Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2015 Pazar

Minik Papatya

Günaydın Dostlar,

“Bugün hava güneşli ve sıcacık ama yarın üşür müyüm acaba?” diye düşünüyor minik papatya.
 
Minicik, güzel, volkanik gözlerle bakıyor etrafa. Bakışları endişeli görünse de aslında çok kararlı. “Ben güçlüyüm.” diyor kendi kendine.
Göztepe Parkı’nın sakin bir köşesinde uykulu, gülücüklü, huzurlu ama bir o kadar da düşünceli gözlerle nisan sabahının tadını çıkarıyor. “Bugün 23 Nisan, hep neşeyle doluyor insan.” diye mırıldanıyor içinden…

Yıllardır alışık olduğumuz tren sesleri bile yok bugünlerde.

Bir yandan da "Bugünün güneşi yarın kara bulutlara dönüşür mü acaba?" diye düşünmeden de edemiyor. "Yağan yağmurlar boyumu geçerse ben ne yaparım?" diye bir korku kaplıyor içini. İki sene evvelki yağmurlarda başını zar zor suların üzerinde tutuğunu hatırlıyor.
Bilmiyor ki yağmur yağmaz, seller de akmaz ama yağsa bile okyanusları geçmiş minik papatyalar derelerde boğulmaz.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

17 Nisan 2014 Perşembe

Arayış İçinde Geçen Bir Ömür

Günaydın Dostlar,

Hepimiz sürekli olarak bir arayış içindeyizdir.

Bildiğimiz şeyleri de ararız, bilmediklerimizi de. Samanlıkta iğne de ararız, hayatın anlamını da. Çoğu zaman ne aradığımızı bilmeden ararız. "Mutluluğu arıyorum." deriz ama bizi mutlu edecek şeyin ne olduğunu da bilmeyiz. Garip bir cazibesi vardır aramanın. Ne olduğunu bilmesek de bir şeyleri bulma ümidi hoşumuza gider. Bazen de gerçeği bildiğimiz ve olmasının hiçbir zaman mümkün olmayacağını hissettiğimiz halde yine de ararız.

Çocuklar, yürümeye başladıkları ilk yıllarda bayılırlar bir şeylerin içine, arkasına saklanmaya. "Birileri beni arasın bulsun." ruh hali daha ilk yıllarda başlar. Ne şekilde olursa olsun, güzel bir duygudur aranmak.
Annelerin sakladığı çikolataları aramakla başlar bizim yolculuğumuz. Günümüzde çok geçerli olmasa da bizim çocukluğumuzda "misafir çikolatası" diye bir şey vardı. Annelerin en önemli görevlerinden biri de misafir çikolatasını saklamaktı. Neden? Habersiz bir misafir geldiğinde ikramsız kalmamak için. Kimsenin evinde telefon olmadığı için habersiz misafir gelmesi durumu çok yaygındı. Ömrümüz misafir çikolatası aramakla geçti. Bulduğun zaman da iki kat daha tatlıdır o çikolatalar ama hepsini bitiremezsin yoksa annen fark eder.
Herkes, bir şeylerin arkasına saklanacak; bir kişi de bütün bu saklananları arayıp bulacak oyunu, aramak işinin sistemimize yüklendiği en büyük dönemdir. Yüzyıllardır dünyanın her yerinde oynanan, cazibesi hiç bitmeyen bir oyundur.

Arayış her yerdedir. Tuttuğun takımın kale önünde gol araması, bir yerlere girerken üstünün aranması, kaybolan şeylerin aranması her yerde, her ortamda bir arayış vardır. Aslında özlem de bir arayıştır. Restoranlara gider, sosyal platformlara yarı yenmiş tabaklarımızın resimlerini koyar, sevdiklerimize "Gözlerimiz sizi aradı." diye mesajlar yazarız. Dostlarla, sevilenlerle bir şeyler paylaşmak aramaların en sıcak olanlarındandır.

Herkes bir iş arayış içindedir. İşinde mutlu olan da arar, mutsuz olan da. "Burası iyi hoş ama ben yine de şöyle bir etrafı araştırayım." durumu çok yerleşik bir ruh halidir. Oy verecek parti ararız. Seçimler bitince oy verdiğimiz partinin neden başarılı olamadığına cevap ararız. Bir müddet sonra da ileriye yönelik ihtimaller arayışına başlarız.

Elimizde kumanda sürekli kanalları değiştirerek seyredebileceğimiz bir program ararız. Bunu yaparken de kafamızda ne aradığımıza dair en ufak bir fikrimiz yoktur. "Bakalım şöyle bir hepsine, elbet seyredecek bir şey çıkar." deriz ama çıkmazsa da yeniden, baştan başlarız.

Dünyanın öbür ucundan gelip Nuh’un gemisini arayanlar, dağların zirvesine çıkmaya çalışanlar, denizlere dalanlar, herkes bir arayış içindedir. Aradıkları gemiden bir iz midir yoksa zor bir ortamda bir şeyler aramanın yarattığı heyecan mıdır? Belki de aradıkları kendileri midir?

İçimizde eskiye yönelik bir arayış da hiç bitmez. Eski günleri, eski arkadaşları, eski mutlulukları ararız. En ufak bir ortam olsa bayılırız eski günlerden konuşmaya. "Ben de o zamanlar gençtim." deyip gençliğimizi ararız. Bugün bizle beraber olmayan sevdiklerimizi ararız, hem de çok ararız.
Elimize metal detektörleri alır, hazine ararız. Bir de hazine bulmaktan daha da değerli olan; kalbimizde, midemizde, ciğerimizde, her yerimizde aradığımız ama bunu kendimize bile söyleyemediğimiz durumlar vardır. Sevgilinle küstüğünde gözün telefona bakmaktan şaşı olmuştur ama onu çok aradığını kendine bile itiraf edemezsin. Öküz gibi özlemişsindir ama yine de ben onu aramam, bensizliğe dayanamayıp o beni arasın diye sürünüp gidersin.

Aramazsın bir türlü, o da aramaz. Özlemişsindir onun kokusunu, kırmızı kazağını, güzel gülüşünü, içinde yok olduğun gözlerini. Düşünürsün "O da benim kadar özlüyor mu acaba?" diye ama arayamazsın, gururun mani olur. "En iyisi ben biraz daha direneyim sonunda o beni arasın." hayaliyle günler kuş gibi uçup gider. Belki de o inatlaşıp bir türlü aramadığın aramanın bir manası kalmamıştır artık. Son vapur kalkmış, seni iskelede gururunla baş başa bırakmıştır.
Boş memeyi, dolu memeyi aramakla başlayan; adaleti aramakla, hakkını aramakla sürüp giden bir hayat arayıp sormayan çocuklarını ve dostlarını arayan gözlerin kapanması ile son bulur.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...