Sır Saklamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sır Saklamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2015 Perşembe

Garbage In Garbage Out...

Günaydın dostlar…

Bilgisayar tahsili yapmaya karar verdiğinizde size ilk öğretilen cümlelerden biri budur. Bilgisayara ne girersen onu alırsın prensibine göre, "Çöp girersen çöp çıkar" gibi bir sonuca varmışlar.
Bugün bizim ülkemizde en çok konuşulan konulardan biri de, “bilgisayara girdiklerimizin çıkıp çıkmadığı” konusudur. Seçsis denilen seçim sistemine bir şeyler girdik ama girdiklerimizin karşılığının çıktığından çok emin değiliz. Tabi ki bu işin diğer bir boyutu da bu işin modeli, yani programıdır. Programın sakat bir yapısı varsa mükemmel veriler de girsen dışarıya çöp çıkar.


Oyları sayanlar daha tuvaletten çıkmamışken açıklanan seçim sonuçları, insanlarda böyle bir şüphenin oluşmasına neden oldu. Seçim öncesi, Twitter’ı sık kullanan bir amcanın bu şekilde yapmış olduğu yorumlar da konunun iyice dallanıp budaklanmasına neden oldu.

Bir diğer önemli parametre de araştırmacı şirketlerin çok ciddi boyutta yanılmış olmaları. Son yıllarda yapılan her seçimde bu şirketlerin birkaçı seçimi tam tahmin ederken, bir kaçı da en fazla %2-%3 gibi farklarla yanılıyorlardı. Çok ciddi yanılmalar; bizlerin kafasını ciddi boyutta karıştırdığı gibi, aynı zamanda da 1000 yıllık istatistik biliminin de içine etti.

Acaba, verilen oylarla, bilgisayardan çıkanlar arasında fark var mıydı? Bu topraklarda hiçbir kimse bu soruya “Mümkün değil” cevabı veremez. Bizler paranoyak insanlarız, her şeyden şüphe ederiz ve her şeyin mümkün olabileceğini biliriz.

Ben bu sabah bu konuya politik açıdan değil de, Anadolu çocuklarının yapısı açısından yaklaşmak istiyorum. Merak ettiğim konu şu; diyelim ki böyle bir paralel sistem kuruldu. Bu sistemin planlandığı gibi işleyebilmesi için kaç kişinin bu sırrı bilmesi gerekir? Nedir bu rakam? Bir kişi midir, on kişi midir yoksa yüzlerce midir? Programcısı, sistem yöneticisi vb. kaç kişi bu sırrı bilmek zorundadır?

Burası Türkiye. Hiçbir şeyin gizli kalmadığı, insanların bildikleri gizli şeyleri samimi arkadaşlarına yaymak için zaman ile yarıştığı bir ülke. Bu sırrı bilen insanların bunu ömürlerinin sonlarına kadar içlerinde tutacaklarını nasıl garanti edebilirsiniz? Bugün olmasa bile yarın “Sakın kimseye söyleme” diyerek bu insanlar bu konuyu en yakınları ile paylaşmazlar mı?
Sizin güzel hatırınız için diyelim ki bu insanları ömürlerinin sonlarına kadar susturduk. Bu rakamlar bir gün, bir yerde ister sandık bazında olsun, ister bölge bazında bir tutarsızlık göstermezler mi? Her biri bir şahin kıvraklığında olan diğer partiler bu açığı yakalamazlar mı? Sistem ile bizim sandık bildirgeleri tutmuyor dendiğinde, buna da “Hayır” diyecek halleri yok ya.

Başta da belirttiğim gibi bu topraklarda her şey mümkündür ama ben gerçek program arkada çalışırken bir simülâsyon üzerinden oy verdiğimize inanmak istemiyorum. Bizim gibi bir ülkede bu kadar geniş kapsamlı bir sırrın saklanamayacağını düşünüyorum.

Ufak tefek bir iki sandık itirazı dışında muhalefetin hiçbir itirazının olmaması da benim düşüncemi destekliyor. Bir yerlerde bir "ara toplamın" eninde sonunda şaşması gerekmez mi? “Muhalefetin bununla uğraşacak enerjisi bile yok” diyen çok fazla insan var ama ben her şeye rağmen bir takip yapacaklarına inanıyorum. Gelecek 4 sene iş yapmaktan bir kere daha yırttılar, en azından seçim sonuçları sisteme doğru girilmiş mi diye bakarlar diye düşünüyorum.

Ben, sistemsel bir sakatlık yapıldığına dair bir emare göremiyorum. Oy ve Ötesi’nin yapmış olduğu, “Ufak tefek uyumsuzluklar dışında bir sorun yok” yorumu da benin düşüncemi destekler nitelikte.
Bizim ülkemizdeki en güzel sözlerden biri “İki kişinin bildiği sır değildir” cümlesidir. Böyle bir sözün yerleştiği ve de insanların dedikodu yapmaya meraklı olduğu bir toplumda hiçbir şey gizli kalmaz ve bir takım akıl almaz aritmetik işlemleri yapılmışsa, bir gün mutlaka sağlaması yapılır.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

24 Nisan 2014 Perşembe

Sevgili Neşe Abla...

Günaydın dostlar...

Biliyor musun (tabi ki biliyorsun) Neşe Abla, bu sabah sana bu mektubu yazayım mı, yazmayayım mı diye epeyce düşündüm. Kendi kendime “Zaten her gece konuşuyoruz ama yine de Neşe abla benden bu sabah bir mektup bekliyor mudur?” diye sordum.

Beklediğini hissediyorum. Bizim konuşmalarımız, dertleşmelerimiz ayrı ve bize özel ama 24 Nisan boşluğunun içimize dolduğu bu günde de oturup buraya başka bir şey yazmak gelmiyor içimden.
 
Bizi görüyorsun, Allah'a şükür iyiyiz. Seni çok özlüyoruz ama orada Özgür ile nasıl kucak, kucağa oturduğunuzu görünce mutlu oluyoruz. Tamam, ben Şaşkınbakkal’ın ortasında Neşe ablasız kaldım ama bencillik yapmak istemiyorum Özgür de seni çok özlemiş. Onun da seninle beraber olma hakkı var.
"İyi misin?" diye sormuyorum, çünkü iyi olduğunu biliyorum. Bir arada çok güzel görünüyorsunuz. Her zamanki asil, yakışıklı duruşuyla Cemal baba, güler yüzüyle Bedia anne,  iyi niyetli, samimi bakışlarıyla Muzaffer dede,  bakımlı halleri ve mükemmel ojeleriyle anneanne ve ortalarında Özgür ile beraber pırıl pırıl, zarif güzelliğiyle Neşe abla… Gerçekten muhteşem görünüyorsunuz.

Bir şey söyleyeceğim, ne zaman adın geçse, herkes "Güzel kadın" diye söze başlıyor. Burada konusu geçen sadece fiziksel güzellik değil. Onu zaten artık herkes iyi biliyor. Asıl söylenen ve benim de duydukça çok gurur duyduğum; senin iç güzelliğin, akıllılığın, zarifliğin, kaliten, insana verdiğin değer ve yorumların.

Benim sırdaşım, arkadaşım, ablam, yengem çok şeyimdin ama görüyorum ki, senle bir şeyler paylaşmak isteyen, senin fikirlerini merak eden bir tek ben değilmişim. Herkes seninle yaşadığı dakikaları yine yaşamak istiyor.

Evde hiçbir şey değişmedi, minik dayım, Neşe abla düzenini olduğu gibi devam ettiriyor. Karanfil ile ikisi o konuda çok başarılar. Bilmesen, Neşe abla 15 dakika evvel evi topladı da Migros’a gitti zannedersin. Balkon yıkanmadan kimse balkona çıkamıyor. Dayım “Daha sezon açılmadı” diyor. Saat 19.00'da yemek, 20.13’de kahve âdeti de aynen devam ediyor. Sana bir şey söyleyeyim mi, ne zaman oraya gitsem koridordan bir yerden çıkıp gelecekmişsin gibi geliyor.

Zaman zaman aksatsam da sabah yürüyüşlerimi yapıyorum. Seninle en son oturduğumuz yer olan Cafe Cadde’nin önünden geçerken kaldırımın kenarında beraberce oturduğumuz masaya bakmadan edemiyorum. Evimin dibinde olmasına rağmen ben o gün ilk defa Cafe Cadde’de oturmuştum. Ne kadar yorgundun o gün ama gözlerindeki bahar güneşi ışıltısı her zamanki gibi pırıl pırıldı.
Sana anlatacağım haberler ve yeni dedikodular var. Bu gece bir ara paylaşırım seninle. Yok yok o konu değil. Bu konuyu daha önce hiç konuşmadık. Ne diyeceğini merak ediyorum.
Tamam tamam kızma, bak ağlamıyorum artık. Kemdim de beklemiyordum ama sana iki satır mektup yazacağım diye ne kadar çok ağladım dimi. Düşünüyorum da 40 senelik beraberliğimizde muhtemelen sen beni hiç ağlarken görmemişsindir. Bunu da görmemiş ol.

Orada mutlu, huzurlu olduğunu görüp teselli buluyoruz ama işin gerçeği de şu ki, seni çok özlüyoruz. Dayım çaktırmamaya çalışıyor ama gözlerinin hep seni aradığı kesin. Sarı Puppy’de öyle. Ayşın, her zamanki gibi yine burada.

Ben mi? Ben de seni çok özlüyorum be Neşe abla…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...