1 Kasım 2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Kasım 2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2020 Cuma

Şimdi Destek Zamanı...

Günaydın dostlar…

Bildiğiniz gibi, 2020 hedeflerimden bir tanesi Fenerbahçe takımlarının voleybol maçları için kombine satın almaktı. Allah’a şükür bu hedefimi gerçekleştirdim. Fenerbahçe’nin ev sahibi olduğu bütün maçlara da gittim.
Malum voleybol şu anda gündemi sallayan konuların ilk sırasında yer alıyor. Tokyo Olimpiyatları’na katılma hakkı kazanan Filenin Sultanları ile gurur duyuyoruz. Her türlü övgü onlara az bile.

Peki, şimdi ne olacak? Olimpiyatlara gitme hakkı kazandık diye gelecek altı ay boyunca konuyu unutacak mıyız? Tabii ki unutmayacağız. Asıl şimdi destek zamanı. Hepimiz voleybol konuşurken bunu salonlara da taşımalıyız.
 
Bugün ligin ikinci yarısı başlıyor. Avrupa’nın ve dünyanın en iyi oyuncuları Türkiye’de ve Fenerbahçemiz’de oynuyor. 300-500 seyirciyle oynanan maçlarla bir yere varamayız. Futbol fanatiklerini değil, gerçek voleybol seyircilerini salonlara bekliyoruz.
16 milyonluk İstanbul’da Fenerbahçe gibi bir takımın bu kadar az seyirci önünde maçlarını oynaması bize hiç yakışmıyor. Maç saatleri de genelde çok uygun. Cumartesi öğleden sonra maça gider, oradan da yemeğe, gezmeye nereye gidecekseniz gidebilirsiniz.
Hemen itirafta bulunayım, Burhan Felek çok iyi bir salon değil. Civarında araba park etmek de çok kolay değil ama arabayla gelmenize de gerek yok. Birçok semtten yürüme mesafesinde. Arabayla uğraşmak istemediğim için ben metro ile gidiyorum. Hem güzel bir yürüyüş oluyor, hem de trafik derdiyle uğraşmıyorum.

Nasıl mı? Evden Erenköy İstasyonu’na veya Suadiye İstasyonu’na yürüyorum ve oradan Marmaray’a biniyorum. Üsküdar’da aktarma yapıp, Ümraniye Metrosu’na geçiyorum. Bağlarbaşı’nda inip (sadece iki durak) on dakika yürüyünce takımımızın yanındayım. Yürümeyi ve trenleri sevdiğim için benim için çok keyifli oluyor. Aynı şekilde de geri dönüyorum.

Maçlara geldiğinizde ne göreceksiniz? Hemen yazıyorum. En başta gönüllerimizin kaptanı Eda Erdem Dündar’ı ve dünyanın en iyi pasörlerinden biri olan sevgili Naz Aydemir Akyol’u göreceksiniz. Hiç bitmeyen enerjisi ve motivasyonuyla Eda halen bir çocuk gibi. Zaten bir konuda başarılı olacaksanız, içinizdeki çocuğu ve heyecanı kaybetmemeniz gerekiyor. “Çocuk da yaparım, kariyer de yaparım” lafı var ya, bunun en güzel örneklerinden biri sevgili Naz’dır. İkinci defa olimpiyatlara katılacak olan Naz ve Eda’yı gönülden tebrik ediyoruz.

Başka kimler var? Milli takımımızın başarılı oyuncuları Fatma Yıldırım ve Aylin Sarıoğlu da takımımızda. İpar gibi Damla gibi genç yeteneklerimizin yanında dünya yıldızı oyuncularımız da var. Dünyanın en iyi smaçörlerinden biri olan Brankica Mihajlovic de bizim takımımızda. Geçen sene ligi sayı kıralı olarak bitirmiş Melissa Vargas da yolculuğuna Fenerbahçe’de devam ediyor. Defansı da, hücumu da oyunun her yönünü büyük bir başarıyla oynayan, Amerika milli takımının yıldızı güler yüzlü Kelsey Robinson da bizlerle beraber.
Yılların tecrübesi Bahar, geçirdiği ameliyattan sonra yeni yeni iyileşen Dicle Nur, başarılı liberomuz Melis, başarılı orta oyuncusu Beliz, bir diğer pasörümüz Sıla ve süper yetenek Ceren de hepsi bizlerle.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi Amerika milli takımından bir genç yetenek daha, sevgili Jordan Thompson da aramıza katıldı.

Gördüğünüz gibi, yönetim bu sıkıntılı dönemde büyük fedakârlıklar yaparak çok güçlü bir takım kurdu. Ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Oyuncular ve teknik ekip bu kadar çabalarken, yöneticiler bu kadar fedakârken; biz de elimizden gelen her türlü desteği vermeliyiz. Her şeyimiz mükemmel, tek eksiğimiz seyirci. Teknik ekip demişken, takımımızı dünyanın en iyi teknik adamlarından biri olan ve Sırbistan’ı dünya şampiyonu yapan Zoran Terzic çalıştırıyor.

Dostlar, ben bu sabah Fenerbahçe için yazdım ama gerçekte bu yazdıklarım bütün takımlar için geçerli. Nereye gitseniz salonlar bomboş. Bir tek büyük takımların maçlarında doluyor. Arkadaşımın biri “Futbol maçlarında da statlar dolmuyor ki” dedi. Doğru söyledi ama futbolda bir maç bileti alabileceğiniz parayla burada bütün sezonu alabiliyorsunuz.
Voleybolu desteklemek ve güzel vakit geçirmek istiyorsanız şimdi tam zamanıdır. Okullar, veliler, spor kulüplerimiz, federasyonumuz voleybolu daha fazla desteklemeliler diye düşünüyorum. Ülkemiz daha da iddialı bir voleybol ülkesi olabilir. Çocuklarımız da heves etsin, onlardan da Eda gibi, Naz gibi, Fatma gibi, Aylin gibi (ve daha niceleri) bayrağımızı her kıtada taşıyacak yıldızlar çıksın.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

5 Kasım 2015 Perşembe

Garbage In Garbage Out...

Günaydın dostlar…

Bilgisayar tahsili yapmaya karar verdiğinizde size ilk öğretilen cümlelerden biri budur. Bilgisayara ne girersen onu alırsın prensibine göre, "Çöp girersen çöp çıkar" gibi bir sonuca varmışlar.
Bugün bizim ülkemizde en çok konuşulan konulardan biri de, “bilgisayara girdiklerimizin çıkıp çıkmadığı” konusudur. Seçsis denilen seçim sistemine bir şeyler girdik ama girdiklerimizin karşılığının çıktığından çok emin değiliz. Tabi ki bu işin diğer bir boyutu da bu işin modeli, yani programıdır. Programın sakat bir yapısı varsa mükemmel veriler de girsen dışarıya çöp çıkar.


Oyları sayanlar daha tuvaletten çıkmamışken açıklanan seçim sonuçları, insanlarda böyle bir şüphenin oluşmasına neden oldu. Seçim öncesi, Twitter’ı sık kullanan bir amcanın bu şekilde yapmış olduğu yorumlar da konunun iyice dallanıp budaklanmasına neden oldu.

Bir diğer önemli parametre de araştırmacı şirketlerin çok ciddi boyutta yanılmış olmaları. Son yıllarda yapılan her seçimde bu şirketlerin birkaçı seçimi tam tahmin ederken, bir kaçı da en fazla %2-%3 gibi farklarla yanılıyorlardı. Çok ciddi yanılmalar; bizlerin kafasını ciddi boyutta karıştırdığı gibi, aynı zamanda da 1000 yıllık istatistik biliminin de içine etti.

Acaba, verilen oylarla, bilgisayardan çıkanlar arasında fark var mıydı? Bu topraklarda hiçbir kimse bu soruya “Mümkün değil” cevabı veremez. Bizler paranoyak insanlarız, her şeyden şüphe ederiz ve her şeyin mümkün olabileceğini biliriz.

Ben bu sabah bu konuya politik açıdan değil de, Anadolu çocuklarının yapısı açısından yaklaşmak istiyorum. Merak ettiğim konu şu; diyelim ki böyle bir paralel sistem kuruldu. Bu sistemin planlandığı gibi işleyebilmesi için kaç kişinin bu sırrı bilmesi gerekir? Nedir bu rakam? Bir kişi midir, on kişi midir yoksa yüzlerce midir? Programcısı, sistem yöneticisi vb. kaç kişi bu sırrı bilmek zorundadır?

Burası Türkiye. Hiçbir şeyin gizli kalmadığı, insanların bildikleri gizli şeyleri samimi arkadaşlarına yaymak için zaman ile yarıştığı bir ülke. Bu sırrı bilen insanların bunu ömürlerinin sonlarına kadar içlerinde tutacaklarını nasıl garanti edebilirsiniz? Bugün olmasa bile yarın “Sakın kimseye söyleme” diyerek bu insanlar bu konuyu en yakınları ile paylaşmazlar mı?
Sizin güzel hatırınız için diyelim ki bu insanları ömürlerinin sonlarına kadar susturduk. Bu rakamlar bir gün, bir yerde ister sandık bazında olsun, ister bölge bazında bir tutarsızlık göstermezler mi? Her biri bir şahin kıvraklığında olan diğer partiler bu açığı yakalamazlar mı? Sistem ile bizim sandık bildirgeleri tutmuyor dendiğinde, buna da “Hayır” diyecek halleri yok ya.

Başta da belirttiğim gibi bu topraklarda her şey mümkündür ama ben gerçek program arkada çalışırken bir simülâsyon üzerinden oy verdiğimize inanmak istemiyorum. Bizim gibi bir ülkede bu kadar geniş kapsamlı bir sırrın saklanamayacağını düşünüyorum.

Ufak tefek bir iki sandık itirazı dışında muhalefetin hiçbir itirazının olmaması da benim düşüncemi destekliyor. Bir yerlerde bir "ara toplamın" eninde sonunda şaşması gerekmez mi? “Muhalefetin bununla uğraşacak enerjisi bile yok” diyen çok fazla insan var ama ben her şeye rağmen bir takip yapacaklarına inanıyorum. Gelecek 4 sene iş yapmaktan bir kere daha yırttılar, en azından seçim sonuçları sisteme doğru girilmiş mi diye bakarlar diye düşünüyorum.

Ben, sistemsel bir sakatlık yapıldığına dair bir emare göremiyorum. Oy ve Ötesi’nin yapmış olduğu, “Ufak tefek uyumsuzluklar dışında bir sorun yok” yorumu da benin düşüncemi destekler nitelikte.
Bizim ülkemizdeki en güzel sözlerden biri “İki kişinin bildiği sır değildir” cümlesidir. Böyle bir sözün yerleştiği ve de insanların dedikodu yapmaya meraklı olduğu bir toplumda hiçbir şey gizli kalmaz ve bir takım akıl almaz aritmetik işlemleri yapılmışsa, bir gün mutlaka sağlaması yapılır.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…