Sevgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2017 Pazartesi

Sevgiliden Ayrılmak...

Günaydın dostlar…

Zordur sevgiliden ayrılmak. Her ayrılığın az da olsa bir buruk yanı vardır. Hemen belirteyim; burada sözünü ettiğim ayrılık “sen yoluna, ben yoluma, bir daha da hiç görüşmeyelim” tipi bir ayrılık değil. Normal, bildiğiniz her günkü ayrılıklardan bahsediyorum. Apartmanın kapısında, soğuk bir akşamda vedalaşıp ayrılmaktan bahsediyorum. “Hadi yarın sabah görüşürüz” ayrılığından bahsediyorum.


Teyzenden, amcandan ayrılırken yaşadığın burukluktan da bahsetmiyorum. Bu sabahki konumuz, gerçek sevgili ayrılığı. Hani ayrılırken kalbini, mideni orada bıraktığın anlar vardır ya, konumuz tam da onlar. Herkes bir takım aşklar yaşamış, şehrin muhtelif yerlerinde çeşitli iç organlarını bırakmıştır.
Sevgilinle şu veya bu nedenle bir aradayken, ayrılık vakti geldiğinde içinin derinliklerinde bir yerlerde “keşke hiç bitmese” hissinin her tarafını sarması kadar normal bir şey olamaz. Doğru söylüyorsunuz, bir haber değeri de yok. Haberi değeri olan konu, ayrılık vaktinde sevgilin olmayanlarla sevgiliden ayrılıyor boşluğu yaşamandır.

Arkadaşındır, en azından sen öyle olduğunu düşünüyorsundur ama okul çıkışı yenilen hamburgerden sonra neden kendini bu kadar salak hissettiğini anlayamazsın. Sonuçta sınıf arkadaşınla evine kadar yürüdünüz, kapıda da vedalaşıp ayrıldınız. Bu sevgili ayrılığı boşluğu da nereden çıktı? Onu görmek için sabaha kadar beklemek istememe durumu da nereden çıktı? O senin sevgilin değil ki!

Bir garip hissedersin kendini. 3-5 dakikalığına beynin de çalışmaz. Kimseye bir şey de söyleyemezsin, zira en başta kendin bilmiyorsun. “Acaba ben bu insanı seviyor olabilir miyim?” diye aklından bile geçirmek istemezsin. Siz arkadaşsınız. İyi güzel de, bu sevgili boşluğunu içime kim doldurdu o zaman? Sevgilin olmayan biriyle, sevgilin olan insanla geçirdiğinden çok daha güzel vakit geçirme durumu, belaya davettir. Her türlü çatlak işe meyilli olan beynin, gider takılır oraya.
Onu askerlik zamanında tugaydaki arkadaşlarından biriymiş gibi düşünmeye çalışırsın. Beyhude bir çabadan öteye gitmez. Onun yüzünü birliğin hangi köşesine oturtacaksın? İşin garip tarafı, bu insan en iyi arkadaşın da olabilir. Belki de en iyi arkadaşının en iyi arkadaşı. Hatta ve hatta belki de en iyi arkadaşının sevgilisi…

Normal bir ayrılığı sevgili ayrılığına çevirip, midende boşluklar yaşanmasına sebep olan, arkadaşının eşi olabilir mi? Belki de nişanlısı? Yok yok; bu sakat düşünceleri acilen aklımdan çıkarmalıyım. Biz hepimiz arkadaşız, üstelik onun eşi de benim çok samimi arkadaşım. Belki de bu cümleyi 100 kere alt alta yazman gerekiyordur. O zaman belki kendin de inanırsın.

Çok sevdiğin bir insanla ilişkiyi yönetebilmek günümüzde hiç de kolay bir iş değildir ama bir de çok sevmemeniz gereken bir insanla ne halt edeceğinizi düşünün. Kesinlikle hiçbir parametre uymuyor, kesinlikle sorun var. Zaten de onu sevmiyorsun ama Allah kahretsin ki en güzel zamanı da onla geçiriyorsun. O da sevgilisi olmayan biriyle sevgili boşluğu yaşıyor mudur acaba? Her ayrılık vaktinde, o da “Keşke hiç bitmese” diyor mudur acaba? Diyorsa da, içinden diyordur. Sen işine bak, kendi kendini doldurma.

Sevginin olmadık açılara gitmek gibi bir matematik hesabı vardır. Çarparsın, bölersin, toplarsın; sonunda yine en olmadık açıyı bulursun. Takılır o zıkkım kalbin oraya. Kalp bu, ne yapacağı belli olmaz. Bazen sevmesi gerektiğini sever, bazen de sevmemesi gerektiğini sever. Kalp laf dinlemez, mide kontrolden çıkmıştır, üstüne üstlük hepsi bir olup, bir de beyini döverler.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

12 Mayıs 2016 Perşembe

Kıskanırım Seni Ben...

Günaydın dostlar…

Bilgisayarların yapısı ve çalışma şekilleri bizim ahlakımızı bozdu diye düşünüyorum. Bilgisayarların üzerinde yapılan bir işlemin, sonradan gidip geri alınabilme özelliğini, hayatımızın diğer parametrelerine de aktarmaya çalışmaya başladık.
Dün televizyonda izlediğim “hayatı sıfırlama” talebi, benim çok ilgimi çekti. İnsan hayatının fabrika ayarlarına dönebilmesinin, akıllı telefonlar kadar kolay olmayacağını anlıyor olabilmemiz gerekiyor diye düşünüyordum.


Günümüzde, hemen hemen her programın bir “geri al” butonu var ama ne yazık ki hayatımızda böyle bir seçenek yok. Artı eksi yaşanan her şey, bütün yol boyunca sepetimizde bizle beraber geliyorlar. Herkes kendi sepetinin ağırlığını ömrünün son gününe kadar taşıyor.

Geri al butonunu, ben özür dilemek olarak algılıyorum. Yapıyorsun bir hata, sonra hemen “Özür dilerim” diyerek, hatandan dönüyorsun. Bilgisayarların en iyi tarafı da kindar olmamaları, diye düşünüyorum. Ne hata yaparsanız yapın, özür dilediğiniz zaman hemen unutuveriyor. Bir daha da hiçbir zaman gündeme getirmiyor.

Bilgisayarlarda, toptan sıfırlama şansınız da var. İşleri iyice çorba ettiğiniz zaman, baktınız ki olmuyor; bilgisayarın sabit diskini toptan sıfırlıyorsunuz. Sıfırlama işlemi artı eksi her şeyi götürüyor ve bembeyaz bir sayfa açıyor.

Bu sabah bu konuya girmemize neden olan genç kız, “Senin geçmişte hiç kız arkadaşın oldu mu?” diye, genç adama bir soru sordu. Tecrübesiz çocuk, “Evet oldu” diyerek, ikinci sorunun gol pasını hazırladı. “Senin için önemli miydi?” şeklinde gelen penaltı vuruşu da, çocuğu bitirdi.

Haklısınız, kız arkadaşı olduğuna göre, tabi ki onun için önemliydi ama bunu bir kadına söylediğin an, senin hayatının kırılma noktalarından biri olur. Hiçbir kadın, 1300 sene önce başka bir kadının da senin için önemli olmuş olması bilgisini kaldıramaz. Böyle bir cevapla, gelecek 100 sene boyunca, en beklemediğin anlarda gündeme getirilmek üzere, şahane bir konu yaratmış olursun. Yoğun bir günden sonra, tam yastığınla bütünleşeceğin sırada, “Sen zaten 1300 yıl önce de Ayşe’yi de sevmiştin” şeklinde veya başka huzurunuzu bozacak şekillerde gündeme gelebilir.
Bütün erkekleri, bu tip toplara girmemeleri konusunda bir kere daha uyarıyorum. Sonra gelip bana ağlamayın. Bu tip sorulardan en zararsız şekilde sıyrılmaya çalışmak, gelecek günlerdeki huzurunuzun da teminatı olacaktır. Dişi kediye bile, başka bir dişi kediye değer verdiğinizi söylemeyin.

Aylin’in liseye gittiği dönemlerde, rehber öğretmen ısrar kıyamet beni okula çağırmıştı. Konuşma esnasında, ben de, “Kızlar, bir arkadaşlarının başka bir arkadaşlarıyla daha samimi olmalarını kaldıramıyor” gibi bir şey söylemiştim. Kadının bana cevabı da, “Doğrudur, ben de öyleyim” olmuştu.

Öyle diyoruz ama bu çocukcağız golü yedi bir kere. İşin daha da enteresan yanı, kızın sürekli olarak “Ben bunu kaldıramam” demesiydi. Bir şekilde git ve bu yaşadıklarını geri al, bir daha da (geçmişte bile olsa) herhangi bir kadının senin için önemli olduğunu duymayayım demek istiyor.

Ayrıca şunu da çok iyi biliyoruz ki, bilgisayarın mimari yapısı ile kadınlarınki çok farklı. Bilgisayarda sıfırlarsın gider ama kadınlarda sıfırlasan da gitmez. Her münakaşa ortamında, “Sıfırlamadan önce geçmişte sen o kıza değer vermiştin” şeklide gündeme gelir.
Hayat, uzun bir yolculuktur. Yaşanan her tecrübe de bu uzun filmin kareleridir. İçinde mutlulukları da barındırır, hüzünleri de, sevgileri de barındırır, nefretleri de. Kanunlarımıza uyduğu sürece, yaşadığınız hiçbir şeyden pişman olmayın ve geçmişinizi yok sayma çabaları içine de girmeyin.

Siz bilgisayar değilsiniz, fabrika ayarlarına dönemezsiniz. İçinizdeki işletim sistemini beğenmeyen, gitsin kendininkini yazsın…
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Ne Kadar Salakmışım

Günaydın Dostlar,

Bir şeyi ölümcül önemli görüp de üç ey ay sonra kendinize “Ne kadar salakmışım?” dediğiniz hiç oldu mu? Düşünüyorum da herkes muhakkak bu tip durumlar yaşamıştır.
Benim aklıma ilk gelen örnek Amerika’ya ilk gittiğimiz yıllarda ettiğimiz kavgalardır. Kendimizi sık sık kültür farklılığından ve lisan eksikliğinden kaynaklanan münakaşaların ve kavgaların içinde bulurduk. Kavga çıkmayan bar, restoran, disko kalmamıştı. Şimdi düşünüyorum da ne kadar salakmışız?


Yaşlandıkça insanların hoşgörüleri artıyor, kavga etme arzuları azalıyor. Bu ikisi arasında ters bir orantı var. Delikanlılık yıllarında kendimizi içinde bulduğumuz durumlara bir bakıyorum da "Ne kadar salakmışız?" demeden edemiyorum.

Lise yıllarında sürekli sigara içerdik ve niye içtiğimizi de bilmezdik. Yok yok Saruhan’ın kabahati değil, her şeyi de Saruhan’a yükleyemeyiz. Tamamen kendi öz irademizle içerdik. Muhtemelen herkes içiyor diye içiyorduk diye düşünüyorum. Kim bilir belki de sigara içmek havalı bir şeydi o günlerde. Sağdan soldan Amerikan sigarası bulacağız diye kıçımızı yırtardık. Ne kadar salakmışız…

Çocukluk yıllarımda trenlere bayılırdım ama onlara halen bayılıyorum. O yüzen istasyonlarda trenleri seyrettiğim için “ne kadar salakmışım” diyemeyeceğim…

Tabi ki en özel durumlardan biri de Fenerbahçe’dir. Okul yıllarında Fenerbahçe maçına gitmek için yaptıklarımı ve girdiğim riskleri düşünüyorum da, ne kadar fazla şansımı zorlamışım. Sanki Fenerbahçe babamın takımı gibi davranırdım. Milletin umurunda değilken benim için en önemli parametrelerden biri Fenerbahçe’ydi. Ne kadar salakmışım…

Tabi ki yine Fenerbahçe’yi takip ediyorum ama artık hayatımın en önemli parametrelerinden biri değil. Hem de hiç değil. Kazanırsa mutlu oluyorum hepsi o kadar. Neden mi? Çünkü artık bu konuda eskisi kadar salak değilim de ondan.
Okul demişken sınavlar aklıma geldi. Sınavda en basit soruyu yapamayıp, sınav bittikten sonra nasıl yapıldığını öğrenince, “ne kadar salağım ya” diye dövünüp dururuz.

Bakkala gidip alışveriş yapıp, asıl almaya gittiğimiz şeyi almadan geri dönmekte ayrı bir salaklıktır. “Kek yapmak için her şeyi almışım ama un almayı unutmuşum ne kadar salağım".

Birçok konuda bu hisleri yaşarız ama asıl “ne salakmışım” durumunun yaşandığı yerler gönül işleridir. Verirsin kalbini birine, sonra da o olmadan asla yaşayamam zannedersin. O kişi artık senin için ekmek, su, hava gibidir. Onsuz nefes bile alamaz, başka da bir şey düşünemezsin. Zamanla ayrılıklar olur ve her şey unutulur, sonra da kendi kendine “ne kadar salakmışım” dersin. Bu insanın nesini beğenmiştim diye, kendin de şaşar kalırsın.

O, çok sevdiğini zannettiğin insanlar, yaptıklarıyla zaman için de kendini salak gibi hissetmene neden olurlar. Zaten aşk ile salaklık arasında da muhakkak bir korelasyon vardır diye düşünüyorum. Hangisi hangisinden besleniyor bilmiyorum ama insanın normal yaşam parametrelerini etkiledikleri kesin. Babam eskiden, “Allah insanı aşık etmeden önce aklını başından alırmış” derdi. Bu sözde ne kadar doğruluk payı var bilmiyorum ama çok da yanlış bir laf olmadığı kesin.
Salak gibi hissetmek hayatın bir parçası ve tecrübenin bir parametresidir. Önemli olan konu, aynı şeyler yüzünden 6 ayda bir kendini salak gibi hissetmemektir. İnsanların 18 yaşından önce yılda 7 kere, 18 yaşından sonrada yılda 3 kere kendini salak gibi hissetme hakkı vardır. 50 yaşından sonra bu hak yılda 1’e düşüyor. Bu yaşa geldiğinizde her türlü salak gibi hissetme durumunu en az bir kere yaşamış olmanız gerekiyor.

Başkalarının salak gibi durumlarını görerek kendimizi bu durumlardan koruyamaz mıyız? Kesinlikle hayır. Herkesin salaklığı kendine özgü bir durumdur. Babadan oğula geçmiyor.
Hepimiz yıllık salaklık limitlerimizi aşmamaya çalışalım…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

24 Nisan 2015 Cuma

Seni Seviyorum...

Günaydın dostlar.

Garip bir duygudur birini sevmek.
“Seni seviyorum.” demek ve dedirtebilmek çok özel anlardır. Seni seviyorum, bir hissediş, bir anlayış, bir özleyiştir…


Her sevginin içinde bir yerlerde bir özleyiş vardır. Kimi zaman iki dakika önce yanından ayrıldığın insanı özlersin, kimi zaman da iki yıldır göremediğin birini. Sevgini dile getirsen de, getiremesen de bu sevgi hiç bitmez ve karşılıklıdır.

Özel bir duygudur sevgi. Sevginin şartı, şurtu, pazarlığı olmaz. Ya seviyorsundur ya da sevmiyorsundur. Kalbinde yeri varsa her şartta seversin. 77 yıldır görmemiş olsan da sevginden hiçbir şey eksilmez.

Sevgi, kalbinde hissetmek değildir. Kalpte hissedilen heyecandır. Sevgi dediğin en azından midene kadar etkilemeli seni. Kalple sınırlı kalan sevginin bir yanı eksiktir.

Sevgi; anılardır, şarkılardır, sohbetlerdir, yaşananlardır, unutulamayanlardır. Gecenin geç saatlerine kadar yapılan sohbetlerdir. Zaman olur, iki üç kişi yaptığınız minicik yuvarlak masa sohbetlerini unutamazsın, zaman olur 100 kişilik yemeklerden aklında bir gram bir şey kalmaz.

Bir çağrıdır sevgi. Bir sesleniştir. Bir haykırıştır. Bir “Emoş” deyiştir. 1000 yıl geçse de kulaklarından gitmeyen bir sestir. “Gel yanımda ol” deyiştir. “Hiç gitme” arzusudur.
Bir an bir yerlerden çıkıp gelecekmiş hissidir. Her baktığın yerde onu görmek istemek arzusudur. Keşke yanımda olsa beklentisidir. Yanında olamayacağını bile bile gelmesini beklemektir.

"Git" dese bile gidememektir. "Bekleme" dese bile yanından ayrılamamaktır. İki dakika konuşalım diye buluşup, İki saat sohbet ettikten sonra ayrılırken, daha 25,000 saat sohbet edebilirdim hissine kapılmaktır.

Konuşmadan anlaşabilmek, bakışmadan görebilmek, duymadan işitebilmektir. Milyonların arasında sanki sizden başka kimse yokmuş hissine kapılmaktır.

Sabahın sessizliğini adaların sessizliğine katık ederken hayalleri yudum yudum tadabilmektir. Boş dolu gözlerle uzaklara bakabildiğin gün gerçekten seviyorsundur. Uzun yıllar önce yaşanan minicik detaylar da aklındaysa tadından yenmez.
Görülmese de, dokunulamasa da bazı insanların kalbimizde ömür boyu geçerli kombineleri vardır. Sezonluk değil bunlar, ömürlük. Kalpten kalbe otomatik yenileniyorlar. Her sene, her mevsim, her zaman o koltuk onlarındır.

Benim kalbimdeki en müstesna koltuklardan birinin sahibi de sensin. Bunu sen de biliyorsun ben de…
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

20 Nisan 2015 Pazartesi

Dostum...

Günaydın dostlar.

“Senin nasıl ikiyüzlü bir yılan olduğunu zaman içerisinde onlar da görecek.”,
“Bütün söylediklerin kulağıma geliyor; ancak senin gibi korkaklar arkadan konuşur.”,


“Meğerse en büyük düşmanım en yanımdaymış.”,

“Senin birini sevebilmen için ilk önce kalbin olması gerekir.”,

gibi ve bunlara benzer sosyal platform ortamlarında yüzlerce yorum yapılıyor.
Her yer bu şekilde meçhul dostlara, sevgililere yazılan yazılarla dolu. İşin komik tarafı, bu lafı üzerine alınması gereken insan kesinlikle üzerine bile alınmıyordur. Zaten böyle bir düşüncenin kendi ile alakalı olduğunu bilse bu duruma düşmezdi.

Meçhule yazılan yazıları hepimiz her gün okuyoruz ama bu yorumları yapan arkadaşlardan küçük bir ricamız var. Lütfen biraz daha açıklayıcı olabilir misiniz? Sonra biz kendi kendimize iki ile ikiyi toplayıp bir sonuca varmaya çalışıyoruz.

İsim vermek istemiyorsunuz anlıyorum ama en azından birazcık ipucu verin. “Soldan ikinci sokakta oturan sarı saçlı kız, senin nasıl bir yalancı olduğunu dünya âlem biliyor.” gibi bir açıklama hepimiz için daha yararlı olur. En azından ihtimalleri biraz azaltmış oluruz.

İşin komik tarafı; insanlar yanlış sonuçlara ulaşıp, yanlış insanlara tavır yapıyorlar. Birilerinin gıcık olduğuna bizim de gıcık olmamız, bu topraklarda çok yaygın bir davranıştır. Ayrıca olmazsa da küseriz. “Sen o pisliği sevmediğimi bilmiyor musun? Benim en samimi arkadaşım olarak neden gidip onla konuşuyorsun?” diye de sitem ederiz.
Her şeyin doğal gelişeninin güzel olduğuna inanan bir insan olarak, ben dostlukların da doğal olarak gelişeninden yanayım. Kendine dost satın alamazsın. En fazla bir müddet etrafında yalakalık yapacak insanlar bulabilirsin.

En büyük dostunuz zannettiğiniz insanlar, belki de size karşı en büyük nefreti, en büyük kıskançlığı içlerinde besleyen insanlar olabilirler. Bu tip insanlar ellerine geçen ilk fırsatta da hemen kuyunuzu kazmaya çalışırlar.

Bir insana “dostum” diyebilmek ve bir dost gibi güvenebilmek hiç de kolay bir iş değildir. Sevgili yerine koyacağın insanın da her şeyden önce senin dostun olabilmesi önemlidir. Dostun olmayan hiçbir zaman sevgilin de olamaz. Sadece bir müddet güzel vakit geçirirsiniz. O sevdiğin, beğendiğin insan zamanı geldiğinde miğferlerini takıp seninle savaşa gelecek mi? Güneş batıp karanlık çöktüğünde yanında olacak mı, yoksa aşkı, sevgisi, dostluğu sadece güneşli ılık havalar için mi?

Emin, bu konuda her zaman çok şanslı olmuştur. Bir dakika tahtaya vurayım da nazar değmesin. Allah’a şükürler olsun ki “dostum” diyebileceğim insanlar hayatımda çok fazladır. Çok eskilere dayanan 40-50 yıldır hayatımda olan, bir gün dahi dostluklarından şüphelenmediğim insanlar vardır.
Doğal olarak bu çift yönlü bir yoldur. Hayatımda kimseyi satmam veya bilerek sattırmam. İyi günde de, kötü günde de her zaman dostlarımın yanında olmaya çalışırım.

Dostluk bir bağlılıktır, dostluk bir sevgidir, dostluk bir özlemdir, dostluk bir güvendir, dostluk bir beraberliktir, dostluk bir arkadaşlıktır, dostluk bir düşüncedir, dostluk bir anıdır.
Aşk mı? Aşk, her şeyden önce bir dostluktur…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…