Çin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2022 Pazar

Ben Zarar Vermiyorum

Günaydın Dostlar,

Dünyamızın atmosferine çok zarar verildiğini ve bu işin süratle kötüye gittiğini hepimiz biliyoruz. Bu konular ne zaman gündeme gelse benim aklıma da iki üç ay önce dünyamızı kurtarmak için Avrupa’da yapılan liderler toplantısı geliyor. Toplantıda uyuyan liderlerin görüntülerini hepimiz hatırlıyoruz.

Neden uyuyorlardı? Çünkü, çok fazla bir şey değişmeyeceğini onlar da biliyorlar da ondan. Dünyada iki yüzden fazla ülke varken sadece iki ülke atmosfere verilen zararın yarısından sorumlu. Bunlar da Amerika Birleşik Devletleri ve Çin.



Uyuyoruz ama bir yandan da görülmemiş işler oluyor. Bitmeyen yangınlar, eriyen binlerce yıllık buzullar, hiç görülmemiş hastalıklar, kaybolan mevsimler; hepimizin hayatını derinden etkiliyor. Fenerbahçe’nin bile futbolu bozuldu.

Çevresel sorunları çözmek maliyet getiriyor. Bu tip bir maliyeti de hiçbir ülke göze almak istemiyor. Zaten salgın kaynaklı büyük bir ekonomik kriz yaşanırken, enflasyon dünyanın her ülkesinde artmışken kimse daha fazla maliyet yaratacak işlere girişmek istemiyor. Bir nevi “Batarsak hep beraber batarız.” diyorlar.

Çevreye daha az zarar veren bir ekipman veya araç almak istediğiniz zaman, muhakkak daha fazla para harcamanız gerekiyor. Bazı duyarlı ve iyi niyetli firmalar bu masrafı göze alıyorlar ama onların iyi niyeti çevrenin daha fazla zarar görmesini önlemiyor.

Nasıl mı? Hemen anlatayım. Kabaca bir hesap yapalım mı?

Bir ekipman düşünün. Firmanın birinde bu ekipmandan yüz adet olduğunu ve her birinin çevreye on birim zarar verdiğini düşünelim. Bu da toplamda 100 X 10 = 1.000 birim zarar demek oluyor.

Firmalar büyüyor, işler büyüyor ve daha fazla ekipman alma ihtiyacı doğuyor. Aynı zamanda da bazı ekipmanlar eskiyor ve yenilenmesi gerekiyor. Her sene ekipmanların %10’un yenilendiğini ve %10 oranında da yeni ekipman alındığını düşünelim.

İyi niyeti ve duyarlı firma, daha fazla para harcıyor ve 10 birim zarar veren değil de yeni geliştirilmiş 8 birim zarar veren üniteleri satın alıyor. Doğayı kurtarmak için parayı harcadılar ve çevreye daha az zarar veren ekipmanlar aldılar. Allah razı olsun. Doğal olarak, bunu da her ortamda anlatıyorlar. “Biz çevre dostu firmayız ve artık daha az zarar veren ekipmanlar alıyoruz.” diyorlar. Çok doğru ve çok güzel bir hareket.

Niyetleri iyi olsa da sonuçlar her zaman arzu edildiği gibi olmuyor. Gelin bu seneki toplam zararı beraberce hesaplayalım. Hatırlayacağınız gibi geçen seneki toplam zararımız 1.000 birimdi.

Ne yaptık? Eskiyen ve eski teknoloji ile üretilmiş 10 üniteyi kullanımdan kaldırdık. Yani eski teknoloji ile üretilmiş 90 ünite kaldı elimizde. Bu da 90 X 10 = 900 birim zarar ediyor.

Yenilediğimiz 10 birim artık 10 değil de 8 birim zarar veriyor. Bunlar daha çevreci ürünler. Bunların zararı da 10 X 8 = 80 birim zarar.

Son olarak da büyüyen işlerimiz için aldığımız 10 ünite var. Bunlar da yeni teknoloji ve bunların verdiği zarar da 10 +-X 8 = 80 birim.

Toplama baktığımızda karşımıza şu şekilde bir tablo çıkıyor.

Eskiden kalan 90 ünite: 900 birim zarar.

Yenilenen 10 ünite: 80 birim zarar.

Büyüyen iş için alınan 10 ünite: 80 birim zarar

Toplam: 900 + 80 + 80 = 1.060

Maalesef gerçekler üç aşağı beş yukarı böyle dostlar. Az sayıdaki duyarlı firma, çevreyi korumak için maliyetlerini arttırmayı göze alıyorlar ama toplam da genelde arzu ettiğimiz yere varamıyoruz.

Kısa vadede istediğimiz sonuçları alamasak da herkes bu tip çalışmaları yapmaya devam etmeli. Çok daha fazla firma bu işe gönül vermeli ama devletler bu işe ciddi bir şekilde yaklaşmazsa hiçbir yere varamayız.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

23 Ağustos 2019 Cuma

Herkes Bizi Gözetliyor...

Günaydın dostlar…

Birkaç yıl önce “Biri Bizi Gözetliyor” diye bir program vardı. Bir villanın içine doldurulmuş bir sürü genç kurgulanmış hayatlarını yaşarlar, eve yerleştirilmiş kameralar sayesinde bütün Türkiye de onları izlerdi.
Bu evde yaşayan çocukların birçoğu içi boş bir şöhrete sahip olmuşlardı. Ben de dâhil olmak üzere isimlerini bilmeyen yoktu. Attıkları adımı takip ediyorduk. Her şeylerinden haberimiz vardı. Kim kime yılışıyor veya yavaştan da olsa yürüyor hepsini takip edip, fikir yürütüyorduk.


O zamanlar biri bizi gözetliyordu ama günümüzde artık herkes bizi gözetliyor. Ne yapsak takip ediliyoruz. Akıllı cihazlar yaşamımızı takip ediyor ve bizler hakkında bilgi biriktiriyor.

Eskişehir’de yaşadığım dönemlerde, pazar günleri saat 15.00-16.00 gibi dönüş yoluna çıkardım ve arabaya biner binmez telefonum bana, “Hoşnudiye Mahallesi iki saat, yirmi beş dakika” derdi. Kardeşim nereden biliyorsun Eskişehir’e gittiği mi? Biliyor çünkü her gün benim ne yaptığımı takip ediyor. Her pazar günü bu saatlerde Eskişehir’e gittiğimi ezberlemiş.

Sosyal platformlarda her dakika karşımıza tanıyor olabileceğimiz insanların isimleri çıkıyor ve “Bunlarla da arkadaş ol” diyorlar. Ortak arkadaşlarımızı, rehberimizi, gittiğimiz yerleri, çalıştığımız yerleri, okuduğumuz okulları, yemek yediğimiz restoranları, uzaktan baktıklarımızı, yakından baktıklarımızı hepsini biliyorlar.

Bu sabah karşıma çıkan bir aplikasyonda da bu durum gruplara bölünmüş olarak karşıma çıktı. Bunlar okuldan tanıdıkların, bunlar işyerlerinden tanıdıkların, bunlar da oturduğun yerlerden tanıdıkların diye tek tek ayırmış. “Sen yorulma biz her şeyi takip ediyoruz” diyor.

Zannediyorlar ki, ben Ankara Bahçelievler’de yaşayan herkesi tanıyorum veya tanıma ihtimalim var. “Giresun” desen benim bilgim en son Balkaya Pastanesi’nden dondurma aldığım günlerde kalmış. Ey sosyal platformlar, görülüyor ki o kadar da iyi takip edemiyorsunuz.
Amerika ve Çin’in bir birlerini yemesinin arkasındaki en büyük nedenlerden bir tanesi de bu. Ekonomik kavgaların arkasındaki gizli parametrelerden bir tanesi de “Kim takip edecek?” konusu. Yaşananlar Apple ve Huawei arasındaki basit bir ticari rekabet değil. İki devletin takip konusunda üstünlük sağlama savaşı.

Neymiş efendim, kişisel bilgilerin korunması kanunlarla her ülkede güvence altına alınıyormuş. Alınıyor da, bu amcalar benim her pazar günü İstanbul’dan Eskişehir’e gittiğimi nereden biliyorlar?

Dün sabah süpermarketin birinden Eti petit beurre aldım. Bugün sosyal platformlarda karşıma çıkmadık petit beurre reklamı kalmadı. Benim aldığım şeyler bir şekilde gidiyor ve sosyal platform sayfamda anında karşıma çıkıyor. İşin komik tarafı, aldım artık kardeşim, sen geç kaldın. Aslında o da biliyor aldığımı da, hakemlerle oynar gibi, bir sonraki pozisyon için yatırım yapıyor.

Eskişehir’de yaşarken, kaldığım mekânı değiştirmeye karar vermiştim. Daha ben bile ne zaman ve nasıl taşınacağımı bilmezken, herkes bütün detayları benden daha iyi biliyordu. Kaldığım yerdeki çalışana “Ben bir hafta sonra çıkacağım, siz de planlarınızı ona göre yapın” dediğimde, “Evet biliyorum” deyip, benim bütün planımı benden daha iyi anlatmıştı. Durun bir dakika, bunun akıllı cihazlarla alakası yok, bu akıllı dedikoducuların eseri, yanlış yazdım.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…