Soma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Soma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2014 Pazar

Kalbimizin Soma'da Olması Kiraları Ödemiyor...

Günaydın dostlar. Bu güzel Pazar sabahında, hiç birimizin Soma’da ki kardeşlerimizi unutmadığından adım kadar eminim ama unutmamamız, hayatın gerçeklerini değiştirmiyor.

Bütün acılara rağmen, Soma’da devam etmesi gereken bir günlük yaşam var. Ödenecek kiralar, gidilecek okullar, yenilecek yemekler, ilaç alması gereken hastalar, ısınacak odalar, bir gram mutlu edilmesi gereken yürekler var.
 
21 gün önce yaptığımız yardımlar o günün acısına derman oldu ama bugüne kalmadı. Yaşam bir aylık olsaydı belki yeterdi ama yaşam devam ediyor, acılı kardeşlerimizin bizlere bıraktığı çocuklara bakmak artık bizim görevimiz.
Onlar, madenci Mehmet’in, Ahmet’in çocukları değil artık, onlar bizim, bütün Türkiye’nin çocukları. Bu ülkenin madenlerinde, hayatlarını kaybeden madenci kardeşlerimizin, ailelerine, çocuklarına, hasta annelerine, yatalak babalarına bakamayacaksak, biz ne için varız ki?

Onların, yerin dibinde, köle hayatı yaşayarak, 1200 TL maaşla baktıkları ailelerini, şimdi yoklar diye ortada mı bırakacağız. Soma, ayağa kalkar, yaralarını sarar ama bu bir zaman meselesidir. O güne kadarda, insanların, en azından yaşam ihtiyaçlarını karşılamadan, akşam başımızı yastığa koyamayız.

Bu konuda büyük çabalar harcayan ve birebir yardımları yerine uğraştıran arkadaşlarımızdan biri olan sevgili Banu Yüksel’in, Soma’dan hemen döndükten sonraki duygularını hiç dokunmadan kendi sözleriyle sizle paylaşıyorum.
 
Evet günlerdir çabaladığım yazdığım çizdiğim Soma Projesinin birinci etabını tamamladık. Para çok gelmiş ama devletten değil kişilerden ve stk lardan
Bize evlerin içi ve durumu çok kötü çocukların hiçbir şeyi yok dediler gittik bizzat gördük. Öncelikle hiçbir şeyden memnun olmayan gençliğimiz gidin de görün o içler acısı durumu. Belki biraz şükredersiniz halinize!!!

Evinde tv si olmayan aileler ve bilgisayarı olmadığı için dersini yapmakta zorlanan öğrenciler....

Üstüne kiralarını ödemekte zorluk çeken aileler.
Daha acısı yatağı bile olmayan yerde bir döşeğe kıvrılan çocuklar!!!!

Bir ailenin damı çökmek üzere evde rutubet had safhada ve 1,5 aylık bronşit hastası bir bebek....
Bir yola girdik artık bu iş bir kere ile kalmayacak. Gücümüz ne kadarına yeterse ( bir ay ayakkabı, bir ay elbise bir ay harçlık) verip bu çocuklara sahip çıkılmalı. Devlet yok millet olsun bari. Bugün tv ler ranzalar dolaplar ödediğimiz birkaç aylık kiralar ocaklı fırın bilgisayarlar printerler ve bazalar aldık. Bunları da Soma esnafından almayı tercih ettik ki esnaf kan ağlıyor cari hesaptan çalıştıkları Maden İşletmesinden alacaklarını tahsil edemedikleri için.

Evi çökmek üzere olan Havva Hanımı taşımamız ve 1 yıllık kirası için acil 5000 TL ye ihtiyacımız var!!!!!
Herkese katkıları için sonsuz teşekkürler. En çok da Şule Engin Özbek İbrahim Akkanat ve Leydi Güzellik Salonu ile Soma Tso Başkanı Hakan Işık ve tabi ki tüm işini bırakıp bize eşlik eden Kadın Girişimciler Komitesi Üyesi sevgili Sevil Önol'a .....


Arkadaşlar, başta da belirttiğim gibi, paylaştığımız acılar, kiraları, borçları, mutfak masraflarını ödemiyor. Zaman, Soma’yı yaşatma zamanı. Birçok evde, evin tek gelir getiren babası, evin direği öldü. Evet öldü… Kalanları yaşatmak da, bizim boynumuzun borcu.

Bu işlere emek harcayan ve yardımları birebir yerine ulaştıran sevgili Banu Yüksel ve Şule Engin Özbek’in hesap numaralarını bir kez daha sizlerle paylaşıyorum. 

Unutmayın 10 TL bile, 10 tane ekmek alır…
TR38 0013 4000 0018 9219 3000 18 DENİZBANK BANU YÜKSEL GİDER-SOMA YARDIM HESABI

TR38 0006 4000 0011 1993 2155 62 İŞ BANKASI ŞULE ÖZBEK - SOMA YARDIM
 

27 Mayıs 2014 Salı

Unuttuk Gibi Bir Şey...

Neredeyse unuttuk. Biraz daha gayret edersek tamamen unutacağız.

Okmeydanı’nda yaşanan, tahrik kaynayan (belki de planlanmış) eylemler, masum bir vatandaşımızın durup dururken vurulması, ertesi gün hemşerimin rahmetli olması, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve futbolcu transferleri derken gündem bir anda değişiverdi.
 
Bu sabahki konum bu değil ama nerede olursa olsun her eylemde, her protestoda ortaya çıkan, bu yüzleri maskeli kişiler kimdir?  Protestoyu fırsat bilip ortaya çıkan gençler midir yoksa her eylemde bir yerlerden düğmeye basılıp, ortalığı karıştırmak ve protestocuları halkın gözünde çirkin göstermek için, eylem alanlarına gönderilen insanlar mıdır onu da bilemiyorum.
Onu bilemiyorum ama bildiğim bir konu varsa Soma’yı unuttuk.

Madencileri yine kaderleri ile baş başa bıraktık. Televizyon programlarında 1-2 hafta tartıştık her şey düzeldi, madenlerde bir gram tehlike kalmadı. İnanın hiçbir şey düzelmedi. Her şey eski tas, eski hamam. Ankara, madenlerin düzeltileceği yönünde sözler verirken, Soma’da da madenci kardeşlerimiz sessiz, sedasız işe çağırıyorlar. Birileri, iyi polis, kötü polis oynuyor. Ayrıca konumuz sadece Soma’da kaza olan maden de değil. Soma’da, Zonguldak’ta, orada, burada bütün madenler aynı durumda.


Hepimizin gerçekçi olmasında yarar var. Bizim madenlerimiz hiçbir zaman Avrupa’da ki madenler gibi olamayacaklar. Uzun yılların neticelerini birkaç haftada değiştirmemiz mümkün değil ama en azından madenleri şimdiki hallerinden çok daha iyi, çok daha güvenli bir hale getirebiliriz. Olası bir kazadan sonra can kaybı olmaması için çalışmalar yapabiliriz. Maskesinden, yaşam odasına, kaçış tünellerinden, gaz dedektörlerine kadar, insanları korumaya yönelik her türlü önlemi alabiliriz.

Ben ne yapabilirim ki demeyin. Hiçbir şey yapamasak bile sosyal medya ve diğer iletişim kanallarını kullanarak bu konuyu hükümetin, sendikaların, gazetecilerin, televizyon yorumcularının vs. vs. gündeminde kalmasını sağlayabiliriz. Devir iletişim devri. Artık bir e-mail, bir tweet ile herkese ulaşabiliyorsunuz.

Ben çok iyi hatırlarım, Münevver Karabulut cinayeti, rahmetli Mehmet Ali Birand ve ekibinin her akşam konuyu gündemde tutması ve hiçbir zaman unutulmasına müsaade etmemesi sayesinde çözüldü. Kimse medyanın gücünü hafife almasın.
 
Arkadaşlar 301 kişi öldü. Bir kere daha yazayım tam 301 madenci kardeşimiz öldü. Yarın yine böyle bir kaza olmayacağının da, şu anda hiçbir garantisi yok. Bu kadar insanın ölümünden bir ders çıkaramıyorsak yazıklar olsun bize. Bunun partiler üstü bir konu olduğunu unutmayarak herkesin elinden gelen çabayı göstermesinin şart olduğunu düşünüyorum.
Sokağa çıkında sağa, sola saldırın demiyorum. Herkesin olanakları ve ulaşabileceği noktaları farklıdır. Kimi Facebook ortamında konuyu taze tutar, kimi sokak protestolarına katılır, kimi de sorumlu bakan ile konuyu görüşebilir. Daha öncede yazdığım gibi, dünyanın önde gelen hızlı tüketim ürünleri firmaları çalıştıkları firmalardan iş sağlığı ve iş güvenliği yönetmeliklerine uymalarını ve bu konuda 0 hata ile çalışmalarını bekliyorlar. Bu konuda da çok başarılı oldular.

Aynı bakış açısıyla bu madenlerle çalışan bankalar veya diğer kuruluşlar, madenlerden bu tip taleplerde bulunabilirler. Kredi vermenin ön koşullarından biri, madenlerin bu tip denetimlerden geçmiş olması gibi bir şey olabilir. İyileştirme çalışması yapacak madenlere devlet bir takım teşvikler de sağlayabilir.

Sabah sabah bu konunun nasıl işlemesi konusunda detaylarda boğulmak istemiyorum. Burada vurgulamak istediğim tek bir konu var, Soma’yı unutamayız, unutturamayız, aksi takdirde, “dinimiz zaten kabullenmeyi ve sabır göstermeyi buyuruyor” baskıları altında bu konu unutulup gider…

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Hepsi Öldü...

Eskişehir’de, Gezi Parkında ağaçlar kesilmesin protestosuna katıldı, sokak arasında döve döve öldürüldü.

Ankara’da, rastgele açılan ateş sonrası, 3 metre mesafeden başından vurularak ölen kardeşimizin ne anarşistliği kaldı, ne vatan hainliği. Oysa ortada tek bir gerçek vardı, o artık yaşamıyordu, o öldü.
 
Adana’da, amirinin, “git olaylara müdahale et” dediği polis kardeşimiz köprüden düştü öldü. Mustafa’da bizimle değil artık.
Antakya’da ki direnişte polis tarafından başından vurulan Cömert kardeşimizde yok artık. O da öldürüldü.

Ümraniye’de, gözü dönmüş insanların taksi ile kalabalığın içine dalması sonucu, Ayvalıtaş’da rahmetli oldu. O da öldürüldü.

Lice’de, protesto sırasında hayatını kaybeden kardeşimizin nasıl öldüğünü kimse bilmiyor. Tek bildiğimiz, Yıldırım kardeşimiz de öldürüldü..
 
Ben bir koşu gider ekmek alır gelirim dedi, ekmeği aldı ama yüzüne isabet eden ve çenesini ve burnunun kıran, bir gaz fişeği yüzünden eve dönemedi, 15 yaşında öldürüldü.
15 yaşındaki kardeşimin cenaze töreninden sonra karşıt görüşlü gruplar arasında çıkan kavgada genç bir hemşerim hayatını kaybetti. O da öldürüldü.

Şırnak’ta, yakılan polis arabası az daha Zeynep polise ve arkadaşlarına mezar oluyordu. Vücutlarının birçok kısmında yanıklarla canlarını zor kurtardılar.

Hiçbir emniyet tedbiri alınmadan, insan hayatına değer vermeyen, sadece sonuç odaklı bir zihniyetle yeraltı cehennemlerine sokulan kardeşlerimiz, bir daha güneşi göremedi. 301 madenci kardeşimiz öldü.
 
Araçlarının içinde diri, diri yakılmaya çalışılan polisler, gömlekleri yanarken kendilerini güçlükle dışarı atıp canlarını zor kurtardılar. Canını kurtaran polislerin etrafa saçtığı kurşunlar, gitti yakınının cenazesine katılan zavallı Uğur’u buldu. Uğur öldü…
Uğur’un ölme haberi, olayları ateşledi ve atılan bir parça tesirli ev yapımı bomba, oradan geçmekte olan bir hemşerimi daha aramızdan aldı. O da öldürüldü.

Biliyor musunuz, bu ölümlere neden olanların birçoğu, bizim aramızda yaşıyor, işine gidip geliyor ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ediyor. Vicdani rahatlık açısından da, en ufak bir sorunları yok.

İnsanlık mı dediniz? O da öldü…

23 Mayıs 2014 Cuma

Ben Yardım Etmek İstiyorum...

Sen yardım etmek istiyorsun, ben de istiyorum ama hiçbirimizin nasıl yardım edebileceğimiz konusunda en ufak bir fikri yok.

Çok garip bir milletiz. Kazalardan önce önlem alma konusunda ne kadar beceriksiz ve isteksiz olduğumuzu artık bütün dünya biliyor. Bu konuda dünya sonuncusu bile olabiliriz. Zaten bu ruh halimiz değil midir, bizi iş kazaları ve trafik kazaları konusunda dünya liderliğine taşıyan.
 
Önlem konusunda çok kötüyüz, kaza olduktan sonraki çalışmalarımızda iyi değil, tek becerebildiğimiz şey, para yardımı yapmak. Bu konuda gerçekten iyi sayılırız. Her kaza arkasında tonla maddi ve manevi acı bırakıyor. Manevi acılar konusunda başarılı olamasak da, maddi acıları azaltabilmek için omuz vermeyi başarabiliyoruz.
Başarabiliyoruz da, işin acı tarafı genelde ne yapacağımızı bilemiyoruz. Bir çok firma sahibi ve arkadaşlarım da dahil olmak üzere, insanlar telefon açıp bana soruyorlar, nereye ve nasıl yardım edebileceklerini. Sen bilirsin, sana güveniyoruz, sen söyle de oraya yatıralım diyorlar.

Soma faciasından sonra, resmi ve özel kuruluşlar tarafından yüzlerce yardım hesabı açıldı. Hesap numaraları ortalıkta uçuşuyor. Fenerbahçe’nin açtığı hesaptan tutunda, başbakanlığın açtığı hesaplara kadar, yüzlerce ne amaç için açıldığı belli olmayan hesap var.

İnsanlar güvenmiyor. Geçmiş tecrübeleri, onları bu hesaplara para yatırma konusunda isteksizleştiriyor. Yatırılan paraların, gerçek ihtiyaç sahiplerine gideceği konusunda emin olmak istiyorlar. Bu hesapları açanların hiçbiri ortaya çıkıp ta, biz toplanan parayı, şu şekilde dağıtacağız diye, herkesi tatmin edebilecek bir açıklama yapmıyor.

Paraların boşa gideceği korkusu çok yaygın. Kaza öncesini beceremiyoruz, kaza sonrasını beceremiyoruz, görülüyor ki iyi niyetli, yardım sever, maddi acılara destek olmaya çalışan insanlardan yardım toplamayı da beceremiyoruz. Konu ne olursa olsun, hiçbir şekilde organize olamıyoruz. Bende neler istiyorum, 15 kişi bir araya gelip belli bir günde yemek, toplantı yapmayı beceremeyen bizler, böyle bir şey için mi organize olmayı başarabileceğiz.

Yardım konusunda herkes şaşkın. Çeşitli kimseler, Barolar Birliğinin açtığı hesabı, “en güvenilir” hesap ilan ettiler. Neye dayanarak bunu yaptılar, hiçbir fikrim yok. Tamam, güvenelim de, toplanan paralarla ne yapmayı düşünüyorlar? Mağdur olan ailelere eşit miktarda dağıtacaklar mı, çocuklara burs mu verecekler, ailelerin hukuki masrafları için mi kullanacaklar, vs. vs.
Yanlış haberler insanları yanıltıyor. Biri çıkıyor  “Fenerbahçe babasız kalan bütün çocukları okutacak” veya “eski bir futbolcu, babası madenci olduğu için çarşafı kirletmeyen madencinin bütün borçlarını üstlendi” gibi laflar ediyor ama sonra gerçeklerin tamda öyle olmadığı anlaşılıyor. Bu yanlış bilgiyi alan insanlar veya firmalarda, burs vermeyi düşünürken “bak Fenerbahçe hepsini okutacakmış” diye düşünerek yanlış sonuçlara ulaşıp, burs vermekten vazgeçiyorlar.
Ben açıkçası hiçbir sisteme veya açılan hesaba güvenmiyorum. Her türlü yardımın, ihtiyacı olan insanlarla birebir organize edilmesinin daha etkili bir yöntem olduğu görüşündeyim. Diyeceksiniz ki, ben şimdi oturduğum yerden Soma’da kimi bulacağım. Evet, çok kolay değil ama inanın düşündüğünüz kadar zor bir iş de değil. Maddi sıkıntıları olan aileler de belli, ihtiyaçları da belli.

En iyi niyetle bu işe kalkmış olan insanlar bile, bir takım idari ve bürokratik işlemlerden dolayı, toplanan paraları gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştıramayabilirler. Tek başına olmanızda gerekmiyor. Örnek olarak 3-4 aile birleşip, bir çocuğun tahsil masraflarını üstlenip, o çocuğu hem okutup, hem da arkadaşı dostu olabilirsiniz. Uzaklarda da olsa, onu düşünen, seven birileri olduğunu hissettirebilmek çok önemlidir.

Birçok işi beceremediğimiz gibi, organize ve etkili bir şekilde para toplama işini de beceremiyoruz. Sisteme güvenemeyen yardımsever insanlarda, istedikleri halde, ihtiyaç sahiplerine yardım da bulunamıyorlar…
Çaresi, bu paraları doğru dürüst toplayıp, dağıtıldıktan sonrada, hiçbir şüpheye gerek kalmayacak şekilde, insanlara göstermektir.

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Bu Seferki Bambaşka...

Bu milletin, görmediği, yaşamadığı üzüntü, sıkıntı, felaket kalmadı ama bu seferki gerçekten bambaşka…

Daha dün, on binlerce vatandaşımızı kaybettiğimiz depremler yaşadık. Trafik kazalarına ve iş kazalarına her yıl bir kasaba dolusu insanımızı kaybediyoruz. Hal böyleyken, Soma’da yaşanan faciayı neden bir türlü kabullenemiyoruz. Evler sağlam yapılmadığı için, on binlerce kardeşimizi kaybeden bizler, onu bile “kader” diyerek kabullenebilmişsek, bu faciayı neden kabullenemiyoruz?
 
Öyle bir ruh hali içindeyiz ki, şu anda her şey bize batıyor. İyi niyetle, yüzlerini kömürle boyayıp veya kafalarına madenci bareti giyip televizyona çıkan insanlar beni sinir ediyor. Rahmetli kardeşlerimizi anmak için, son derece iyi niyetle yaptıklarını biliyorum ama yine de, görünce bana samimiyetsiz reklam kokan bir davranış gibi geliyor.
Evet, evleri daha sağlam yapabilirdik ama yine de, depremin bile bizim kontrolümüzün dışında olan bir parametresi olduğuna inanmak bizi rahatlatırken, Soma madeninde ve diğer madenlerde kontrolümüzün dışında bir şeyler olduğuna, ne inanmak istiyoruz, ne de inandırılmak. Hepimiz, yeterli önlemler alınsaydı, bu facia olmazdı konusunda mutabıkız.

Daha öncede belirttiğim gibi, bu gibi yerlere ziyarete giden insanların, ayakaltında dolaşıp çalışmaları zorlaştırdıklarına inanıyorum ve gitmemeleri gerektiğini düşünüp onlara kızıyorum. Buralara gitmeyip, insanlarına acılarına destek olmaya çalışmayan insanlara da kızıyorum.

Politikacıların, bu işi siyasetin üstünde tutulması gereken bir iş olarak görmeyip, yaşananlardan kendilerine menfaat sağlayacak malzemeler çıkarmaya çalışmalarına da kızıyorum. Onca can kaybından sonra, birilerinin aman benim partim bu olaydan zarar görmesin veya bu olayı partimiz açısından lehimize çevirmeye çalışalım çabalarını, oradaki 970 gözü yaşlı çocuğa, anneye, babaya, kardeşe ihanet olarak görüyorum.

“Kaza olduktan sonra çalışmalarımızla harikalar yarattık” gibi sözlere de kızıyorum. Marifet her sabah o madene girenleri, akşam olduğunda oradan sağ çıkartmakta. Marifet her sabah o madene gidenlerin, helalleşmeden evden çıkabilmesini sağlamakta.

Kazazedeleri bir, bir televizyona çıkaranlara da kızıyorum, onlarla ilgilenmeyen televizyon kanallarına da. Bir yandan bırakın adamlar acılarını yaşasınlar diyorum, bir yandan da, evet, doğru yapıyorsunuz, konunun aydınlanması, gündemde kalması ve herkesin gerçekleri duyması gerekiyor diyorum.
Yüzlerce, binlerce eksikleri olduğunu tahmin ettiğim kömür madenlerinin ve diğer madenlerin, halen çalışıyor olmasına da kızıyorum. Kaza olan maden “iyi” olanlarından bir tanesiyse, diğerlerinde çalışanları Allah korusun. Ne iyileştirme yapıldı da, bu madenler tekrar çalışmaya başladı?
TIR’ların önüne, “Soma yardım aracı” diye afiş hazırlatıp asanlara da kızıyorum. Bu nasıl görgüsüz bir şark zihniyetidir. Afiş asmazsan gitmiyor mu TIR’lar, yoksa sen reklam derdinde misin? Birilerine bir yardım yapacaksanız veya acısını paylaşacaksanız, sessizce yapın kardeşim.

Bu kazayı, ömrümüzün sonuna kadar hiç birimizin unutması mümkün değil. Boşu boşuna bunların yaşandığı konusunda da, içimiz hiçbir zaman rahat etmeyecek. Görmediği acı kalmamış bir millet için bile,

bu seferki bambaşka…

20 Mayıs 2014 Salı

Mühendisler Tutuklandı...

Soma, faciası ile ilgili olarak 30’dan fazla kişi gözaltına alındı ve anladığımız kadarıyla, işletme müdürü de dahil olmak üzere, 6-7 mühendis tutuklandı.  Herkes, sorumlu olduğu işin hesabını vermeli, bu konuda hiç birimizin diyeceği hiçbir şey olamaz ama içimizden hak yerini buluyor, suçlular, şu anda cezaevinde diyebiliyor muyuz? Açıkçası, ben diyemiyorum.

O işletmede çalışan mühendisler de tıpkı işçi kardeşlerimiz gibi aynı ortamlarda çalışıyorlar ve aynı risklerin (hepsi olmasa bile) birçoğu onlar içinde geçerli. Daha önce de belirttiğim gibi, bu madenlerdeki uzun yılların eksikliklerini ne şu anda iktidarda bulunan partinin üzerine yükleyebiliriz, ne de 6-7 tane teknikerin, mühendisin omuzuna. Başka bir parti iktidarda olsaydı, böyle bir kaza olmazdı gibi lafları da tamamen politik içerikli, faciadan menfaat çıkarmaya yönelik laflar olarak görüyorum.
 
Bu mühendislerin, sorumluluklarında olan, işletmeye yönelik günlük işlerde, bir takım aksaklıklar varsa, tabi ki hepsi bunların hesabını vermeliler ama yapısal anlamda hiçbir yetkileri olmadığını da çok net tahmin edebiliyoruz. Nitekim de, aynı şekilde çalışıp, aynı şekilde öldüler. Kömür madeni işi, Rus ruleti oynamak gibi bir şeye dönüşmüş. O gün, o vardiyada kim varsa, kimin zamanı gelmişse, işçi, tekniker, mühendis hiç fark etmiyor, hepsi rahmetli oluyor.
Doğal olarak hep Soma madeninden söz ediyoruz ama öbür madenlerde de durumun çok farklı olmadığına eminim. Soma faciasından bir gün sonra Zonguldak’ta bir madenci öldü, bir gün sonrada Konya’da. Umarım, bu konunun partiler üstü bir konu olduğunu ve madencilerin hayatının her gün, her yerde tehlikede olduğunu artık hepimiz çok net anlamışızdır.

Amerika’dan, Avrupa’dan veya Japonya’dan birilerini çağırıp da, parasını vereceğiz bu madenleri adam edin, işçilerimiz için risk olmaktan çıkarın desek, birçoğu için bunların adam olması mümkün değil diye rapor vereceklerini tahmin ediyorum. Umarım ben yanlış düşünüyorumdur. Yarın başka bir madenden gelecek bir haberle güne başlamayacağımızı kim garanti edebilir.

Madencilik zor bir iş, kömür madeni daha da zor bir iş ve doğru anlıyorsam bizim Zonguldak ve Soma kömür madenleri de iyice zor madenler. Almanya ile mukayese ettiğinde, buralardaki kömürün yapısı ve katmanları bile bir takım zorluklar yaratıyormuş. Bütün bunlar doğruysa, bizim onlardan çok daha fazla dikkatli olmamız gerekmez mi?

Kazalar olmadan önlem almak. Bu işin, en önemli noktası, önlem alma konusu. Bu konuyu daha önce de çeşitli platformlarda defalarca yazdım ve yazmaya da devam edeceğim. Madenlerin uzun geçmişlerinden dolayı bunları yapamayacaksak, bu önlemleri alamayacaksak, birileri çıkıp bu gerçekleri bize anlatsın. Kaza olmasını önlememiz mümkün değil, biz o yüzden kaza sonrasına yoğunlaşacağız, yaşam odaları yapacağız, kaçış tünelleri kazacağız, 5 saatlik maskeler dağıtacağız vs. vs. desin de biz de ne ile karşı karşıya olduğumuzu baştan bilelim.


Artık yalan söyleme, uyduruk denetleme yapma, günü kurtarma dönemi bitmeli. Günü kurtarma politikası, arkasında 970 tane gözü yaşlı çocuk bıraktı. Zaman, gerçekleri konuşma zamanıdır. Her türlü riski, artıyı, eksiyi herkes bilmeli.

Rahmetli bir madencinin eşi, televizyonda, “buralarda ara sıra her zaman bir, iki madenci ölüyordu ama bu boyutta hiç olmamıştı” dedi. Halk ara, sıra bir madencinin ölmesi piyangosunu zaten kabullenmiş. Benim kanaatkar, mütevazi, temiz çarşafı bile hak etmediğini düşünen halkım, bir gün kurada kendi isimlerinin çıkması riskini zaten kabullenmiş.

Başta da söylediğim gibi, tamamen sonuç odaklı çalışan bir işletmede, yüzyılların aksaklıklarını, 6-7 tane, hemen hemen hiçbir iyileştirme çalışması yapmaya veya bu yönde para harcamaya yetkisi olmayan, teknikerin, mühendisin sırtına yüklemek, benim vicdanımı rahatlatmıyor.
Düşünüyorum da, 301 kişi bile tutuklanıp cezaevine konsa benim vicdanım hiçbir zaman rahat etmeyecek galiba…

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Dertlerimle Baş Başayım

Günaydın Dostlar,

Madenin yanındaki tepede kamp kurmuş yüzlerce televizyon kamerası yok artık. Meşhur televizyoncular, gazeteciler de gitti. Kurtarma ekipleri evlerine döndüler, çay sohbetlerinde komşularına yaşananları anlatıyorlar. Kızılay çadırı bile yok artık.


Bir tek sen kaldın kardeşim; üzüntülerinle, dertlerinle, sorunlarınla baş başa.

Babasının seyahate gitmediğini daha kaç gün saklayabilirsin ki?

Çok yakında, kazadan sağ kurtulmuş madencileri televizyon programlarına çıkarma yarışı da bitecek; onlar da gidecek ve sen boş sokaklara boş gözlerle bakıp kalacaksın.
Evde oturmak istemiyorsun, dışarılara çıkıp bir şeyler bağırmak istiyorsun. Aslında, dışarı çıkmak da istemiyorsun. O zaman da kaybettiğin ağabeyinin anılarından uzaklaşıyormuşsun gibi geliyor. Dışarılar derdine çare olmuyor, belki de en iyisi evden hiç çıkmamak. Anlıyorum seni, duvarlar üzerine geliyor ve dışarı çıkmak istiyorsun.

Üzgünsün, boşluktasın, öfkelisin ama ne yapmak istediğinden de emin değilsin. Herkes kendi düşünceleri doğrultusunda bir şeyler söylüyor.  Seni bir yerlere çekmeye çalışıyor. Bir anda hepimiz bu maden işini senden daha iyi bilir olduk. Zannedersin ki ölüm tünellerinde yıllardır kader birliği yaptık. Kızıyorsun, şamata bitince yine çarşafın temiz kalmasının senin sağlığının önüne geçeceğini biliyorsun. Sen de yine eskisi gibi yüzü gözü, geleceği, umutları kapkara tozla kaplanmış; bizim hiç bilmediğimiz ve anlamadığımız bir dünyada çalışan; her an ölümle burun buruna olan hayatına geri döneceğinden adın kadar eminsin.

Beş altı hafta sonra, işin sorumluluğunu birkaç teknikerin, mühendisin sırtına yükleyip “Her türlü emniyet tedbirini aldık, madeni tekrar işletmeye açıyoruz.” dediklerinde ne yapacaksın? Ben vereyim cevabı senin yerine. Her türlü emniyet tedbirinin alınmadığını bile bile yine gidip gireceksin o ocağa. Gitmeme şansın yok ki başka bir yerde para kazanma şansın olmadığını sen de biliyorsun.

Biz mi ne yapacağız? Korkarım çok fazla bir şey yapamayacağız. Bir kaçımız "Bu maden daha hazır değil, hiçbir iyileştirme çalışması yapılmadı." diye bağıracağız, konuyu gündemde tutabilmek için elimizden geleni yapacağız ama zaten dinleyen de olmayacak. Hiç sesini çıkarmayanlar mı? Bir değişiklik yok. Onlar yine sesini çıkarmayacak. “Nasıl bu insanları bile bile böyle tehlikeli bir ocağa sokarsınız?” demeyecekler.

Bartın'da, Soma’da, Zonguldak’ta, orada, burada yerin altında çalışmayanların anlamasının mümkün olmadığı; sabahları evden helalleşerek ayrılarak işe gitme düzeni sürüp gidecek.

Bir tek sen kaldın kardeşim; üzüntülerinle, dertlerinle, sıkıntılarınla baş başa.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Soma İtfaiyesi...

Vahim olaydan sonra (televizyonda birçok kişiden duyduğuma göre) Soma itfaiyesi aranıyor. Onlarda, olay yerine ilk varan gruplardan biri oluyorlar ve gelir gelmez madene iniyorlar. Nereye kadar iniyorlar, ne yapmaya çalışıyorlar, o kısmını bilmiyorum ama iyi niyet içinde kendi canlarını da tehlikeye attıkları çok açık bir şekilde görülüyor.


Soma’daki kömür ocaklarının, o yöre için tek ekmek kapısı olduğunu 500 kere duyduk. Belli bir nüfusu olan ilçe, bu nedenden dolayı, Türkiye’nin her yerinden çok fazla göç de almış. Ben şimdi merak ediyorum. Soma’da kömür madenlerinden başka bir şey olmadığına göre, oradaki mevcut itfaiye grubu, kömür madeni yangınına karşı eğitilmiş midir?

İlçenin en ana konusu, bu kömür ocakları ise, o ilçede bulunan itfaiye de dahil olmak üzere, her birimin kömür madenlerinin özellikleri ve bu madenlerde çıkabilecek sorunlar konusunda eğitilmiş olmaları gerekmez mi? Kadıköy itfaiyesi kömür madeni konusunda pek bir şey bilmeyebilir ama Soma itfaiyesi için bunu söyleyemeyiz.

Televizyonda konuşan ve bu kurtarma çalışmasının başında olan yetkililerden bir tanesi ilginç bir şey söyledi. “Faciayı duyan, komşu illerin, ilçelerin itfaiye grupları, son derece iyi niyetle kalkıp buraya geliyorlar ama yapabilecekleri hiçbir şey yok, bir de ayakaltında işleri zorlaştırıyorlar” dedi. Kurtarma işinin başındaki insan bunların gelmesini istemiyorsa, kimdir bu itfaiye gruplarını Soma’ya yollayan. Bu bir gövde gösterisi midir, (bakın ne kadar çok insanla buradayız) veya bu gruplar kimseye haber vermeden, iyi niyetle kendiliklerinden mi gelirler? Sen gel, sen gelme diye bir Allah’ın kulu bunları yönlendirmez mi?
 
Madende büyük bir yangın çıkarsa ne yapılacağı konusunda, en ufak bir eylem planı yok mudur? Atıyorum, Soma itfaiyesini çağırmak bu planın içinde midir? İtfaiye bu durumda ne yapacağını biliyor mudur, yoksa madene inip de bir şeylere müdahale etmesi zaten mümkün değil midir?
Hep itfaiyeden söz ettik ama bu durum, oraya giden bütün diğer gruplar içinde geçerlidir. Maden özel bir iş yeri, hele kömür madeni daha da farklı bir yer. Tecrübesi, eğitimi olmayan bir insanın kömür madeninde bir arama kurtarma, yangın söndürme çalışması yapabilmesi ne kadar mümkün olabilir ki?

Zonguldak’tan gelen ve bu işi iyi bilen 18-20 kişilik bir ekip olduğunu anladık ama diğerleri bu işler için ne kadar eğitimlidirler ve onları oraya kim çağırmıştır Allah bilir. Bu bir deprem kurtarması değil, mağara kazası değil, bambaşka bir şey. İçeriden zehirli gazlardan tutunda, devam eden yangına kadar çok zor şartlar var. Orada bulunan Akut ve benzeri grupların hepsinin bu konularda eğitim almış olması bence çok hassas ve gerekli bir konudur.


Oraya gelen 500 den fazla kurtarma ekibinin, çok da iyi organize olamadığını gördük. Bunların birçoğunun bu iş için yetkili ve eğitimli olmadığını, dün akşam, Enerji Bakanı da açıkladı. Hep itfaiyecilerden söz ediyoruz ama bu durum, bu tip ilçelerde bulunan diğer bütün birimler içinde geçerli. Soma’da ki hastaneler, gelecek maden kazası yaralıları için hazırlar mıdır? Bu konuda özel bir eğitim almışlar mıdır? Belediyenin diğer birimleri ve diğer sivil ekipler, kömür madeni kazalarında ne yapmaları gerektiğini biliyorlar mı?

Eğitim şart. Bir kaza anında, kimin ne yapması gerektiği, bir yerlerde çok net bir şekilde yazıyor olmalı. Buna, maden içi ve maden dışı herkes dahil. Madende çalışanlarda, yöneticilerde, itfaiyede, hastanelerde, kurtarma ekipleri de, herkes kaza anında ne yapmaları gerektiğini çok net bilmeli ve bunun tatbikatları yapılmalı…

Bu sabah, kaza sonrasında yapılacaklardan konuştuk ama asıl iş kazanın olmamasını sağlamak. Yaşam odaları, gaz maskeleri, kaçış yolları vs. hepsi mutlaka olmalı ama hep bunlardan konuşarak asıl hedefi de unutmayalım. Asıl hedefimiz kaza olma riskini minimuma indirmek, daha anlaşılabilir bir tarifle, sıfırlamak…

16 Mayıs 2014 Cuma

Ölüm Bu İşin Doğasında Yok...

Hiçbir ders çıkarmadığımızı ve çıkarmayacağımızı çok iyi biliyorum ama Soma’da yaşanan büyük felaket bir kere daha gösterdi ki, yaşanan bir maden kazasından sonra bizler kazazedeleri kurtarmak için hiçbir bok yapamıyoruz. Lisanıma kızmayın, daha uygun bir kelime aklıma gelmiyor, bu sabah.

Kazadan sonra, ancak cesetleri ne kadar çabuk çıkarıp ailelerine teslim ettiğimizle övünebiliyoruz. Özenle seçilmiş kelimelerden ibaret yorumlar, insanların derdine derman olmuyor, acılarını hafifletmiyor. Bütün bu şamata bittiğinde, sessiz Soma, Kınık, Savaştepe sokaklarında, maddi, manevi her türlü dertleri ve oğullarının, kocalarının, kardeşlerinin, babalarının resimleri ile baş başa kalacaklarını çok iyi biliyorlar.
 
O zaman ne yapmamız gerekiyor? Kazaların olmasını önlememiz gerekiyor. Her türlü önlemi almamız gerekiyor. Bu işleri iyi yapan ülkelere gidip, görüp onları örnek almamız gerekiyor. Bütün bunlar maliyet arttırıcı unsurlar mıdır? Kesinlikle…
Kimse bilmez ama gelin size Coca-Cola, Pepsi, Unilever, Nestle, Procter & Gamble vs. gibi hızlı tüketim malları sektöründe çalışan firmalar, bu konuda neler yapıyorlar onu anlatayım.

Bu firmalar diyorlar ki, işçi sağlığı ve iş güvenliği bizim için her şeyin önünde gelir ve bizler, bu konuyu önemseyen ve minimumda bulundukları ülkenin bu konudaki her türlü kanun ve yönetmeliklerine uyan firmalarla çalışmak istiyoruz. İş burada bitmiyor. Bunları yapıp, yapmadığını da, uluslararası kabul görmüş, bu işlerde uzman firmaları, senin işletmelerine göndererek de denetleyeceğiz diye de ayrıca bildiriyorlar. Bu denetimlerde, yangın kapılarından tutunda, tuvaletlere, mutfaklara, asansörlere, soyunma odalarına kadar, ortamdaki gürültü ve havada dahil olmak üzere her şey denetleniyor.

Hedef 0 puan. Puanlama tersten yapılıyor. 0 puan demek, sıfır hata demek. Firmaların bu denetimlerden 0 puan alması bekleniyor. Alamazlarsa 2-3 ay kadar bir sürede bu eksikliklerini giderip, tekrardan denetime girmeleri gerekiyor. Bu işler için çok büyük bir zaman harcamış bir insan olarak, mutlulukla belirtmeliyim ki, yıllar önce bu denetimler ilk başladığında, %20’lerde olan, 0 puan almış firma sayısı, bugün %90’ların üzerine çıkmıştır.
Türkiye’de bu konudaki en büyük sorunlardan bir tanesi fazla mesai sorunudur. Parasını ödüyorsunuz diye kimseye belli bir saatin üzerinde fazla mesai yaptıramazsınız. Bu konuda, günlük, haftalık, aylık kanunlarla belirlenmiş limitler var. Biz, bu denetimleri yapmaya başladığımız da, denetlenen firmaların %90’ında bunun bir sorun olarak karşımıza çıktığını gördük. Günde 15 saat çalışanlar da vardı, haftada 7 gün çalışanlarda. Bu tip bir çalışma ortamı, bir iş kazası için yaldızlı davetiye göndermek gibi bir şey. Çok çalışan ve yorulan işçilerin dikkati dağlıyor ve kaza yapma riski artıyor.

Çaresi ne? Yeni vardiyalar yaratıp, bu işçileri, belirlenmiş fazla mesai saatlerinden daha uzun bir süre çalıştırmamak. İşverenler doğal olarak buna karşı çıktılar ve bu ekstra maliyet getirecek diye tartışıp durdular. Getirecek tabi ki, hayatta hiçbir şey bedava değil. Bu konuda işin daha ilginç yanı, işverenlerden daha çok, bu duruma işçiler karşı çıktılar. Alışmışlar haftada 100 saat çalışıp eve güzel bir miktar para götürmeye, sen şimdi tutarda onu yasal limit diyerek haftada 60 saate indirirsen adamın geliri %40 azalıyor. Bazı işletmelerde, bu nedenden dolayı işçilerle uzun süreli didişmeler yaşandığını da çok net hatırlıyorum.
Şimdi Soma’da ki durumu hepimiz bir düşünelim. Son iki gündür duyduklarıma göre, 40,000 civarında bir işçi, bu kömür madenlerinde çalışıyor. Birçok insan Soma’nın tek ekmek kapısı dedi. Bu kömür madenlerini işleten firma, iyi bir denetim firması tutup, maden ocaklarının iş güvenliği konusunda her türlü eksiğini, gediğini liste yaptırıp, sonrada çalışanlara dönüp, sizin can güvenliğiniz için, kömür ocaklarını 3-5 ay kapatıp, bütün önlemlerimizi alıp, tekrardan açacağız, deselerdi, sizce çalışanlar ve yaşayanlar ne derdi?

Ben mi ne düşünüyorum? Ben, cevaptan emin değilim…
Madenlerin, en tehlikeli iş ortamlarının başında geldiği kesin. İki gündür duyduklarımdan anladığım, kömür madenleri daha da tehlikeli. Bu da gösteriyor ki, buralarda ki, iş sağlığı ve iş güvenliği standartları en üst noktada olmalı ve bir gram taviz verilmemeli. Birçok işletmede, işçilerin de, bu kurallara uymamak için ellerinden geleni yaparak bu işlere davetiye çıkardıklarını da çok iyi biliyorum ama sen o fabrikayı, o madeni, o işyerini yönetiyorsan, uydurtacaksın kardeşim. Çalışan, kendi canını düşünmüyorsa, onun yerine sen düşüneceksin.
Yukarıda adı geçen firmalar bu işi titizlikle yapıyorlar ve takip ediyorlar. En tepe yöneticilerin, günlük öncelik listelerinde de bu konular, her zaman bir numarada. Bu arada şunu da belirteyim, bu firmalar ilk önce bu denetimleri kendi fabrikalarına, kendi işyerlerine yaptırıp, 0 puanlara ulaşıp, ondan sonra çalıştıkları firmalara döndüler. Birilerine bir şeyler söylemeden önce, kendi evini hale yola sokacaksın.

Hızlı tüketim malları sektöründe çalışan ana firmaların çoğu, yün don üreten firmalara kadar, her firmaya, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda her adımı atacaksınız kardeşim, paraları harcayacaksınız diyorlarsa, birilerinin de, madencilere gidip 10 katını söylemesi gerekiyor.

Maliyetler artarmış, doğru. Bu ülkede dünyanın en pahalı benzinini, en pahalı etini, en pahalı şekerini vs. almaya alışmış olan insanlar, bir şekilde kömür fiyatlarının altından da kalkmayı başarabilirler…

15 Mayıs 2014 Perşembe

Sen Öldün Ben Gitmedim...

Büyük felaketlerin ardından, “halk ne der korkusu” yüzünden, liderlerimiz çıkıp birer, birer seyahatlerini iptal ettiklerini duyururlar. Dünde farklı bir senaryo yoktu, İstanbul’dan, İngiltere’ye kadar bütün seyahatlerin iptal edildiği çok net bir şekilde herkese duyuruldu.

Seyahatleri iptal edenler, sonra ne yaparlar? Hepsi kalkar afet bölgesine ziyarete gider. Bu bir taziye ve bilgi alma ziyaretidir ama yine “gitmezsek insanlar ne düşünür” korkusunun da, ziyaret planlamasında hatırı sayılır bir ağırlığı vardır.
 
Tamam, ilgili bakanlar, genel müdürler, müsteşarlar, sendika başkanları vs. gitsin ama neden bütün Ankara kalkar da afet bölgesine gider ben bunu hiçbir zaman anlamamışımdır. Hatta başbakanda gitsin ama her türlü siyasi parti delegesinin ve milletvekilinin orada ne işi var? Üstelik oraya her giden, oradaki varlığıyla işlerin yapılmasına da engel oluyor. Güvenlik önlemleri ve gelenlere açıklama yapmak ile uğraşırken, asıl yapmaları gereken işleri ile uğraşamıyorlar.

İnsanları rahat bırakın. “Öbür partinin başkanı gitti, ben gitmezsem olmaz şimdi” gibi alaturka uygulamalardan artık vazgeçelim. Panik anında, insanlar bir de sizle uğraşmasın. Kurtarma çalışmaları bitince istediğiniz her türlü ziyareti yaparsınız. Felaketlerden, politik açıdan nemalanma dönemi de, artık sona ermeli. İnanın, bu tip çabalar halkın gözünde prim yapmıyor.
Ben şu dakikada Türkiye’deki bütün madenlerde güvenlik açısından çok ciddi eksiklikler olduğuna eminim. Her türlü eksiğini gidermeden, hiçbir maden çalışmayacak, diyebiliyor musunuz? Diyemiyorsanız, yaşanan ölümlerden sonra da, gereksiz ziyaretlere gitmeyin. Hep madenlerden konuşuyoruz ama diğer işletmelerde de durum çok farklı değil. Birçoğunun sağlık ve güvenlik alanında çok ciddi eksiklikleri var.

Madenlerde, bu işleri devlet adına denetlemesi gereken, daimi deneticilerin, maaşlarını bu madenlerden alması da nasıl bir uygulamadır, benim aklım yatmadı açıkçası. Denetleme işinin maliyeti bu firmalardan bir şekilde tahsil edilmek isteniyorsa, bunun için başka bir formül bulunmalıdır. Maaş ödeme formülü, her türlü suiistimale açık bir konudur.
 
Ben, bu gibi konularda denetleme işinin tamamen bağımsız ve uluslararası kabul görmüş şirketler tarafından yapılmasından yanayım. Almanya’da, Amerika’da, Japonya’da bu işi kimler yapıyorsa, gelsin burada da onlar yapsın. Ben, böyle deyince de, karşı görüşlüler hemen “Türkiye’de bir tane açık maden kalmaz o zaman” diyorlar. Hatta ve hatta, bu tip bir kuruluşun yapacağı bir denetlemenin sonucunda ortaya çıkacak “düzeltilecek faaliyetler” listesinin içerisinde bulunacak bazı işlerin, bizim şu andaki mevut madenlerimiz de yapılmasının mümkün olmadığını söyleyenlerde var.
Bu ne demek? Demek istiyorlar ki, madenler yıllardır almış başını gitmiş, boyları olmuş kilometrelerce, şimdi biri gelip de, “bütün bu 13 kilometrelik kısımda sağlamlaştırma çalışması yapmanız lazım” derse, hiçbir maden işletmesi bu maddi külfetin altından kalkamaz. Bu tip çalışmaların bir harcama gerektireceği kesin ama öbür alternatif de, insanların ölmesi.

Madenci kardeşime, “bu tip bir para harcayamayız, ölmek zaten bu işin doğasında var” mı diyeceğiz?

Son sözüm de sendikalara. Her 1 Mayıs’ta, Taksim’e çıkmak için kendilerini yırtan sendikalardan, iş güvenliği konusunda, Taksim çabalarının onda birini bile göremiyoruz. Madenlerde ki tehlikeli çalışma şartları konusunda ben sendikalardan en ufak bir eylem gördüğümü hatırlamıyorum. Madendeki kardeşlerimizin canının, Taksim’e çıkmak kadar değeri yok mu?
Sağlık ve güvenlik, bir anlayış, bir kalkınmışlık, bir çalışanına değer verme meselesidir. Bizim gibi kaderci toplumların, üzerinde para harcamayı gereksiz gördüğü konuların başında gelir. İnanın Amerikalıda, Almanda, bizimkiler gibi parayı çok seviyor ama yaşamayı da seviyorlar.


Sen her türlü tedbirini al, bildiğin, bilmediğin her türlü güvenlik sistemini kur, bu konuda bir gram taviz verme ondan sonra işini Allaha bırak. Sana bunları düşün ve uygula diye akıl verilmiş, yoksa sende sincaplar gibi içgüdüsel bir şekilde yaşamını sürdürebilirdin.

Ekmek parası için, ülkenin her yerinden Soma’ya gelen madenci kardeşim, Allah rahmet eylesin, mekanın cennet olsun…

Kimse unutmasın ki, Soma’da ölen de öldü, ölmeyen de öldü…