Aplikasyonlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aplikasyonlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2016 Çarşamba

Albümdeki Resimler...

Günaydın dostlar…

Devir değişti. Maşallah, artık hepimiz akıllı telefonlarımızla Foto Naci gibi resimler çekebiliyoruz. Telefonlar o kadar yol aldı ki, fotoğraf makinesi endüstrisi bile öldü.
Hepimizin telefonlarında binlerce resim var. Artık film alma, karta bastırma gibi dertler de olmadığı için; çekiyoruz da çekiyoruz. Aynı resmi 500 değişik açıdan çekmeden resim çektik bile saymıyoruz. Restoranın birinde resim çeksin diye garsona telefonu verdiğiniz de, o da 500 tane çekiyor.



Bütün hayatımız telefonda. Gelişen teknoloji, bize bütün hazırladığımız yemekleri sosyal platformlarda paylaşma imkânı sundu. Eski usul olsaydı, fotografçıya götürüp bastırmanız gerekseydi, hanginiz pişirdiğiniz patlıcan musakkasının resimlerini paylaşırdınız? Resim çekmek beleş olduğu için, pişirilen her yemek kendini internette buluyor.

İlerleyen teknolojinin hayatımıza birçok kolaylıklar kattığı kesin olduğu kadar, birçok değeri de hayatımızdan götürdüğü de kesin.


Çok güzel resimler çekiyoruz ama resimlerimiz de son günlerdeki hayatımız gibi darmadağın.

Eskiden her evde fotoğraf albümleri olurdu. Albüm olmasa bile, en azından bir resim kutusu veya torbası olurdu. Yaşı bana yakın olanların çocukluk resimleri siyah beyazdır. Renkli resim çektirmenin çok havalı ve pahalı olduğu devirleri çok net olarak hatırlıyorum.

Nedenini bilmiyorum ama fotoğraf albümleri ya salonda, ya da oturma odasında dururdu. Kimse albümlerini yatak odasında saklamazdı. “Bakın her şeyimiz ortada, alın bakın” ruh halinin bir eseriydi herhalde.

Çok sık olmasa da, ara sıra bu albümlere bakmak çok zevkli olurdu. Sizleri bilmiyorum ama bizim evde albüm bakma işi genellikle aile yemeklerinden sonra, bilhassa da içkili ortamlarda gerçekleşirdi. İçki içmekle, eskiyi hatırlamak arasında garip bir bağ var ama ben çözemedim.

İşin en zevkli taraflarından biri de, evdeki büyüklere fotoğraflardaki insanları sormaktır. Genellikle de, “O benim sütninemin torunu” gibi filan bir cevap alırsınız. Kendi kendinize, “Bu akşam bu bilgiyi öğrendiğim çok iyi oldu” diye mırıldanırsınız.
Benim çok fazla çocukluk fotoğrafım yok. Olanların yarısı da sünnetimde çekilmiş olan fotoğraflar. Miktarları çok fazla olmasa da, hepsi eski usul, siyah sayfalı bir albümün içinde duruyorlar.


Şimdi resimlerimiz nerede? Her yerde. Doğru dürüst bakabileceğimiz bir ortam bile yok. Bütün resimlerini elektronik ortamlarda düzenlemiş, gerektiğinde de oradan gösterebilecek kaç kişi vardır? Vallahi ben bile yapmadım öyle bir şey.
Dediğim gibi, resimlerimiz her yerde. En çok sakladığımız yer de telefonumuzun hafızası. Ben de dâhil olmak üzere, hepimiz bozulan, kırılan telefonlardan çok fazla resim kaybettik. Kalan resimler de oralarda bir yerlerde duruyorlar ama kim için, ne için durdukları bile belli değil.

Bu işe meraklı arkadaşlarım çok güzel resimler çekiyorlar. Teknoloji sayesinde bizlerle de paylaşabiliyorlar. Bunu hiç kimse inkâr edemez. Bu imkânlar olmasaydı ev ev dolaşıp herkesin albümlerini karıştırmamız gerekirdi. Hatta çok isterseniz paylaşılan resimleri büyüterek insanların suratındaki en küçük sivilceye kadar görebiliyorsunuz. Bunun bu şekilde görünmesini istemeyen ne yapıyor? O da sivilce kapatma programı kullanıyor. Aynı durum kırışıklıklar, torbalar, siyahlıklar, sarkmalar gibi vücudunuzdaki her sorun için de geçerli. Hepsinin programı var. Çektiğiniz fotoğrafı bütün bu programlara tabi tuttuktan sonra maşallah kusursuz olabiliyorsunuz.
Sizi bilmiyorum ama ben hafif sararmış, hafif eskimiş, albüm kokan resimlere bakmayı seviyorum ve özlüyorum. Resimlere bakarken, kokusunu da almak; olayın en az yarısı. İsterse milyon megapiksel resim çeksin. İstese de babamın gözündeki o bakışı yakalayamaz artık…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

6 Ocak 2015 Salı

Hangi Ağaç Olmak İsterdin?

Günaydın dostlar...

Facebook’ta aktif olan arkadaşların da çok iyi bildiği gibi hepimize çeşit çeşit talepler geliyor. Oyun talepleri, şunlar, bunlar tamam da, “Hangi ağaç olmak isterdin?” veya “Geçmiş hayatınızda hangi hayvandınız?” gibi talepler benim çok canımı sıkıyor.

Yazılmış bir takım basit aplikasyonlar, sizlere yüzlerce ahret suali sorarak, sizin hakkınızda bir takım kararlara varıyorlar. Bunu yapmak için de muhakkak aplikasyonu yüklemeniz gerekiyor. Sonuçta parayı oradan kazanıyorlar.
 
Bu sabah daha gözümü açmadan yine böyle bir uygulama çıktı karşıma. Hangi şehirde oturmak isterdiniz? Sana ne kardeşim. Ayrıca ben bunu zaten biliyorum. Bunu öğrenmek için senin yüzlerce salak soruna ihtiyacım yok.
Nerede yaşamak isterdin, nerede çalışmak isterdin gibi sorular yine bir ölçüde mantıklı sorular. Veriyorsun cevaplarını sana uygun bir şeyler çıkıyor. Sonra da dünya âlemle “Bakın ben meğerse hep San Diego’da yaşamak istermişim” diye paylaşıyorsun. Allah'tan bu program bunu ortaya çıkardı da rahat ettik.

Eş, dost, akrabalar da yorum yazıyorlar, “San Diego çok güzel bir şehirdir, ben de çok severim”.

Dediğim gibi bunlar yine katlanılabilir aplikasyonlar. Bir de “Sen hangi renksin?” veya “Sen hangi doğa olayısın?”  tipi işler var. Bu nedir kardeşim? Biri bana izah etsin. Bunu kim, niye yazar ve biz niye bir sürü soruya cevap vererek ne renk olduğumuzu veya hangi doğa olayı olduğumuzu anlamaya çalışırız? Bunu hiçbir zaman anlayamadım. Belki de bir çeşit bilgi toplama yöntemidir.

"Sen kar yağışısın" diye bir sonuç çıktığı zaman, bu tam olarak ne ifade ediyor? Senin soğuk bir yapın var anlamına mı geliyor?

Başka bir tanesi de “Hangi marka araba olduğunu öğrenmek istiyor musun?” diye soruyor. Şimdi ben ne cevap vereyim böyle bir soruya? Aslında insanın aklına bin türlü cevap geliyor da, sabah sabah terbiyemi bozmak istemiyorum.
Bana daha da enteresan gelen konu, birileri oturuyor bunları yazıyor ve bu işten para kazanıyor. Yaratıcı düşünce böyle bir şey olsa gerek. Biri gelse size ve dese ki, “Bir program yazıp insanların hangi içecek olduklarını ortaya çıkaracağız ve bu yolla da çok para kazanacağız”, gülersiniz herhalde.
Aslında bu gibi durumlar para kazanma işinin ne kadar büyük bir okyanus olduğunu gösteriyor. Adamlar denemiş. Biz olsak “Çok saçma” der teşebbüs bile etmeyiz. Bu tip girişimler fikirlerden korkmamamız gerektiğinin en büyük ispatı. İletişim çağında bilhassa şimdiki gençlik ile neyin tutacağı hiç belli olmuyor.

Çocuklar hangi sebze olduklarını merak ediyorlar. Hele bir de sen salatalık, sevdiğin insan da domates çıkarsa sizden iyisi yok. Bu nasıl bir uyumdur. Neredeyse çoban salatası uyumu var.

Bir sürü soruya cevap vererek bir neticeye ulaşıyorsun. Niçin yapıyorsun bunu? Paylaşabilmek için. Sayı Olsan Hangisi Olurdun aplikasyonunun neticesi 13 çıkıyor. İnsanlar da başlıyorlar yorum yapmaya. "Bizim kedi de ayın 13'ünde üç tane yavru doğurmuştu" diye. Sanki aralarında bir bağ varmış gibi. Bazen de "Benim en samimi arkadaşımın doğum günü de ayın 13'ünde" gibi tutarsız yorumların ardı arkası kesilmiyor.
Bu sabahlık da bu kadar arkadaşlar. Uzaktan adalara bakmaktan sıkıldım. Gidip bir ada olsaydım hangisi olurdum, onu öğrenmeye çalışacağım.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...