Uğraşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uğraşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2015 Salı

Fakir Başarır

Günaydın Dostlar,

Sevgili babam, “Maddi imkânları kısıtlı evlerde büyüyen çocuklar, genellikle zengin evlerde doğmuş çocuklara nazaran daha başarılı olurlar.” derdi. Bu tespit ne kadar doğrudur bilmiyorum ama gerçek bir payı olduğu da kesin.
Geçen akşam bir kanalda Süleyman Demirel’in hayat hikâyesini izliyordum. O programı izlerken gerçekten de Demirel’in çok kısıtlı imkânları olan bir aileden geldiğini gördüm. Babamın tezini doğrular nitelikteydi.


Birkaç ay önce de Kemal Kılıçdaroğlu’nun hayat hikâyesini izlemiştim. Onun da ortak paydası çok limitli imkânları olan bir aileden geliyor olmasıydı. Herkesin hayat hikâyesini bilmiyorum ama etrafınıza baktığınız zaman bugün en tepedeki liderlerin birçoğu hep çok kısıtlı imkânları olan ailelerden gelmişler.

Belki vardır ama çok zengin bir aileden gelmiş bir siyasi lider ben hiç duymadım.

Sporcularda da durum çok farklı değil. Bugünün başarılı sporcularının hemen hemen hepsi çok limitli imkânlarla büyümüşler. Siz hiç Robert Kolej’de okumuş ve çok meşhur olmuş bir futbolcu duydunuz mu?
Çocukları Fenerbahçe voleybol okuluna götürdüğümüz dönemlerde derslerin bitmesini beklerken oradaki eğitmenlerle sohbet ederdim. “Bu spor okullarındaki binlerce çocuk arasından yetişmiş ve A takımına girmiş çocuklar var mı?” diye sorardım. Onlar da “Kesinlikle hayır.” diye cevap verirlerdi.
“Neden?” diye sorduğumda da cevabı “Bunlar parası olan ailelerin çocukları, bunlardan yıldız çıkmaz, yıldız dar gelirli ailelerden çıkar.”  şeklinde olurdu. Spor okullarından yıldız çıkmıyor. Yıldızlar, takımların zaman zaman yaptıkları seçmelerde göze batan çocuklardan çıkıyor.

Amerika’da da durum çok farklı değil. Orada yaşadığım dönemlerde bir televizyon programında sadece bir tane zengin aile çocuğunun NBA’de oynadığını duymuştum. Detroit Pistons’da oynayan Bill Laimbeer, zengin bir aileden geliyordu ve bu bir istisnaydı. Hatta “Babası kendinden zengin olan tek NBA oyuncusu.” şeklinde espriler yapılıyordu.

Ferdi Tayfur, bir röportajında “Ben aslında komedyen olmak istiyordum ama bu kadar sıkıntı, bu kadar dert olan bir evden komedyen çıkmaz.” demişti. Sanat dünyasında da durum diğer sektörlerden çok farklı değil. İbrahim Tatlıses ve diğer sanatçıların hayatlarını incelediğinizde de durumun çok da farklı olmadığını görüyorsunuz.
Babamız, her şeyimiz, Atatürk’ümüz de fabrikatör çocuğu değilmiş. O da yine çok mütevazı imkânları olan bir aile de büyümüş.
Baktığınız zaman bütün bu insanların ortak yanları bir şeyleri başarma hırsı ile dolu olmalarıdır. Bu hırs kiminde az var, kiminde daha çok var ama hepsinde var. Unutmayalım ki Atatürk de küçüklüğünden itibaren her zaman hırslı bir insanmış. Genelleme yapmak istemiyorum ama bu insanların çoğunlukla yapılanı beğenmeme ve sürekli tenkit etme gibi özellikleri de var. Düşündüğünüz zaman bu durum başarma hırsları ile de doğru orantılı.

Dünyanın kanunu böyle yazılmış. Bir şeyleri çok kolay elde edebiliyorsan o zaman çok da kıymeti olmuyor ve insanlardaki başarma hırsı düşüyor. Çocukların her dediğini yapmaya çalışmak mücadele ruhu olmayan nesiller yetiştirmekten başka bir işe yaramıyor. Bu şekilde yetişmiş ve mücadele ruhu olmayan çocuklar da en ufak bir zorlukta hemen pes ediyorlar.

Bugün sokaklarda otomobillerin camını silmek zorunda kalan çocukların birçoğu yarın bir yerlerde lider olacaklar. Hayatı en derin çizgileriyle yaşayan bu çocuklar, birçok insanın beş yüz sene yaşasa kazanamayacağı tecrübeyle donanıyorlar.
Hepsinin Allah yardımcısı olsun.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

29 Mart 2014 Cumartesi

Fatmagül Yolundan Dönmedi Sen de Dönemezsin

Günaydın Dostlar,

Yok öyle yarı yoldan dönmeler…

Yok öyle en ufak bir dalgada yan yatmalar…
Yok öyle en ufak bir belirsizlikte çökmeler…

Yok öyle kaçıp gitmeler, terk etmeler…
Yok öyle anlamadığımız bir şeyden tırsmalar, korkmalar, sonuçlar çıkarmalar…

Yola çıktığın zaman, yolun sonunu muhakkak göreceksin.

Döndü mü Fatmagül yolundan? Dönmedi. Korkmadı mı? Korktu. Bütün insanlar üzerine gelmedi mi? Geldi. Zaman zaman vazgeçmeyi düşünmedi mi? Düşündü. Karşı taraf güçlü müydü? Güçlüydü. Hem de maddi, manevi her anlamda güçlüydü.
Ağabeyi Rahmi’den başka da hiç kimsesi yoktu hayatında ama dönmedi Fatmagül yolundan. Gitti yolun sonuna kadar.

Bu arada Rahmi demişken geçen gün dizinin bir tanesinde gördüm, bizim Rahmi son zamanlarda epeyce bir erkek olmuş. Önüne gelene posta koyuyor. Hava değişimi yaramış Rahmi’ye.

Her zaman içeride ve dışarıda birçok düşman olacaktır. Fatmagül için de durum öyleydi. Dışarısı düşman kaynıyor, içeride sevgili yengesinin yapmadığı kalmıyor ama Fatmagül sonunda başarıyor.

Diyeceksiniz ki "Amma da abarttın, sonuçta bu bir roman, bu bir dizi." Evet, bu bir dizi ama binlerce Fatmagül var oralarda bir yerlerde. Ayrıca hayat da zaten milyonlarca dizi dizi resimler değil mi sonunda? O resimlerin içinde gülmek de var, ağlamak da koşmak da var, yürümek de uzaktan bakmak da var, tam ortasında olmak da ama yok dönmek, yok yarı yolda pes etmek. Yola çıkan insan yolun sonunu muhakkak görmeli.

Neydi Fatmagül’ün suçu? Sabah namazından önce sokaklarda koşmaktan başka hiçbir suçu yoktu. Bekliyor muydu başına gelenleri? Hiç ama hiç beklemiyordu. Beklenmedik resimler karşısında elbette bocaladı bir müddet ama pes etmedi. Sıfır hissettiği resimlerde "Bir, iki, üç!" diyerek yeniden başladı.
Fatmagül’ün bütün parametrelerini bir yana bırakın, onun en büyük parametresi güçlü olmasıydı. İlk başlarda kendisi bile ne kadar güçlü olduğunun farkında değildi. Yaşam, içindeki gücü ortaya çıkarmaya zorladı onu.

Siz içinizdeki gücün farkında mısınız?
Emin der ki "Her zaman iyi el gelirse babam da iyi King oynar, önemli olan gelen elin en iyisini oynayabilmektir."

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…