Evde Oturmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evde Oturmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Hafta Sonu Gezmeleri

Günaydın Dostlar,

Allah var, gezmeyi seven bir milletizdir. Bir yerlere gitmediğimiz zaman “bir şeyler kaçırıyorum” hissine kapılıp kendimizi kötü hissederiz.  Bu his bizim coğrafyamıza özgü bir durumdur. Örnek olarak bir Amerikalı bütün bir hafta sonu boyunca dışarı çıkmazsa kendini bir gram kötü hissetmez.
“Bu hafta sonu hiç dışarı çıkmayalım.” Böyle bir cümle kurulduğu zaman “Aman ne güzel fikirmiş.” diyecek bir tane eş, dost, akrabam yok. Bizim ülkede ev mutsuzluğu, sokaklar mutluluğu temsil eder. Kendimizi sokaklara atmadan da mutlu olabilme yetkinliğimiz çok gelişmemiştir.


Neden evimiz de mutlu olamıyoruz? Neden evimizde huzur içinde istediğimiz bir şeyi yapmak varken İstanbul trafiğinde çile çekmek bize daha cazip geliyor. Evde mutlu olamayışımızın en büyük nedenlerinden bir tanesi, “kitap okumak” gibi evde kendi başımıza yapabileceğimiz yönlerimizin gelişmemiş olmasıdır.

İstanbul trafiği demişken hemen belirtmek isterim ki Avrupa’nın birçok büyük şehrinde hafta sonları trafik rahatlarken İstanbul’da bu konuda en ufak bir iyileşme olmuyor. Bunun da en büyük nedeni evde oturamama hastalığımız. Bütün bir hafta sonunu evde geçirirsek sonra pazartesi günü insanlara ne deriz. İşyerlerinde pazartesi sabahlarının ilk saatleri hafta sonu yaptıklarımızı anlatmakla geçer. İki gün boyunca hiçbir şey yapmamış olan bir insan böyle bir sohbet ortamında ne anlatacak? Herkese rezil olur vallahi.

Her hafta sonu sosyal medyada birkaç tane yarım yenmiş yemek tabağı resmi paylaşmak her vatandaşımızın en asli görevidir. Bunu gerçekleştirmek için gerekli olan “kendimizi sokaklara atma” geni de zaten damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

“Hadi arabaya binelim de şöyle bir dolaşalım.” Bu ruh halinin de bu coğrafyaya özgü bir durum olduğunu düşünüyorum. Ben Almanya’da hiç yaşamadım ama bir Alman’ın böyle bir cümle kuracağını gözümün önüne bile getiremiyorum. Hiçbir iş güç olmadan yoğun trafikte sürünmek için yola çıkmak bize ne kadar mantıklı geliyorsa onlara da o kadar mantıksız geliyordur diye düşünüyorum.

“Sabah sabah milletin hafta sonu gezmelerine neden taktın?” diye siz sormadan ben söyleyeyim. Dün öğleden sonra kızımı karşılamak için gittiğim otobüs terminalinin simitçisinde gelen giden otobüs sayısıyla bağdaşmayacak kadar çok insan gördüm. Oturmuşlar çay içiyorlar ve bir şeyler yiyorlardı. Daha sonra içerideki çocuk ile konuştuğumda bunların yolcu veya yolcu karşılamaya gelenler olmadığını öğrendim. Meğerse çay bahçesine gider gibi oraya gezmeye geliyorlarmış. Vallahi pes diyorum. Gezmeye gitmediğimiz bir otobüs terminalinin çaycısı kalmıştı.
"Evde oturmayalım da nereye gidersek gidelim," zihniyeti simitçilere kadar uzanmış. İnsanları eleştiriyorum ama biz de küçükken Ankara Esenboğa Havalimanı'na pastaneye gider gibi giderdik. Ankara’nın en havalı gezme yerlerinden biriydi. Hadi o zamanlar çok fazla gidilecek bir yer yoktu. Bugün her yer bitti de bir tek otobüs parkının simitçisi mi kaldı?
Aslında düşündüğünüz zaman mekânın çok da fazla önemi yok. Önemli olan hafta sonu evde olmamamız. Dosta düşmana karşı hangimiz gidip de “Ben bu hafta sonu hiç evden dışarı çıkmadım.” diyebiliriz? Allah korusun “uyuz” diye yaftalarlar vallahi. Hayatındaki en büyük gurur kaynaklarından biri futbol takımları olan bir toplumda, hafta sonu (dışarlarda) önemli ve havalı bir şeyler yapmak da en az futbol kadar önemli bir konudur.

Arkadaşınızın birine, “Bu hafta sonu gel de bir iki opera dinleyelim, sonra da televizyonda Namibya’daki hayat ile ilgili bir belgesel izleriz.” deseniz, ne cevap alırsınız? Cevabını ben vereyim. Sizi yetkili mercilere şikâyet eder, bir müddet sonra da amcalar gelip sizi alıp götürürler.

Gezmek, dolaşmak hayatımızın olmazsa olmazı ama emin olun mutluluğun tek adresi sokaklar değil. Kendi evimizde kendi başımıza da mutlu olabilmeyi becerebilmemiz lazım.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…  

14 Mayıs 2015 Perşembe

Tek Başına

Günaydın Dostlar,

Sizlerin de bildiği gibi, sabah bilgisayarın başına oturduğumda aklıma ne konu gelirse o konuyu yazıyorum. Genelde durum böyle olmakla beraber,  bu sabah bir istisna oldu.
Sabah aklıma gelen konu, “Şarap Soğutucusu” idi ama daha sonra nasıl olduysa “Tek Başına” oluverdi. Tek başıma şarap içmeyi de sevmediğim düşünülürse nereden bu konuya döndüğümü ben de bilmiyorum. Bazı arkadaşlarım, oturup televizyonun karşısına tek başlarına içki içebilme işini çok güzel becerebiliyorlar ama ben de o kabiliyet yok.


Dün akşam televizyonda gördüğüm Soma’da tek başına kalmış 250 kadının ve 500 çocuğun bu durumda bir etkisi olduğu kesin. Böyle bir felaketten sonra deniz çekilip rüzgârlar dindiğinde gerçekten de tek başınasın.

Televizyon programında, “Çocuklar, tek başına yaşamak çok zor.” diye ağlayan yaşlı amca da beni etkilemiş olabilir.

Düşünüyorum da zaman zaman evde tek başıma kalmayı tercih etsem de genelde dışarılarda tek başıma bir şeyler yapmayı ben de çok sevmem. Mesela tek başıma bir restorana gidip, oturup yemek yediğimi düşünemiyorum. Babam tek başına dışarıya yemeğe gitmeye bayılırdı ama benim o yönüm hiç gelişmemiş.
Bazen restoranlarda tek başına yemek yiyen amcaları, teyzeleri görüyorum ve nasıl keyifle yediklerini görünce içimden “Aferin size.” diyorum. İçkisiyle, yemeğiyle, tatlısıyla o kadar güzel yiyorlar ki çok keyif aldıkları çok net olarak belli oluyor.
Tek başıma bir yerlerde yemek yemişsem ya iş seyahatindeyimdir ya da bir yerden bir yere giderken “Hemen şurada çabucak bir şeyler yiyeyim.” diye düşünerek restoranın birine girmişimdir. Onun dışında evimde yemeyi tercih ederim.

İş seyahati demişken seyahatlerde de tek başıma gezmeyi sevmiyorum. Birçok arkadaşım turlarla veya diğer yollarla bulundukları şehirleri geziyorlar ama böyle bir şey hiçbir zaman benim içimden gelmiyor. Tek başına resim bile çekemezsin. O zamanlar daha öz çekimler icat edilmemişti. O imkân olsaydı belki ben de denerdim.

Tek başıma sinemaya, tiyatroya da gitmem. Zaten çok fazla sinemaya gitmeyen bir insanım, bir de kalkıp tek başıma mı gideceğim? Tek başıma gitmememin nedeni dışarıya nasıl görüneceği konusu da değil. Yay burcu bir insan olarak (hatta yükselenim bile Yay) insanların ne düşündüğü konusuna çok fazla takılan bir insan değilim.
“Adama bak kıro gibi tek başına gelmiş.” diyecekler diye bir derdim olmasa da yine de bu tip yerlere tek başıma gitmek hayatta içimden gelmez.

Kendi kendine yetebilen ve tek başıma da gayet keyifli saatler geçirebilen bir insanım aslında ama tek başına yemeğe, tiyatroya, sinemaya vb. gitme alışkanlığım gelişmemiş. Belki de küçüklükten beri her zaman etrafımda çok fazla arkadaşım, dostum olduğu için “tek başına” durumuna fırsat kalmamış olabilir.

Bu durumun tek istisnası spor müsabakalarıdır. Küçüklüğümden beri futbol, basketbol, voleybol maçlarına sık sık tek başıma gitmişliğim vardır.

Geçmiş yıllarda tek başıma gidip birazcık kafamı dinlediğim bir diğer yer de tren istasyonlarıydı. Fırsat olunca halen de gidip, bir kahve içip yarım saat kadar trenlerin dünyasında günlük sorunlardan, streslerden uzaklaşmayı severim.
“Tek başına” bir ruh halidir ve kendini nasıl hissettiğin ile alakalı bir konudur. Bazen etrafındaki yüzlerce insana rağmen kendini yalnız hissedebilirsin. Bazen de herkes vardır ama o yoktur. Kimse onun yerini dolduramaz ve sen tek başınasındır.

İster sesiz parkta tek başına minik bir çiçek ol ister milyonların karşısında kürsüde, Allah kimsenin kalbine “tek başına” hissini doldurmasın ve sevdiklerinizi yanınızdan eksik etmesin.
Şarap soğutucusu mu? O başka bir sabaha kaldı.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…