Çok Konuşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çok Konuşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2020 Çarşamba

Çeneni Kapat...

Günaydın dostlar…

Sabah sabah buraya yazdığıma bakmayın, bu aslında çok sıkıntılı bir sözdür ve kavga çıkartır. Karşınızdakine “Çeneni kapat” dediğiniz zaman her türlü kavgaya hazırlıklı olmanız gerekir. Kim bilir bu yüzden ne sorunlar yaşanmıştır. Ters bir laftır.
“Çeneni kapat” dediği için karşısındakinin boğazına sarılanlardan tutun da birbirlerini öldürenlere kadar her şey yaşanmıştır. Her ne kadar “Lütfen biraz susar mısınız” ile aynı anlama gelse de, “Çeneni kapat” çok daha sonuç odaklı bir yaklaşımdır. Allah var, çok da sevmeyiz çenemizi kapatmayı. Her konu hakkında muhakkak söyleyecek birkaç tane lafımız vardır.
Lüzumsuz konuşmayı da severiz. Yardım etmeye kalkışırız; gereksiz yere lafa karıştığımız için arkadaşımızın, dostumuzun başını belaya sokarız. Öyle durumlar ortaya çıkar ki, biraz daha yardım etse astıracak nerdeyse dostunu. İçimizden “Allah aşkına kapa çeneni, senin yardımına ihtiyacım yok” deriz.

Fabrika ayarlarımız her konuda yorum yapabilecek şekilde ayarlanmıştır. Yorum yapamayacağımız hiçbir konu yoktur. Donanımımız güçlü, hafızamız geniş kapasitelidir. Komşunun devlette çalışan kızının, kayınbiraderinin hastanede çalışan arkadaşının söylediği her şeyi depolayabilecek kadar yer vardır.

Böyle güzel bir düzenimiz varken, çenemizi kapamayı hiç sevmezken, bu uğurda kavgalar etmiş, insanlar öldürmüşken; bir anda salgın dönemi geldi ve bütün alışkanlıklarımızı değiştirdi.
Çenesini kapatmaktan nefret eden bizler bir anda çenelerimizi kapar olduk. Çok sık sokaklara çıkmasam da her çıktığımda çenesi kapalı insanlar görüyorum. Demek ki bu konuyu bu kadar da abartıp kavgalar çıkaracak bir durum yokmuş. Artık kimseye “Çeneni kapat” demenize gerek yok, zaten kapalı.

Görülüyor ki bu işleri iyi bilen ve hastanede çalışan bir komşu, “Virüs çeneden bulaşıyormuş” diye bütün mahalleyi uyarmış. Bize haber gelmedi, biz de halen ağzımızı, burnumuzu kapatmaya çalışıyoruz. Gözümüzü kapatmayı bile düşündük ama çene hiç aklımıza gelmedi.
Bir dostum, “Onlar sigara içtikleri için çenelerini kapatıyorlar” dedi ama bana hiç inandırıcı gelmedi. Böyle bir dönemde, hele de virüsün sigara içenlere çok daha fazla zarar verdiği bilinen bir ortamda, insanlar neden sigara içsinler ki? Onlar bu çene koruma işini bir şekilde öğrenmişler. Biz evden dışarı çıkmadığımız için konudan hiç haberimiz olmadı.
Bir başka arkadaşım da, “Bu sıcakta nefes alamadıkları için çenelerine takıyorlar” tezini ortaya attıysa da, ona da inanmadım. Kimse akılsız değil, yoğun bakımda solunum cihazına bağlı yatarken nefes almanın (hatta alamamanın) da çok büyük bir sıkıntı olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Tekrar söylüyorum, bu iş kesinlikle çenede.
En komik dedikodu da insanların ceza yememek için çenelerini kapattığı yönünde. Çenelerinde tuttukları maskeleri, gerektiğinde hemen yukarı çekiveriyorlarmış. Neden ceza yesinler ki, ben birçok maskesiz dolaşan insan gördüm ama kimse ceza filan yemedi.

Etrafınıza bir bakın. Ağzını, burnunu kapatan kadar, çenesini kapatan da var. Sayılar neredeyse eşit. Çene korumasının bir önemi olmasaydı bu kadar çok insan çenesini kapatır mıydı?
Bilgi paylaştıkça değerlenir, güzelleşir. Sevgili dostlar, bu çene korunması konusunda bir şeyler biliyorsanız lütfen bizlerle de paylaşın. Biz de saçma sapan şeyler düşünmeyelim. Ben burada acaba yün don da mı giysem diye düşünürken, dostlarımız çenelerini kapatarak kendilerini sağlama almışlar.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

30 Nisan 2014 Çarşamba

Ukalalığın Zirvesi

Günaydın Dostlar,

“Gölge etme başka ihsan istemem senden.” demiş, Diogenes büyük İskender’e. Ne de güzel söylemiş. Şimdiki devirde olsa böyle bir laf edebilmek sıkardı.

Günümüzün insanları, politik olmak adına “Bu bitkinin büyümesi için gölgede kalmaması gerekir.” gibi ortaya bir laf ederlerdi.  Hani, öküz sen anla da çekil ışığımdan anlamında. Bugün de hayatımızda ne kadar çok gölge eden var değil mi? Bu tipler, bırak sana ışık saçmayı gelen ışığa da mani oluyorlar. Üstüne bir de ukalalık, bilmeden yorumlar, her işi basit görmeler, yapılan işi aşağılamalar vs. vs. Geliyor, diyor ki “Ben sana fener tutmaya geldim.” Geldin de baba fenerden beş yüz kat daha fazla ışık veren güneşi kapattın. Al fenerini de git baba ya.
 
 
Emin der ki hiçbir şey göründüğü kadar kolay değil. Her işin kendine özgü elli çeşit zorluğu var. İnsanlar karşısındakinin ayakkabılarını giymeli, onlarla yürüyebiliyor mu önce ona bir bakmalı, daha sonra yorum yapmalı, ukalalık yapmalı. “Ben olsaydım o golü atardım.” Bok atardın.  Sen ilk önce koltuktan koca kıçını kaldır, o ayakkabıları giy, otuz bin kişinin önünde sahaya çık da ondan sonra golü atman kalsın.

Bizim hamurumuzda sanki ukalalık mayası biraz fazla var gibi geliyor bana. Duyuyorum, adam geçen gün diyor ki ” Bak bak nasıl yanlış taşıyorlar masayı.” O zaman bir zahmet buraya gel, masanın bir ucundan tut da  hepimize masanın nasıl taşınacağını bir göster. Arkasından da genelde şöyle bir laf gelir. “Eski zaman olsa ben tek elle taşırdım ama şimdi olmaz, bende disk kayması var.”  Haaaa demek ki sen daha ayakkabıları giyip ortaya çıkamıyorsun bile, o zaman ukalalık da yapmayacaksın.
 
Hudson’s şirketinde çalışırken yılda bir kere yöneticilerle işçilerin bir gün için yerlerini değiştirirlerdi. Ben bütün bir gün boyunca gömleklere fiyat etiketi yapıştırıp sonra da üç gün bel ağrısı çektiğimi çok iyi hatırlıyorum. Üstelik adamın etiketlediğinin yarısından bile az bir iş yapabildiğim halde. Hafif eğilmiş vaziyette bütün gün ayakta etiket yapıştırmanın çok da kolay bir iş olmadığını biliyordum ve bu konuda hiç de ukalalık yapmamıştım ama o günden sonra konu iyice netleşti.

Aynı şekilde benim yerime yöneticilik yapan kişi de gelen sorulardan ve sorunlardan çok bunalmıştı. Ertesi gün bana “Karar vermek etiket yapıştırmaktan çok daha zor bir iş.” demişti. Eskiden "Bütün gün masada oturuyorlar, ne iş yapıyorlar ki derdim ama durum farklıymış anladım.” diye belirtmişti. Bedenen çalışmanın da birçok zorluğu var, masada oturup zihnen çalışmanın da.
 
 
Bazen de “Aman ne olacak canım iki tane bilmem ne yapıyor.” tipi laflar edilir. O zaman sen de yap o iki işi de bir görelim bakalım. Havalar sıcak mı soğuk mu bir anlayalım. Kıçın donuyor mu donmuyor mu bir görelim bakalım.

Ukalalık ve boş laf çok kolay, icraat yapabiliyor musun sen ondan haber ver. Bu tiplerin en sinir bozucu olanları da hiçbir işe yaramayıp mütemadiyen ukalalık yapanlarıdır. Zaten genelde de işi yapanlar ukalalık yapmaz, hep boş duranlar konuşur. Emin de masada oturup bütün gün ukalalık yapabilir. Hatta düşünüyorum da oldukça da başarılı olabilirim gibi geliyor bana.

Neyse ben ukalalık yapmayım da gidip işlerimi halledeyim en iyisi.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...