Çarşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2021 Cuma

Kendim Takip Edeceğim

Günaydın Dostlar,

Pinpon topu fiyatlarındaki değişimin bu aşamada benim için pazardaki değişimi çok da yansıttığını düşünmediğim için, kendi fiyatlarımı kendim takip etmeye karar verdim. Kırk yılda bir alınan şeyler değil, her gün alınan şeyler önemli.

Artık her torbanın bir teklik olduğu bir ortamda, açıklanan enflasyon rakamları benim gerçeklerime çok da uymuyor. Hiç üşenmedim en çok aldığımız 60 tane ürünü alt alta yazdım. Her gün bunların fiyatlarını takip edip, kendi enflasyonumu kendim takip edeceğim. Umarım aydan aya azalır.



Her ay sonunda kısa bir paylaşımla bu gelişmeleri sizlerle de paylaşırım. Mukayeseleri aylık ortalamalar üzerinden yapacağım. Hep aynı şeyleri aldığımız için bizim ürün listemiz çok fazla değişmiyor. O yüzden aynı süpermarketten aynı fiyatları takip etmek çok da zor olmayacak. En fazla 15 dakikamı alır. Listedeki ürünlerden biri piyasadan çekilirse, o zaman da ona en yakın olan ürünle yoluma devam edeceğim.

Zaten her gün o kadar çok şey takip ediyorum ki, bir takip etmediğim tuvalet kâğıdı fiyatları kalmıştı. Galiba piyasaları takip etme işini seviyorum.

Arkadaşlarım “Takip edeceksin de ne olacak?” diye soruyorlar. Çok güzel bir soru. İlk nedenim, kendi enflasyonumu görmek istiyorum. İkincisi de ürün bazındaki değişimleri göreceğim. Belki alım alışkanlıklarımızı bu bilgiler doğrultusunda şekillendirebiliriz. Tuvalet kâğıdından vazgeçemeyiz ama belki vazgeçeceklerimiz de olabilir.

50 ürünlük liste, oldukça iyi bir yelpaze. Aldığımız her şey var içinde. Kozmetik ürünlerden tutun da içeceklere kadar her şeyi eklemeye çalıştım. Her enflasyon sepetinde muhakkak olması gerektiğini düşündüğüm patates ve soğan da var. Bizim ülkemizde patates ve soğan girmeyen ev var mıdır? Daha önce de yazdığım gibi, iki kilodan az alınması zaten kanunen yasaktır.

Olmazsa olmazlarımız ekmek ve su da listemizde var. Farklı çeşitleri tüketilse de genellikle her evin bir çeşit ekmek alımı oluyor. “Ekmek bulamayanlar pasta yesin” denmiş ama ben pasta yerine çikolata ve bisküvi fiyatlarını takip etmeye karar verdim.

Takip etmekteki bir diğer zorluk da piyasa koşullarına bağlı olarak birçok ürünün gramajlarının değişiyor olması. Fiyatla oynamamak için birçok firma ürünlerinin gramajlarını artı veya eksi yönde değiştirebiliyor. Mecburen ben ilk günkü gramajlar üzerinden yürüyeceğim. Değişiklik olursa fiyatı ona göre ayarlayacağım. Anlayacağınız, sadece ürünleri değil bugünkü gramajlarını da yazdım.

Çok mu iyimserim bilmiyorum ama bu fiyatları takip ederken bazı aylarda fiyatların düşmesini de bekliyorum. İlle de her şeyin fiyatı her ay artacak diye bir durum yok. Mevsimsel parametrelere bağlı olarak bazı ürünlerde fiyatlar düşebiliyor.

Tabii bu çalışma bana kendi rakamlarımı piyasa rakamları ile mukayese etme şansı da verecek. Benim aylık değişimimi dolar kuru, enflasyon oranları, petrol fiyatları gibi temel ekonomik göstergelerdeki değişimle karşılaştıracağım. Bütün temel göstergeler %3-%5 artarken benim torbalarım %15 artıyorsa burada bir terslik var demektir.

Hemen belirteyim, her türlü ekonomik veriyi de her gün takip ediyorum. Bu işler bana bulmaca çözmek veya Sudoku oynamak gibi geliyor. Son 15-20 yıldır takip etmediğim şey yok gibi.

Dostlarım sık sık emeklilikten sıkılıp sıkılmadığımı soruyorlar. Gördüğünüz gibi ben işlere yetişemiyorum bile. Gün içerisinde defalarca bu takipleri yapıyorum.

Bir arkadaşım da “Her sabah süpermarkete mi gideceksin?” diye sordu. Öyle bir şey yok, Allah korusun. Ben zaten internetten alışveriş yaptığım için, fiyatları da internetten takip edeceğim. Sonuçta peşinde olduğumuz veri değişim oranı.

Sevgili dostlar, çok zor bir yılı geride bırakarak yeni bir yıla adım attık. Bu yılın da çok kolay olmayacağını bilsek de yine de umutluyuz. Sıkıntıların azaldığı, sağlık sorunlarının bittiği, insanların gülmeyi yeniden öğrendiği güzel bir yıl olsun inşallah.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

11 Haziran 2019 Salı

Günaydın...

Günaydın dostlar…

Sabahın erken saatlerinde Atatürk Havalimanı’na indiğim günlerden birinde, orada çalışan bir görevliye bir şey sormam gerekti. “Günaydın” deyip sorumu sorduğumda, adamcağız “Bu sabah en az kırk kişi bana bir şeyler sordu ama ilk defa siz günaydın dediniz” demişti. Üzerinden çok uzun yıllar geçmesine rağmen, görevli amcanın mutlu oluşu halen gözlerimin önünde duruyor.
Kabul edelim ki, günaydın demeyi (hatta selam vermeyi) çok da sevmeyen bir milletiz. Hele de sabahın erken saatlerinde iş yerlerinde şansınızı hiç zorlamayın, boş bakışlarla yanınızdan geçer giderler. Neden cevap vermiyorlar? Öyle bir alışkanlıkları yok da ondan.


Aslında tek sorun günaydın değil. “Hayır” demeyi, “Olmaz” demeyi de çok güzel beceremiyoruz. Çoğu zaman karşı taraf kırılmasın diye kaçamak ve hiçbir anlamı olmayan cevaplar vermeye çalışıyoruz. Buradaki hile; “Hayır” demeden hayır diyebilmekte ve konuyu muallakta bırakmaktadır. Bunu iyi başaranlar iş hayatında çok ciddi yol alırlar.

Apartmanın asansöründe birçok insanla karşılaşıyorum ama genelde kimse günaydın veya merhaba demiyor. İlk önce ben söylersem, insanlar da ayıp olmasın diye zoraki bir cevap veriyorlar.

Bizim böyle bir alışkanlığımız yok, Amerikalıların da çok fazla var. “Günaydın” derler, beş dakika sonra seni tekrar görürlerse bir daha derler. Aslında bir kere yeter ama genelde bizim insanımız onu bile demez.

Hele bir de karşı cinse dediyseniz, kafasından geçen ilk düşünce, “Sabah sabah bana neden yılışıyor?” sorusudur. Erken saatlerde işe gitmeyi seven ve de sabah kalkmak ile ilgili hiçbir sorunu olmayan ben, “Günaydın”, “Merhaba” demeyi de severim. Allah’a şükür, saatten bağımsız olarak keyfim de hep yerindedir.

Eski iş yerimde, yine sabahın erken saatlerinde kızcağızın birine günaydın dediğimde, “Sabahın bu saatinde nedir sizi bu kadar mutlu eden şey?” diye bana çıkışmıştı. Günaydın demeyi o kadar olağanüstü bir durum olarak görüyor ki, “Bu sabah adam çok mutlu, ondan bana günaydın dedi” diye düşünüyor.
Bilmez ki, ruh halin ne olursa olsun, işyerinde, okulda, orada, burada karşılaştığın insanlara “Günaydın” demek, selam vermek en temel insanlık vazifelerinden biridir. Ayrıca karşındaki insan da kendini iyi hisseder.

Düşünün; siz insanın birine selam veriyorsunuz, “Günaydın” diyorsunuz, o da “Allah cezanı versin” bakışlarını sana fırlatıp yoluna devam ediyor. Bu gibi durumlarda beni gülme tutuyor ama birçok insan kendini kötü hisseder. En kötüsü de hiç duymamış gibi gidenler. Arkalarından gidip, “Duymadın mı; yoksa bu senin genel asosyal, kaba ruh halin mi?” diye sormak istiyorum. Tabii böyle bir durumun altında yatan genel mesaj da, “Ben sana günaydın demeye bile tenezzül etmem”.
Sabahları ağzımızı açmak istememizin nedenlerinden biri de, akşam geç yatıyor olmamız. Kardeşim yarın sabah iş var, gece kuşu gibi oturmayın da yatın. Çalıştığım dönemlerde erkenden yatardım. Uykusunu alamamış insan ertesi sabah sevimsiz ve isteksiz oluyor.
Bir diğer neden de, çok yüksek oranlardaki sigara ve kahve içimi. “İlk kahvemi/sigaramı içmeden bana kimse bulaşmasın” şeklinde lafları çok duymuşumdur. Güzel söylüyorsun da, biz şu anda rastlaştık, sana günaydın diyebilmek için ilk sigaranı içmeni mi bekleyeceğim?

Şahsi görüşüm, “İyi akşamlar” demek konusunda daha başarılı olduğumuz yönünde. “İyi akşamlar” saati geldiğinde keyfimiz daha yerinde oluyor. Düşünsenize; okul/iş bitmiş, sigara içilmiş, kahve içilmiş, Ebe nine izleme saatimiz gelmiş, artık “İyi akşamlar” dememek için hiçbir nedenimiz yok.

Günaydın stoklamayı bırakalım, zira hiç bitmeyecek kadar çok var. Her sabah sık sık kullanabilirsiniz. İşyerinde, okulda, asansörde, her neredeyseniz gördüğünüz insanlara “Günaydın” demeyi deneyin, bakalım ne olacak?
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…