Fedakarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fedakarlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2014 Çarşamba

Karadeniz'de Rüzgâr Bir Başka Eser

Günaydın Dostlar,

Beğensek de beğenmesek de bu topraklarda çok güzel işlemese de yine de şu ana kadar bulunmuş en iyi yönetim şekli cumhuriyettir. Demokratik bir ortamda yaşamak istiyorsak cumhuriyetimize dört elle sarılmamız şarttır.

Hele de bizim cumhuriyetimiz; büyük fedakârlıklarla kazanılmış bir Kurtuluş Savaşı'nın ardından, elinde her türlü yetki varken ülke ilerlesin, çağdaş ülkeler seviyesine gelebilsin, insanlar refah içinde yaşayabilsin diye düşünebilen ileri görüşlü bir liderin kurduğu ve bizlere emanet ettiği bir cumhuriyettir. Hiçbir şey yapmadan oturup padişah hayatı yaşamak dünyanın en kolay işi olurdu ama yapmadı.
 
Neden yapmadı? Çünkü o ileri görüşlü, halkını seven ve düşünen bir liderdi.
Bizim cumhuriyetimiz; bir tepeyi, bir köprüyü, bir vadiyi vermemek için bir gecede hepsi ölen kahraman askerlerin kanlarıyla sulanmış bir cumhuriyettir.

Bir top mermisi için çocuğunu kaybeden kahraman Anadolu kadınlarının kocaman yürekleri üst üste konularak inşa edilmiş bir cumhuriyettir. Ülkenin her bir köşesi kadınıyla, erkeğiyle binlerce kahramanlık ve fedakârlık öyküleriyle doludur.

Bu kahraman kadınlardan bir tanesi de İnebolulu Şerife Bacı'dır.
İnebolulu Şerife Bacı'nın kocası Çanakkale'de şehit oldu. Herkes gibi o da uçsuz bucaksız mezarların birinde yatıyor. Canını verdi ama düşmana geçit vermedi. Haykırdı “Çanakkale geçilmez.” diye. Geçirmedi kimseyi Çanakkale’den.
Binlerce kahraman Anadolu kadınından sadece bir tanesidir İnebolulu Şerife Bacı. Onun gibi yüzlerce, binlerce örnek var. Vatanı kurtarmamız lazım. İstanbul’dan kaçırılarak İnebolu’ya getirilen Osmanlı'nın silahlarının, top mermilerinin bir şekilde Ankara’ya ulaştırılması lazım. Kadın, erkek, herkes alıyor kağnılarını, at arabalarını çıkıyor dağlara. Hedef Ankara.

İngilizler, Yunanlılar kimseye göz açtırmazken bu silahların Anadolu’ya kaçırılması konusunda gayet esnek davranan Fransızları da unutmamak lazım.

Şerife Bacı da çıkıyor yola. Hava soğuk, Ankara’ya gitmek için dağları aşmak lazım. Kara öküz yaşlı, sarı öküz biraz daha genç ama yine de yol çetin. Alıyor kutsal emaneti vuruyor dağlara. Şerife Bacı gözünü karartmış bir kere, her ne pahasına olursa olsun, emaneti karanlık dağlardan aşırıp Ankara’ya ulaştıracak. Minik kızını da sımsıkı sırtına bağlayıp atıyor ilk adımlarını. Çekiyor yaşlı öküzleri, "Haydi, beni yarı yolda bırakmayın." diyor. Karnı aç ama bu konuyu aklına bile getirmek istemiyor. Kendi kendine sürekli "Açlık önemli değil." diyor. Açlık, soğuk, kar, kış, fırtına, çamur hiçbiri önemli değil. Şerife Bacı, öküzler kağnı arabasının tekerleklerini her tur attırdığında hedefine biraz daha yaklaşacağını çok iyi biliyor..
Şerife Bacı yorgun, bitkin, üşüyor ama hiçbirini düşünmüyor artık, daha fazla sırtında taşıyamadığı kızını sıkıştırıyor top mermilerinin arasına. Üzerlerini itina ile örtüyor. Üzerindeki battaniye ile hayatındaki en kutsal iki şeyi sıkıca sarıyor. Her ikisinin de ıslanmaması gerekiyor.
Şerife Bacı hiç durmadan gidiyor. Ne kadar gittiğini bile bilmiyor. Tek amacı gitmek, gitmek, gitmek ama tipi o kadar artıyor ki güçlükle ilerliyor. Durmanın ölüm olduğunu bildiğinden ilerlemeye çalışıyor fakat bir andan da elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyor. Aniden karların içine yuvarlanıyor. Tatlı bir uyku çöküyor Şerife Bacı'nın gözlerine, bedeninin varlığını hissetmiyor. Sonunda bütün ışıklar sönüyor ve her şey karanlığa gömülüyor.

Güneş yüzünü gösterdiğinde askerler buluyorlar minik kızı ve top mermilerini. İkisi de sapasağlam. Korudu Şerife Bacı onları. Hayatını verdi ama emaneti vermedi.

Kahraman kadınlar geçirdi o silahları dağlardan. Kendini feda etti, çocuğunu feda etti, kocasını feda etti ama vermedi bu vatanı. Bu toprakların her yerinde yüzlerce, binlerce Şerife Bacılar var. Sen pes edebilirsin, sen hayatını sevmeyebilirsin, sen nankörlük yapabilirsin, sen anlamsız kısır çekişmelerin içine girebilirsin, sen kendi kendini mutsuz etmek için elinden gelen her şeyi yapabilirsin ama şunu iyi bil ki bu kadar büyük fedakarlıklarla kurtarılmış ve kurulmuş bir emanete sahip çıkamazsak Şerife Bacılar bizi hiç affetmez.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın, cumhuriyetle kalın...

11 Mayıs 2014 Pazar

Anneler Günü...

Günaydın dostlar…

İlk olarak nerede kutlanmaya başlamıştır diye açıkçası hiç merak etmiyorum. Kuvvetli ihtimalle, ilk olarak Avrupa’da bir yerlerde kutlanmaya başlamıştır ve tarihi eski Yunanlılara kadar gidebilir. İstesem Google’dan bakar, bütün detaylarını öğrenebilirim ama açıkçası bu sabah, bu bilgileri çok da gerekli görmüyorum.
Tek bildiğim, Avrupa’da, Amerika’da her nerede başlamış olursa olsun, bu işi bu kadar büyük bir ticari şekle dönüştüren kesin Amerikalılardır. Bir konuyu alıp, büyük bir pazarlama girişimiyle bambaşka bir şekle çevirme konusunda Amerikalılar çok başarılılar.


Anladığım kadarıyla, Anneler gününü kutlamak için tek bir gün de yok. Amerika ile Türkiye aynı anda kutluyor ama dünyanın birçok ülkesi başka günlerde kutluyorlarmış. Bu da gösteriyor ki, herkesin anneler gününü dayandırdığı milat farklı günler olabilir.

Anneler günü denilince, doğal olarak herkesin aklına ilk önce kendi annesi geliyor. Benim de aklıma, 3 tane çocuğunu 50 yaşına getirebilmiş, 60 senelik evlilikleri boyunca huysuz, aksi ve her zaman, her konuda hep benim dediğim olacak diyen, son derece inatçı bir Doğu Karadenizli koca ile uğraşmış, kendi annem geliyor.

Mutlu bir hayat yaşadı mı? Bence yaşamadı. Allaha şükür hiçbir zaman aç değildik, açıkta değildik ama mutluluktan da ölmüyorduk. Annemin en mutlu anları sinemada film, evde dizi seyrettiği anlarıydı. Halen de durum çok farklı değil. Yaşları bir birine yakın 3 tane çocuk; sobalı, eski ve soğuk bir evde kolay büyümüyor. Annemin hepimizin üstündeki 50 senelik emeklerini ve hakkını hiçbir zaman ödeyemeyiz.
İlkokulda, sabırla bize çalıştırdığı aritmetik problemlerinden tutun da, geçen hafta ben Ankara’ya gittiğimde, “Emin sever” diye düşünerek hazırladığı patlıcan kızartmasına kadar her detayda anne sevgisi vardır. Koskocaman Emin’in, patlıcan kızartması sevdiğini, yanında sarımsaklı yoğurdun da mutlaka olması gerektiğini ancak bir anne kalbi düşünür.
Babam, her şeye kızdığı gibi, biz hasta olunca da kızardı. O yüzden biz genelde hasta olduğumuzu babama söylemezdik. Hastalığımızla ilgilenen, gecenin bir yarısı saati kurup ilaç almamızı takip eden yine annem olurdu.

Babam, zaten çok fazla seyahate gittiği için, uzun yıllar boyunca biz dört kişilik bir aile gibiydik. Evin her türlü eksiğini, gediğini, kırığını, döküğünü, tamiratını, boyasını, badanasını, her şeyi, her şeyi hep annem hallederdi. Doğal olarak da, yaradılıştan kaynaklanan bu işleri becerebilme yeteneği vardı. Rivayete göre, ben küçükken babam bir akşam eve geldiğinde (o kadar az görüyorduk ki) ben, “Adam kim?” demişim.

Ben daha 18 yaşına basmadan, yurt dışına okula giderken, veda anında akan gözyaşları yine bir anne yaşlarıdır. Ben gittikten sonra da zaman zaman ağladığını da çok yıllar geçtikten sonra öğrendim. Tabi ki, bir de sulu göz kardeşim ağlar. O da bir anne, onun oğlu da yurt dışında, o da dışarıdan, içeriden zaman zaman ağlar. Kolay değildir bir anne için, çocuğunu tek başına dünyanın öbür ucuna göndermek.
Annelerin ne olursa olsun hiçbir zaman yeri doldurulamaz. Birçok durumda, bir insanın çocuklarından çektiklerini, anne yüreğinden başka kimse çekmez. “Seninle mi uğraşacağım?” deyip yürüyüp giderler ama anne gidemez.
Böyle bir günde babaannemi, anneannemi, Mürüvvet babaanneyi ve tabi ki, sevgili Neşe ablamı düşünmeden edemem. Kaybettiğimiz bütün annelerin, hepsinin, mekânı cennet olsun.

Aylin’in rahmetli annesinin, Perin’in annesinin ve Nazmiye annenin de, hayatımızda özel ve ayrı bir yerleri vardır. Hepsinin bu özel gününü kutluyorum. Sevgili Yıldız, halamın, Aysel halamın ve rahmetli Ayten halamın da anneler günlerini tek tek kutluyorum.

Değerli insan, rahmetli Örcün teyze; mekânın cennet olsun, anneler günün kutlu olsun.
Burada tek tek isimlerini yazamadığım bütün eş, dost ve akrabalarımızın anneler gününü kutluyor; mutlu bir gün geçirmenizi diliyorum.

Bugünlere gelmemizde büyük emeği olan sevgili öğretmenlerimin ve okul arkadaşlarımın da anneler gününü kutluyor; sağlık ve mutluluk dolu günler diliyorum. Aramızdan ayrılanların mekânı cennet olsun…
Son olarak da; satın alma bölümlerinde şimdi veya geçmişte benimle beraber çalışan bütün minik annelerin bu özel gününü kutluyorum. Sizlere minik çocuklarınızla beraber sağlıklı, mutlu günler diliyorum…

Bu minik çiçekler sizler için.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…