Devlet Büyükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Devlet Büyükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2015 Salı

Betondan Gurur

Günaydın Dostlar,

Sabah sabah okuduğum bir haber, bana bugünlerde en büyük gururumuzun beton olduğunu düşündürdü. Bilmiyorum dikkat ediyor musunuz ama televizyonlarda, meydanlarda ağzını açıp da süper bir şeyler yaptığını anlatmaya çalışan herkesin tek bir konusu var; beton.
 
Şunu başardık, bunu başardık konuları gidiyor gidiyor en sonunda da betona saplanıp kalıyor. Ne zaman devlet büyüklerimiz yaptıkları icraatları anlatsa hep betonun marifetinden söz ediyorlar.
Beton marifeti ile yapılan yollar, köprüler, tüneller, havaalanları, stadyumlar, çirkin binalar, gökdelenler; hayatımızın en büyük gurur kaynağı oldular. Siz hiç bir devlet büyüğünün konuşma yaparken “Hamdolsun mikroçip üretiminde artık dünya birincisiyiz.” gibi bir cümle kurduğunu duydunuz mu? Ben de duymadım.

“Allaha şükürler olsun, bu yıl dünya zeytin üretiminde ikinci sıraya çıktık.” gibi bir cümle de çok güzel olurdu ama böyle bir cümle de duyamayız. Neden mi? Zeytinlikler beton oldu da ondan.

Dikkatle dinleyin. Sizde göreceksiniz ki gurur dolu marifetlerimizin hepsinin yolu betondan geçiyor. Beton dökmekten toprağın ağırlık dengesini bozduk. Batı Anadolu’ya dökülen milyonlarca ton beton, Doğu Anadolu’da Ağrı Dağı’nın 13 cm yükselmesine neden oldu.

Devlette durum böyle de özel sektörde farklı mı? “Farklı” diyebilmeyi çok isterdim ama orada da en büyük marifet beton dökmek.

En yakınımızdan bir örnek vererek Fenerbahçe’ye bakalım. Başkan ne zaman bir konuşma yapsa hep döktüğü betonları anlatıyor. “Ankara tesislerini yaptık.”, “Topuk Yaylası tesislerini yaptık.”, “Fenerbahçe Stadyumu’nu yaptık.”, “Villalar yaptık.” cümleleri dışında bir şey duyamıyorsunuz.
Sportif başarılar ile ilgili cümleleri artık hiç duyamaz olduk. Herkesin dilinde “betondan gurur” cümleleri dolaşıyor. İşin en ilginç yanı da bu konuda en çok gururlanan kardeşlerimiz, muhtemelen bu betondan gururdan en az yaralanacak olanlar. Bir Allah’ın kulu da çıkıp “İyi güzel ama bu beton yarışının bana tam olarak ne faydası var?” demiyor. Sanki yapılan villalarda veya 52 katlı apartmanlarda o oturacak.
Betonu dökersin, bir şeyler yaparsın ama bunlar genellikle bir getirisi olmayan, ölü yatırımlardır. Beton yatırımları geri dönüşten ziyade gereklilik veya hizmet için yapılır. Sen bir yerlerde ağaçları kesip beton döktün diye ülkeye para yağmaz. Dünyanın en yüksek binasını yapmak hiçbir ülkeye sınıf atlatmaz.

Yapılanların gerekliliğini takdir ederken ne getirip ne götürdüklerini de iyi anlamamız gerekiyor. Bir binaya baktığımız zaman, kendi kendimize şu soruyu soralım. “Bu binanın bana ve çevreme ne yararı oldu, ne zararı oldu?”. Bu sorunun cevabı netse o zaman betondan gururumuzu cebimize koyup evimize gidebiliriz.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

15 Mayıs 2014 Perşembe

Sen Öldün Ben Gitmedim...

Büyük felaketlerin ardından, “halk ne der korkusu” yüzünden, liderlerimiz çıkıp birer, birer seyahatlerini iptal ettiklerini duyururlar. Dünde farklı bir senaryo yoktu, İstanbul’dan, İngiltere’ye kadar bütün seyahatlerin iptal edildiği çok net bir şekilde herkese duyuruldu.

Seyahatleri iptal edenler, sonra ne yaparlar? Hepsi kalkar afet bölgesine ziyarete gider. Bu bir taziye ve bilgi alma ziyaretidir ama yine “gitmezsek insanlar ne düşünür” korkusunun da, ziyaret planlamasında hatırı sayılır bir ağırlığı vardır.
 
Tamam, ilgili bakanlar, genel müdürler, müsteşarlar, sendika başkanları vs. gitsin ama neden bütün Ankara kalkar da afet bölgesine gider ben bunu hiçbir zaman anlamamışımdır. Hatta başbakanda gitsin ama her türlü siyasi parti delegesinin ve milletvekilinin orada ne işi var? Üstelik oraya her giden, oradaki varlığıyla işlerin yapılmasına da engel oluyor. Güvenlik önlemleri ve gelenlere açıklama yapmak ile uğraşırken, asıl yapmaları gereken işleri ile uğraşamıyorlar.

İnsanları rahat bırakın. “Öbür partinin başkanı gitti, ben gitmezsem olmaz şimdi” gibi alaturka uygulamalardan artık vazgeçelim. Panik anında, insanlar bir de sizle uğraşmasın. Kurtarma çalışmaları bitince istediğiniz her türlü ziyareti yaparsınız. Felaketlerden, politik açıdan nemalanma dönemi de, artık sona ermeli. İnanın, bu tip çabalar halkın gözünde prim yapmıyor.
Ben şu dakikada Türkiye’deki bütün madenlerde güvenlik açısından çok ciddi eksiklikler olduğuna eminim. Her türlü eksiğini gidermeden, hiçbir maden çalışmayacak, diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsanız, yaşanan ölümlerden sonra da, gereksiz ziyaretlere gitmeyin. Hep madenlerden konuşuyoruz ama diğer işletmelerde de durum çok farklı değil. Birçoğunun sağlık ve güvenlik alanında çok ciddi eksiklikleri var.

Madenlerde, bu işleri devlet adına denetlemesi gereken, daimi deneticilerin, maaşlarını bu madenlerden alması da nasıl bir uygulamadır, benim aklım yatmadı açıkçası. Denetleme işinin maliyeti bu firmalardan bir şekilde tahsil edilmek isteniyorsa, bunun için başka bir formül bulunmalıdır. Maaş ödeme formülü, her türlü suiistimale açık bir konudur.
 
Ben, bu gibi konularda denetleme işinin tamamen bağımsız ve uluslararası kabul görmüş şirketler tarafından yapılmasından yanayım. Almanya’da, Amerika’da, Japonya’da bu işi kimler yapıyorsa, gelsin burada da onlar yapsın. Ben, böyle deyince de, karşı görüşlüler hemen “Türkiye’de bir tane açık maden kalmaz o zaman” diyorlar. Hatta ve hatta, bu tip bir kuruluşun yapacağı bir denetlemenin sonucunda ortaya çıkacak “düzeltilecek faaliyetler” listesinin içerisinde bulunacak bazı işlerin, bizim şu andaki mevut madenlerimiz de yapılmasının mümkün olmadığını söyleyenlerde var.
Bu ne demek? Demek istiyorlar ki, madenler yıllardır almış başını gitmiş, boyları olmuş kilometrelerce, şimdi biri gelip de, “bütün bu 13 kilometrelik kısımda sağlamlaştırma çalışması yapmanız lazım” derse, hiçbir maden işletmesi bu maddi külfetin altından kalkamaz. Bu tip çalışmaların bir harcama gerektireceği kesin ama öbür alternatif de, insanların ölmesi.

Madenci kardeşime, “bu tip bir para harcayamayız, ölmek zaten bu işin doğasında var” mı diyeceğiz?

Son sözüm de sendikalara. Her 1 Mayıs’ta, Taksim’e çıkmak için kendilerini yırtan sendikalardan, iş güvenliği konusunda, Taksim çabalarının onda birini bile göremiyoruz. Madenlerde ki tehlikeli çalışma şartları konusunda ben sendikalardan en ufak bir eylem gördüğümü hatırlamıyorum. Madendeki kardeşlerimizin canının, Taksim’e çıkmak kadar değeri yok mu?
Sağlık ve güvenlik, bir anlayış, bir kalkınmışlık, bir çalışanına değer verme meselesidir. Bizim gibi kaderci toplumların, üzerinde para harcamayı gereksiz gördüğü konuların başında gelir. İnanın Amerikalıda, Almanda, bizimkiler gibi parayı çok seviyor ama yaşamayı da seviyorlar.


Sen her türlü tedbirini al, bildiğin, bilmediğin her türlü güvenlik sistemini kur, bu konuda bir gram taviz verme ondan sonra işini Allaha bırak. Sana bunları düşün ve uygula diye akıl verilmiş, yoksa sende sincaplar gibi içgüdüsel bir şekilde yaşamını sürdürebilirdin.

Ekmek parası için, ülkenin her yerinden Soma’ya gelen madenci kardeşim, Allah rahmet eylesin, mekanın cennet olsun…

Kimse unutmasın ki, Soma’da ölen de öldü, ölmeyen de öldü…