Paylaşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paylaşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2016 Salı

Geçici Aşklar

Günaydın Dostlar,

Facebook ortamında başlayıp, WhatsApp ortamında yaşanıp Twitter ortamında sanki ortaya yazılıyormuş gibi yazılan tweetlerle biten aşklara kısaca “geçici aşklar” diyoruz.
Aslında baktığınız zaman çok da bir şey değişmemiş. Eskiden de aşklar arkadaş ortamında başlar, sokaklarda devam eder, dedikodu ortamında da biterdi. Sadece platformlar daha bir sanal olmuş, başka değişen bir şey yok.


Unutmayalım ki her aşk geçicidir, önemli olan geçicinin süresidir. “Seni sonsuza kadar seveceğim” cümlesinin de kapasitesi sınırlıdır. Sen sonsuza kadar olmayacaksın ki. “Ben gitsem de aşkım kalır.” diyorsan, onu da başka bir sabah konuşmak lazım.

Bugün ilişkilerimiz WhatsApp’ın bize göstereceği insaf ile sınırlanmış durumda. Kelime düzeltme modülünün son saniyede önereceği bir kelime, bütün aşkınızı bitirebilir.

Hemen en sondan başlayayım. Kızlar, yazdığınız mesajları onun aldığını düşünüyorsunuz ama o da muhtemelen o anda büyük bir heyecanla televizyonda maç izliyordur. Uzaya doğru attığınız paylaşımları bir erkeğin üstüne alınma ihtimali sıfırdır. Donanımı o mesajların kendi ile ilgili olduğunu düşünmesine müsaade etmez. En fazla, “Benim kız Ayşe’ye laf sokuşturmuş.” gibi bir laf eder.
Teknolojiden yararlanmak lazım, bu konuda hiç kimsenin bir itirazı olamaz ama bütün süreci de sosyal ortamlar üzerinden yaşamak biraz abartılı oluyor. Bütün bu durumu gençlere yüklemeyi çok isterdim ama bizler bu konuda onlardan çok daha fazla yol almış durumdayız.
Aralarında bir şeyler doğma ihtimali olan iki insan, kocaman bardaklarla iki bardak şarap içmek için buluştukları zaman, daha birbirlerine “Nasılsınız?” demeden, bulundukları yere check-in yapıyorlar.

İkinci aşamada gelindiğinde daha bir yudum şarap içmeden, masaya gelen yemeklerin resmini sosyal platformlara atıyorlar. Neyse sonunda bu işler bitti derken bu sefer de resimlere gelen yorumlar okunmaya başlanıyor.

WhatsApp, çok yararlı bir program ve ben de dâhil olmak üzere herkes tarafından çok yoğun olarak kullanılıyor. Beleş olması da insanların onu çok kullanmasının en önemli nedenlerinden biridir. Tamam, kullanalım ama lütfen akıl almaz senaryolar yazmayalım.
“Saat 13.13’te benim en son ne zaman WhatsApp’a girdiğimi görmek için "O da girmiş." şeklinde yapılan yorumların en az %95’i gerçeği yansıtmıyor. En son ne zaman girdiğini ne yapacaksın kardeşim? Sana bir şeyler yazacak olsaydı, zaten yazardı. Bu durum doğal olarak bir de ikincil senaryo doğuruyor. “Bu saatte bana yazmıyorsa kime yazıyor?”, durumları ortaya çıkıyor.
Bu tip oyunları ve bunlardan masallar yazmayı çok seven bir millet olarak, karşı taraf da hemen kendi tedbirini alıyor ve en son ne zaman WhatsApp’a girdiğini gösteren alanı kapatıyor. Sevgili kardeşim, bırak görsünler. Bu konuda bu kadar korkacak bir şey yok. Yoksa var mı?

Bir başka komplo teorisi de minicik WhatsApp resimleri üzerinden yazılıyor. “Kırmızı kazaklı resmini koymuş, bana bir mesaj vermeye çalışıyor.” tipi açıklamalar hiç bitmiyor. Kardeşim; deli misin, divane misin? Böyle bir yoruma ne diyebilirim bilemedim. Sen de mavi kazaklı resmini koy o zaman.

Bu sabah lafım erkeklerden çok kızlara. Kızlar, erkekler sizin düşündüğünüz kadar karmaşık bir yapıya sahip değiller. İnternet ortamı gibi linkleri birbirine bağlayarak çözeceğiniz bir mesaj ile de hayatta uğraşamazlar. Rahat olun, komplo teorileri üretmeyin. Bir erkeğin enerjisi ve söyleyeceği bir şey varsa zaten söyler.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

24 Nisan 2014 Perşembe

Sevgili Neşe Abla...

Günaydın dostlar...

Biliyor musun (tabi ki biliyorsun) Neşe Abla, bu sabah sana bu mektubu yazayım mı, yazmayayım mı diye epeyce düşündüm. Kendi kendime “Zaten her gece konuşuyoruz ama yine de Neşe abla benden bu sabah bir mektup bekliyor mudur?” diye sordum.

Beklediğini hissediyorum. Bizim konuşmalarımız, dertleşmelerimiz ayrı ve bize özel ama 24 Nisan boşluğunun içimize dolduğu bu günde de oturup buraya başka bir şey yazmak gelmiyor içimden.
 
Bizi görüyorsun, Allah'a şükür iyiyiz. Seni çok özlüyoruz ama orada Özgür ile nasıl kucak, kucağa oturduğunuzu görünce mutlu oluyoruz. Tamam, ben Şaşkınbakkal’ın ortasında Neşe ablasız kaldım ama bencillik yapmak istemiyorum Özgür de seni çok özlemiş. Onun da seninle beraber olma hakkı var.
"İyi misin?" diye sormuyorum, çünkü iyi olduğunu biliyorum. Bir arada çok güzel görünüyorsunuz. Her zamanki asil, yakışıklı duruşuyla Cemal baba, güler yüzüyle Bedia anne,  iyi niyetli, samimi bakışlarıyla Muzaffer dede,  bakımlı halleri ve mükemmel ojeleriyle anneanne ve ortalarında Özgür ile beraber pırıl pırıl, zarif güzelliğiyle Neşe abla… Gerçekten muhteşem görünüyorsunuz.

Bir şey söyleyeceğim, ne zaman adın geçse, herkes "Güzel kadın" diye söze başlıyor. Burada konusu geçen sadece fiziksel güzellik değil. Onu zaten artık herkes iyi biliyor. Asıl söylenen ve benim de duydukça çok gurur duyduğum; senin iç güzelliğin, akıllılığın, zarifliğin, kaliten, insana verdiğin değer ve yorumların.

Benim sırdaşım, arkadaşım, ablam, yengem çok şeyimdin ama görüyorum ki, senle bir şeyler paylaşmak isteyen, senin fikirlerini merak eden bir tek ben değilmişim. Herkes seninle yaşadığı dakikaları yine yaşamak istiyor.

Evde hiçbir şey değişmedi, minik dayım, Neşe abla düzenini olduğu gibi devam ettiriyor. Karanfil ile ikisi o konuda çok başarılar. Bilmesen, Neşe abla 15 dakika evvel evi topladı da Migros’a gitti zannedersin. Balkon yıkanmadan kimse balkona çıkamıyor. Dayım “Daha sezon açılmadı” diyor. Saat 19.00'da yemek, 20.13’de kahve âdeti de aynen devam ediyor. Sana bir şey söyleyeyim mi, ne zaman oraya gitsem koridordan bir yerden çıkıp gelecekmişsin gibi geliyor.

Zaman zaman aksatsam da sabah yürüyüşlerimi yapıyorum. Seninle en son oturduğumuz yer olan Cafe Cadde’nin önünden geçerken kaldırımın kenarında beraberce oturduğumuz masaya bakmadan edemiyorum. Evimin dibinde olmasına rağmen ben o gün ilk defa Cafe Cadde’de oturmuştum. Ne kadar yorgundun o gün ama gözlerindeki bahar güneşi ışıltısı her zamanki gibi pırıl pırıldı.
Sana anlatacağım haberler ve yeni dedikodular var. Bu gece bir ara paylaşırım seninle. Yok yok o konu değil. Bu konuyu daha önce hiç konuşmadık. Ne diyeceğini merak ediyorum.
Tamam tamam kızma, bak ağlamıyorum artık. Kemdim de beklemiyordum ama sana iki satır mektup yazacağım diye ne kadar çok ağladım dimi. Düşünüyorum da 40 senelik beraberliğimizde muhtemelen sen beni hiç ağlarken görmemişsindir. Bunu da görmemiş ol.

Orada mutlu, huzurlu olduğunu görüp teselli buluyoruz ama işin gerçeği de şu ki, seni çok özlüyoruz. Dayım çaktırmamaya çalışıyor ama gözlerinin hep seni aradığı kesin. Sarı Puppy’de öyle. Ayşın, her zamanki gibi yine burada.

Ben mi? Ben de seni çok özlüyorum be Neşe abla…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...