İstemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2015 Cuma

Seni Seviyorum...

Günaydın dostlar.

Garip bir duygudur birini sevmek.
“Seni seviyorum.” demek ve dedirtebilmek çok özel anlardır. Seni seviyorum, bir hissediş, bir anlayış, bir özleyiştir…


Her sevginin içinde bir yerlerde bir özleyiş vardır. Kimi zaman iki dakika önce yanından ayrıldığın insanı özlersin, kimi zaman da iki yıldır göremediğin birini. Sevgini dile getirsen de, getiremesen de bu sevgi hiç bitmez ve karşılıklıdır.

Özel bir duygudur sevgi. Sevginin şartı, şurtu, pazarlığı olmaz. Ya seviyorsundur ya da sevmiyorsundur. Kalbinde yeri varsa her şartta seversin. 77 yıldır görmemiş olsan da sevginden hiçbir şey eksilmez.

Sevgi, kalbinde hissetmek değildir. Kalpte hissedilen heyecandır. Sevgi dediğin en azından midene kadar etkilemeli seni. Kalple sınırlı kalan sevginin bir yanı eksiktir.

Sevgi; anılardır, şarkılardır, sohbetlerdir, yaşananlardır, unutulamayanlardır. Gecenin geç saatlerine kadar yapılan sohbetlerdir. Zaman olur, iki üç kişi yaptığınız minicik yuvarlak masa sohbetlerini unutamazsın, zaman olur 100 kişilik yemeklerden aklında bir gram bir şey kalmaz.

Bir çağrıdır sevgi. Bir sesleniştir. Bir haykırıştır. Bir “Emoş” deyiştir. 1000 yıl geçse de kulaklarından gitmeyen bir sestir. “Gel yanımda ol” deyiştir. “Hiç gitme” arzusudur.
Bir an bir yerlerden çıkıp gelecekmiş hissidir. Her baktığın yerde onu görmek istemek arzusudur. Keşke yanımda olsa beklentisidir. Yanında olamayacağını bile bile gelmesini beklemektir.

"Git" dese bile gidememektir. "Bekleme" dese bile yanından ayrılamamaktır. İki dakika konuşalım diye buluşup, İki saat sohbet ettikten sonra ayrılırken, daha 25,000 saat sohbet edebilirdim hissine kapılmaktır.

Konuşmadan anlaşabilmek, bakışmadan görebilmek, duymadan işitebilmektir. Milyonların arasında sanki sizden başka kimse yokmuş hissine kapılmaktır.

Sabahın sessizliğini adaların sessizliğine katık ederken hayalleri yudum yudum tadabilmektir. Boş dolu gözlerle uzaklara bakabildiğin gün gerçekten seviyorsundur. Uzun yıllar önce yaşanan minicik detaylar da aklındaysa tadından yenmez.
Görülmese de, dokunulamasa da bazı insanların kalbimizde ömür boyu geçerli kombineleri vardır. Sezonluk değil bunlar, ömürlük. Kalpten kalbe otomatik yenileniyorlar. Her sene, her mevsim, her zaman o koltuk onlarındır.

Benim kalbimdeki en müstesna koltuklardan birinin sahibi de sensin. Bunu sen de biliyorsun ben de…
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

11 Aralık 2014 Perşembe

Rüzgâr Nereden Eserse Essin

Günaydın Dostlar,

Rüzgâr esebilir, fırtınalar kopabilir, yağmur yağabilir hatta kar bile yağabilir. Sen yola çıkmaya karalıysan meteoroloji tahminleri seni yolundan döndüremez. Farkındaysanız, "niyetindeysen" diye yazmıyorum, kararlılık ve niyetli olmak çok farklı iki şeydir.

Hep Yay burcunun özelliklerinden bahsediyorum ama olsun, bir kere daha bahsedeceğim. Yay burçları yola çıkmayı kafalarına koydularsa er ya da geç muhakkak o yola çıkarlar. Zaten çıkmazlarsa yolun sonunu göremedikleri için en azından denemedikleri için çok rahatsız olurlar. Yolun sonunda amacına ulaşamasan bile hiç denememekten daha iyidir.
 
Hep savunduğum temel bir düşünüş ve duruş şeklim vardır. Her zaman, “Süreçlerin güzel ve özel olabilmesinin ilk şartı doğal gelişmesidir.” derim. Ismarlama gelişen süreçler aynı ruhu, aynı heyecanı taşıyamazlar. Bu işin bir zamanlaması da yoktur. Yazın olmaz, sonbaharda olmaz ama olacağı bir yerlere yazıldıysa Yay mevsiminde olur.
Bu düşünce, bütün süreçler ve bütün ilişkiler için de geçerlidir. Böyle yazınca herkes aşk, meşk ilişkilerinden bahsettiğimi zannediyor ama hiç fark etmez. İster iş ilişkisi olsun, ister İstanbul’un en büyük aşkı olsun; makbul olanı sürecin doğal gelişeni ve kendine özgü bir ruhu olanıdır.

Ismarlama işleri insanlar pek sevmezler. Hele Yay burçları için hiç uygun değildir. Bir yerde yemek yiyeceksem bile ilk önce ruhu olup olmadığına bakarım. Eski şirketimde çalıştığım dönemlerde ilk önce kimle çalıştığına bakardık ama ruhlu olması da çok önemli. Kafeterya gibi beş yüz kişilik ruhsuz restoranlar hiç bana göre değildir.

Şekli hiç fark etmez. Bir yola çıkarken ilk tanımlaman ve içselleştirmen gereken şey yolun sonudur. Senin için yolun sonu neresi? Bu parametre çok önemlidir. Varmak istediğin yeri bilmiyorsan veya tanımlayamıyorsan vardığını nereden bileceksin? En büyük sorunlarımızdan biri de mutlu sonun tanımını yapamıyor olmamızdır. Sorduğunuz zaman herkes mutsuz ama nasıl mutlu olacağı hakkında da hiçbir fikri yok.
Fakir topraklarda, “mutluluk” deyince ilk akla gelen şey daha çok para kazanmak oluyor ama genelde daha fazla para kazanmak mutluluk getirmiyor. Getirse de çok kısa sürüyor. İnsanoğlu yeni şartlara çok çabuk alışıyor.

“Yola çıkmak bitirmenin yarısıdır.” derdi babam. Ben de bu görüşe katılıyorum ve çıkmanın bir kararlılık, yolun sonunu görmenin de ikinci bir kararlılık olduğunu düşünüyorum. Yolun sonunda seni bekleyen güzel gözlerin ışığının şarap kadehlerinden yansıması da olabilir, o hep hayal ettiğin yöneticilik pozisyonu da olabilir.

Ne yöne gidersen git, o yöne doğru gidenler olacak, dönenler olacak. Önemli olan yol arkadaşlarını, dostlarını iyi seçebilmek. Yol arkadaşları, seni masmavi denize ulaştıracak önemli yön levhalarıdır. Yanlış levha seni yanlışa götürür.

Yolunu çizebiliyorsan kalbin ve beynin de onaylıyorsa o zaman yarını bekleme. Bu sabah yola çıkma vaktidir. Hazır yol buradayken bu fırsatı kaçırma. Belli mi olur, yarın belediye yolu yıkıp orman yapabilir.
Kalp ve beyin tamam ama bazen mide de işin içine girer. Üçüne karşı hayatta direnemezsin. Bekleme yapma, yol seni bekliyor.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...