bilhassa da polisler (koruma işi yapan herkes) telefonlarına yükleyebilirler ve biri tıkladığında, aynen taksi bulma programının mantığında olduğu gibi, ekranda yardım istenen noktayı görüp, hemen müdahale edebilirler.

Programın detaylarını etraflıca düşünmek gerekir ama ana fikir taksi bulma mantığından çok farklı olmayacak. Ben aplikasyonun birkaç seviyesi olur diye düşünüyorum. Bir kere her polisin, her jandarmanın, her güvenlikçinin telefonunda bu uygulama olmalı ve bir imdat çağrısı geldiğinde o civarda olan bütün telefonlara gitmeli.

İkinci seviye sizin belirleyeceğiniz akrabalar, arkadaşlar. İstediğiniz herkesi sisteme tanımlayacaksınız ve her nerede olurlarsa olsunlar sizin imdat çağrınız bu insanların hepsine gidecek.

Üçüncü seviye de, bu uygulamayı cep telefonuna yüklemek isteyen herkes. Bir imdat çağrısı geldiğin de (isterseniz) hemen yan sokağa koşabileceksiniz. Bu gibi durumlarda, her zaman bir ölme ve yaralanma tehlikesi olduğu için, müdahale edip, etmemek sizin cesaretinize, yüreğinize ve vicdanınıza kalmış bir durum.
Yukarıda da belirttiğim gibi programın birçok detayı olabilir. Örnek olarak, bir imdat çağrısı geldiğinde yakın bir noktada iki polis olduğu görülürse, neden müdahale etmediniz diye sorulabilir.

Devir teknoloji devri. Bu uygulamaları yararlı olabilecek şekilde günlük hayatımıza sokmamız gerekiyor. Bize getirdikleri tek kazanç, her gün çocuklarla Minecraft münakaşası yapmak olmamalı.
Çok kısa olarak aplikasyonun yapısı bu şekildedir. Eminim büyüklerimiz, konunun uzmanları detaylarını benden çok daha güzel şekillendireceklerdir. Her konu da olduğu gibi bu konuda da kötü niyetli kullanımlar olabilir ama caydırıcı bir takım tedbirlerle onların büyük bir kısmı önlenebilir.

Taksi uygulamasında da, amca taksiyi çağırıyormuş ama taksi aşağıdaki sokağa dönene kadar boş gelen başka bir taksiye binip gidiyormuş ama bu tip sorunların oranı çok düşükmüş. Uygulamanın bir iyi yanı da, size gelecek olan taksiyi şoförünün resmine kadar belirtmesi. Zaten uygulama şoförlerin üzerinden yürüyor, zira genelde bir taksiyi birden fazla şoför kullanıyor.
Zaman için de bu tip bir uygulamanın caydırıcı bir yanı da olabilir. Menülerde aramadan hemen saniye de basılabilecek çok kolay bir işlem olmalı.
Yaşadığımız kötü günler, herkes gibi Emin’i de bir şeyler düşünmeye zorluyor. Daha fazla karanlık günler olmaması dileği ile hepiniz sağlıklı kalın.
 
 
 

14 Ekim 2014 Salı

Unutma Beni Yaz Aşkım...

Günaydın dostlar...

Dün akşam teknolojinin nimetleri ile ilgili iki ayrı yazı okudum. Birincisinde işyerine gitmeden evden çalışabilmenin rahatlığından söz ederken, ikinci yazıda da yaz aşklarının bu devirde ne kadar kolay olduğundan söz ediyordu.

İsterseniz biz evden çalışmayı şimdilik bir kenara bırakalım ve yaz aşklarından söz edelim. 30-40 yıl öncesinde yaz aşkları gerçekten çok zordu. Bilirdin ki, tatil bittiği zaman bir daha görüşme imkânınız yok gibi bir şeydi. Her nereye gitmişseniz dönüş günü yaklaştığında insanlara bir hüzün çökerdi. Bırakın şimdiki haberleşme imkânlarını, insanların birçoğunun evinde telefon bile yoktu.
 
Yaz aşkın tesadüfen seninle aynı mahallede oturmuyorsa görüşmen mümkün değildi. Düşünün ki, İstanbul’da bile yaşasa, sen Bakırköy’desin, o Etiler’de veya Pendik’te. Nasıl görüşeceksiniz? Kimsenin o kadar uzun mesafeleri gidebilmesi mümkün değildi. Gerçi günümüzde de çok mümkün değil. Çok da değişen bir şey olmamış aslında.
"Yaz aşkı" lafının ortaya çıkması işin imkânsızlığından kaynaklanıyordu. Sonu olmayacağını bilmekten kaynaklanıyordu. Yoksa mevsimler arasında bir fark yaratmaya gerek yoktu. Bütün bu şarkılar, türküler, şiirler hep işin imkânsızlığından ve ayrılığından bahseder. Her ne kadar ayrılık günü karşılıklı görüşme sözleri verilse de genelde görüşülemezdi.

Teknolojinin ilerlemesi ile birlikte imkânsızlıklar ortadan kalktı.Artık bir tanesi dünyanın öbür ucuna da gitse iletişim kopmuyor. İnsanlar Söke’ye varmadan 25 tane mesaj atıp, 26 tane de WhatsUp yazıyorlar. Neredeyse yolda beraber gider gibi.

Yukarıda da belirttiğim gibi birçok insanın evinde telefon yoktu. O yüzden ayrılırken telefon numarasını almak gibi bir konu da söz konusu değildi. Hadi diyelim aldın telefon numarasını, ne yapacaksın, arayacak mısın? Vallahi o iş de o kadar kolay değildi. Bir kere gündüz arayacaksın ki babası evde olmasın. Sonuçta salonun ortasında gümbür gümbür çalan bir telefonu arıyorsun. Telefonun çaldığını komşular bile duyuyordu. Baba evde olmasa da, senin istediğin insandan başka herkes açar o telefonu ama o açmaz. Sonra kim olduğunu anlat dur.
Emin mi? Ortaokul yıllarında Bursalı bir kızcağızla, Ege’de bir yerlerde samimi olduğumuzu hatırlıyorum. İsmini çok iyi hatırlamıyorum ama galiba Filiz’di. Tek hatırladığım kızla bütün gün pinpon oynadığımız. Tatil bitti bir daha da görüşemedik. Bizim evimizde telefon filan da olmadığı için zaten öyle bir muhabbet de olmadı.

"Sevgili Filiz, uzun süredir görüşemedik ama bu sabah bu yazıyı okuyorsan sanki bizim iş yürümeyecek gibi". Benden duy istedim. Gerçi Allah var, “görüşürüz” diyerek de ayrılmamıştık ama yine de ben konuya bir netlik getirmek istedim. Muhtemelen Filiz de artık tenis oynuyordur…

Teknoloji tabii çok güzel ama bence insanların kabak dolmasının içine ne koyduğunu sosyal platformlarda görmediğimiz günlerin de garip bir cazibesi vardı. Yaz aşkı bir ayrılık, bir özlemdi ama genelde hasret tatil kadar bile uzun sürmezdi. 15 gün bir arada olduğun insanı da, 30 gün özleyecek değilsin ya… Bir kere ayrıldınız mı bir daha hiç görüşmek mümkün olmadığı için, o gidiyordu Bursa’daki Peyami Sefa Ortaokulu'na, sen gidiyordun Ankara’daki Bahçelievler Ortaokulu'na.

Şimdi herkes otursun yaz aşklarını düşünsün ve ilişki yürümeyecekse Emin gibi ilişkiyi bitirsin. Karşı tarafı da sürüncemede bırakmayın. Kim bilir belki bir yerlerde birileri halen temmuzda gelecek olan yaz aşkını bekliyordur…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...