Açık Olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Açık Olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2019 Cuma

Zaman Kalmadı...

Günaydın dostlar…

Bir türlü içindekileri söyleyemezsin, yarın söylerim, daha sonraki günlerde söylerim diye düşünüp durursun. İçin içini yer ama bir türlü söyleyemezsin. Hepimiz, yarınların her zaman olacağına inanırız. Hiç kimse, ya yarın olmazsa, ya yarın burada değilsem diye düşünmez.
Zaten bizleri yaşatan, hayata bağlayan da içimizdeki “yarın olma” ümididir. Yarın olmazsa derken ille de toptan öbür dünyaya göçmekten söz etmiyorum. Öbür dünyaya göç etmek de bu denklemin bir parametresi olmakla beraber, ben her türlü göçten bahsediyorum.


Bulunduğun şehri terk etmen gerekebilir veya bir türlü söyleyemediğin terk edebilir. Okul bitebilir, yaz tatili bitebilir veya kader kısmet devreye girebilir. Bu hayatta her türlü olasılık var. Sen söyleyemedin, o da söylemedi veya söyleyemedi. Günler kuş gibi uçup gitti, söyleme imkânı ortadan kalktı. Sen de sadece baktığınla kaldın.

Diyeceksiniz ki, “Günler gittiyse WhatsApp diye bir şey var kardeşim”. Tabii WhatsApp var, hatta yüzlerce çeşit türevi de var ama yüz yüze, göz gözeyken söyleyemediğin hislerini mesaj olarak mı yazacaksın?

Bazı dostlarımız, “Mesaj olarak yazmak daha kolay” diyebilir. Yazının arkasına saklanmak her zaman insana bir cesaret getirir ama sizce aynı etkiyi yapar mı? En başta işin doğallığı kaybolur. Doğal bir ortamda kendiliğinden gelişmek varken elektronik ortamda büyüyen bir çiçek aynı tadı vermez. Hele de aynı kokuyu hiç vermez. Sosyal platformlarda onun kokusunu alamazsın.

Konu ne olursa olsun, içindekileri söylemek bir cesaret işidir. Karşı tarafın duymak istediği şeyleri düşünerek konuşuyorsan, en başta cesaretin yok demektir. Popüler olabilirsin, kısa bir müddet yol da alabilirsin ama hiçbir zaman cesur olamazsın. Hele doğallık hiç olmaz.

Kafandaki düşünceleri, gözündeki bakışları kendine saklarsın. Ne yapacaksan, bir türlü onlardan kopamazsın. Bazen insanlar içindekileri dışa vurmaya çekinir, utanır; bazen de, niye içlerinde sakladıklarının hiçbir nedeni yoktur. Günler hızlı bir şekilde biter ama içeridekiler hep içeride kalır.
Hadi aşkını, sevgini açıklayamazsın ama negatif duygularını da açıklayamazsın. Onlarda hep bohça gibi senin elinde kalırlar. Aşkını açıklayınca karşılıksız olma riski var, negatif düşüncelerini açıklayınca da, popüler olmama, kara listeye alınma riskin var. İnsanlar çatışma sevmez, her zaman herkes duymak istedikleri şeyleri söylesin isterler.

Herkes arabanın duvara çarpacağını görür ama kimse sesini çıkarmaz. “Hey araba duvara çarpacak” diye bağırırsan, bu durum bir anda senin sorunun haline gelir. Hâlbuki hiç sesini çıkarmadan oturursan, araba duvara çarpınca herkesin sorunu olur. Ülkeleri, kulüpleri, şirketleri bu hale getiren de, “Aman ben söylemeyeyim sonra bana bir şeyler girer” düşünce tarzıdır.

Hepiniz sosyal platformlarda görmüşsünüzdür, yıllardır dönüp dolaşan bir paylaşım var. “Seviyorsan söyle”, “Özlediysen ara”, “Görmek istiyorsan git gör” gibi cümleler var içinde. Bu düşünce tarzına kesinlikle katılıyorum.

Ne demiş atalarımız? “Bugünün işini yarına bırakma”. Bu durum sadece ödev yapmak veya odun kırmak içim geçerli değil. Bugün söyleyemediğin hislerini (her ne yönde olursa olsun) söyleyebilmek için yarın çok geç olabilir.
O zaman; doğal ol, iyi niyetli ol, samimi ol, zorluklardan korkma, en önemlisi cesur ol ve seviyorsan git konuş, hatta konuşmakla kalma, her yere yaz. Kalbine de, kâğıtlara da, suya da, havaya da, bakışlara da, gülüşlere de; hatta WhatsApp’a da.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

5 Ocak 2016 Salı

Geçici Aşklar

Günaydın Dostlar,

Facebook ortamında başlayıp, WhatsApp ortamında yaşanıp Twitter ortamında sanki ortaya yazılıyormuş gibi yazılan tweetlerle biten aşklara kısaca “geçici aşklar” diyoruz.
Aslında baktığınız zaman çok da bir şey değişmemiş. Eskiden de aşklar arkadaş ortamında başlar, sokaklarda devam eder, dedikodu ortamında da biterdi. Sadece platformlar daha bir sanal olmuş, başka değişen bir şey yok.


Unutmayalım ki her aşk geçicidir, önemli olan geçicinin süresidir. “Seni sonsuza kadar seveceğim” cümlesinin de kapasitesi sınırlıdır. Sen sonsuza kadar olmayacaksın ki. “Ben gitsem de aşkım kalır.” diyorsan, onu da başka bir sabah konuşmak lazım.

Bugün ilişkilerimiz WhatsApp’ın bize göstereceği insaf ile sınırlanmış durumda. Kelime düzeltme modülünün son saniyede önereceği bir kelime, bütün aşkınızı bitirebilir.

Hemen en sondan başlayayım. Kızlar, yazdığınız mesajları onun aldığını düşünüyorsunuz ama o da muhtemelen o anda büyük bir heyecanla televizyonda maç izliyordur. Uzaya doğru attığınız paylaşımları bir erkeğin üstüne alınma ihtimali sıfırdır. Donanımı o mesajların kendi ile ilgili olduğunu düşünmesine müsaade etmez. En fazla, “Benim kız Ayşe’ye laf sokuşturmuş.” gibi bir laf eder.
Teknolojiden yararlanmak lazım, bu konuda hiç kimsenin bir itirazı olamaz ama bütün süreci de sosyal ortamlar üzerinden yaşamak biraz abartılı oluyor. Bütün bu durumu gençlere yüklemeyi çok isterdim ama bizler bu konuda onlardan çok daha fazla yol almış durumdayız.
Aralarında bir şeyler doğma ihtimali olan iki insan, kocaman bardaklarla iki bardak şarap içmek için buluştukları zaman, daha birbirlerine “Nasılsınız?” demeden, bulundukları yere check-in yapıyorlar.

İkinci aşamada gelindiğinde daha bir yudum şarap içmeden, masaya gelen yemeklerin resmini sosyal platformlara atıyorlar. Neyse sonunda bu işler bitti derken bu sefer de resimlere gelen yorumlar okunmaya başlanıyor.

WhatsApp, çok yararlı bir program ve ben de dâhil olmak üzere herkes tarafından çok yoğun olarak kullanılıyor. Beleş olması da insanların onu çok kullanmasının en önemli nedenlerinden biridir. Tamam, kullanalım ama lütfen akıl almaz senaryolar yazmayalım.
“Saat 13.13’te benim en son ne zaman WhatsApp’a girdiğimi görmek için "O da girmiş." şeklinde yapılan yorumların en az %95’i gerçeği yansıtmıyor. En son ne zaman girdiğini ne yapacaksın kardeşim? Sana bir şeyler yazacak olsaydı, zaten yazardı. Bu durum doğal olarak bir de ikincil senaryo doğuruyor. “Bu saatte bana yazmıyorsa kime yazıyor?”, durumları ortaya çıkıyor.
Bu tip oyunları ve bunlardan masallar yazmayı çok seven bir millet olarak, karşı taraf da hemen kendi tedbirini alıyor ve en son ne zaman WhatsApp’a girdiğini gösteren alanı kapatıyor. Sevgili kardeşim, bırak görsünler. Bu konuda bu kadar korkacak bir şey yok. Yoksa var mı?

Bir başka komplo teorisi de minicik WhatsApp resimleri üzerinden yazılıyor. “Kırmızı kazaklı resmini koymuş, bana bir mesaj vermeye çalışıyor.” tipi açıklamalar hiç bitmiyor. Kardeşim; deli misin, divane misin? Böyle bir yoruma ne diyebilirim bilemedim. Sen de mavi kazaklı resmini koy o zaman.

Bu sabah lafım erkeklerden çok kızlara. Kızlar, erkekler sizin düşündüğünüz kadar karmaşık bir yapıya sahip değiller. İnternet ortamı gibi linkleri birbirine bağlayarak çözeceğiniz bir mesaj ile de hayatta uğraşamazlar. Rahat olun, komplo teorileri üretmeyin. Bir erkeğin enerjisi ve söyleyeceği bir şey varsa zaten söyler.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…