Gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2016 Çarşamba

Lütfen Yardım Edin

Günaydın Dostlar,

Hayat sokaklarda. Sokaklarda dolaşırken yaşamadığınız tecrübe kalmıyor. Ben çok fazla sokaklarda dolaşmayı sevmiyorum ama sabah yürüyüşleri sırasında karşıma çeşit çeşit konular çıkıyor. Bazıları güldürüyor, bazıları da üzüyor.
Yaşadığım en ilginç gelişmelerden biri de geçen hafta sonu Ankara’da karşıma çıktı. Emek Mahallesi’nin sessiz sokaklarında ilerlerken, bir bayanın bir türlü arabayı sokağın başından hareket ettirip caddeye dönemediğini fark ettim.


İlk aşamada araba düz vites olduğu için, yolda da hafif bir yokuş olduğu için teyzemin bir türlü arabayı kaldıramadığını düşündüm. Yolun sağ tarafında da arka arkaya taksiler duruyordu. Bir anda yaşı benden en az on yaş küçük olan teyze “delikanlı” diye bana seslendi. Arkamda, sağımda solumda kimseyi göremeyince mecburen “Buyurun.” diye cevap verdim.

Son derece şık işkadını kıyafetindeki teyze, büyük bir nezaketle, “Lütfen bana yardım eder misiniz, kalp krizi geçiriyorum.” dedi. On beş saniyelik bir şoktan sonra kadıncağız tekrar konuştu. “Lütfen arabamı buraya park edip taksiyle beni hastaneye yollayın.” diye devam etti.

Tam ben kapıyı açtığım sırada sağ olsunlar taksi durağındakiler ve etraftakiler de geldiler. Kadıncağızı çıkarıp taksilerin bir tanesine götürürken başka bir arkadaş da arabayı park etti. Arabanın anahtarını çantasına koyduk ve taksinin arka koltuğuna bindirirken teyzemin son derece bunaldığını ve boncuk boncuk terlediğini gördüm.

Taksiye bindirdik bindirmesine ama tek başına da yollayamayız. Tam “Kim gitsin?” diye konuşurken aynı sokaktan bizim teyzeyi tanıyan bir anne ve kızı belirdi. Teyzem de onları gördüğüne memnun oldu ve son anda acilen taksiye binerek hep beraber gittiler. Benim tahminim teyze evinden daha yeni çıkmıştı ve bu iş başına geldi. Yoldan gelenler de (muhtemelen komşularıydı) ayrı bir şaşırdılar. “Ne oldu?” diye sorup durdular ama teyzem onlara cevap vermedi. Daha doğrusu verecek hali kalmadı. “Bilmem ne hanımcığım ne oldu, iyi misin?” derlerken teyzemin ismini de söylediler ama ben o kargaşada ne olduğunu anlayamadım.

Benzer bir olayı da yıllar önce Amerika’da yaşamıştım. Yolun ortasındaki dönme şeridinden bir türlü dönemeyen bir amca, elini camdan çıkararak beni çağırmıştı. Yanına gittiğimde de “Kalp krizi geçiriyorum, hemen bir ambulans çağırabilir misiniz?” diye fısıldamıştı.
O zamanlar iş daha zordu. Ne cep telefonu var ne de başka bir şey. Hemen yakındaki bir emlak ofisine grip ambulans çağırmalarını söylemiştim. Amcanın yanına döndükten beş dakika sonra da ambulans gelmişti.
Birtakım sıkıntılar yaşarken bana “delikanlı” deme zarifliğini gösteren bu teyzeye gerçekten ne olduğunu bilmiyorum ama böyle bir durumda bir insan ancak bu kadar sakin ve zarif olabilirdi. Teyzem gerçekten mi kalp krizi geçirdi yoksa bir mide spazmı mıydı bilmiyoruz ama ömür boyu bir daha hiç görmeyeceğim bir insanla hayatımın en ilginç anlarından birini yaşadım.

Bu yaşananları anlattığım bir arkadaşım da “Aslında numara da olabilir.” dedi ama yarım asırlık tecrübemle bana pek de numara gibi gelmedi. Bu devirde hiçbir şeyden tam olarak emin olamayız fakat gerçekten ortada sıkıntılı bir durum var gibi duruyordu.

Bizler iyi niyetimizle elimizden geleni yaptık. Şeytanın bile aklına gelmeyecek başka birtakım senaryolar oynandıysa o durumu da Allah’a havale ediyorum.
Bazen, yazılarım olmadık yollardan geçerek, hayalimizde bile canlandıramayacağımız yerlere ulaşıyorlar. Bir gün bu yazım da bizim teyzeye ulaşırsa belki gerçekten ne olduğunu o gün öğreniriz.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

6 Şubat 2016 Cumartesi

Ben Olmayınca...

Günaydın dostlar…

“İyiler erken gider,” diye boşuna söylememişler. Bu tezi doğru çıkarmak için sanki acelesi varmış gibi, kocaman kalpli bir adam da bu erken giden iyiler zincirinin kocaman bir halkası oldu.
Ben bu sözün sadece bir atasözü olduğuna inanmıyorum. Tıbbi bir açıklaması olduğunu düşünenlerdenim. İyilik misyonu ile doğmuş olan insanlar, zararlı şeyleri dışarı atıp rahatlayamadıkları için, kendi hayatlarını bitiriyorlar. İçlerinde sakladıkları şeyler, onları bir ömür törpüsü gibi eriterek bitiyor.


Evet, kalbi kocamandı ama bu kadar stres, üzüntü, kârlılık, satışlar, işten çıkarmalar gibi konular ona çok fazla geldi. Fabrika ayarları, insanlar için iyi bir şeyler yapmak için düzenlenmiş olan o kalp, insanları üzecek parametreleri taşıyamadı.

Hepimizi şaşkın ve üzgün bırakıp gitti. Böyle beklenmedik, sırasız, erken kayıplar karşısında; sanki birisi elektrik süpürgesi ile içimdeki havayı çekmiş ve bomboş kalmışım gibi bir şeyler hissediyorum. Bir akşamüstü şaka gibi başlayan bir haber, çok kısa bir süre içinde acı bir gerçeğe dönüştü.

Nedendir bilmiyorum ama yaşlandıkça terkedilişleri daha zor kaldırmaya başladım. Belki her gün görmeye alıştığımız şehit cenazelerinin içimizde yarattığı birikimden, belki de artık eşi, dostu en sık gördüğümüz yerin, cami avluları olmasındadır. Kim bilir belki de artık sıranın yavaş yavaş bizlere de yaklaşıyor olmasının yansıttığı gerçeklerin ufuktaki parlamasındandır.

Ataköy’ün sessiz sessizliğinde en çok telaffuz edilen laf, “Neden artık hep cami avlusunda görüşüyoruz?” sorusuydu. Bizle beraber etrafımızdakiler de yaşlandı da ondan. Ben yarıyı geçtiğimi biliyorum. Sadece ne kadar geçtiğimi bilmiyorum.

İşin bir diğer acı yanı da, artık yüreğimizde kalan yaraların iyileşmiyor olmasıdır. İçimizde bir yerlerde sızlayan yaralar, her kaybettiğimiz dostumuzla beraber tekrardan kıpkırmızı bir ırmak gibi kanamaya başlıyor.
Cami avlusunda son görevimizi yerine getirmek için beklerken, bütün kaybettiklerimiz bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Rahmetli dedemden tutun da, minicik çok güzel bir kıza kadar çok uzun bir film bu. Hayatımızdaki iyilerin birçoğu bizi bıraktılar, gittiler. Onlar artık Hulusi Kentmen ile sohbet ediyorlar.

Son görev ortamlarının en çok kullanılan cümlelerinden biri de, “Görüyorsunuz işte, bu yalan dünyada hiçbir şeyi kendimize çok da dert etmememiz lazım,” cümlesidir. O anki üzüntüyle sık sık tekrarlanan bu cümle, daha merhumun yedisi çıkmadan unutulur gider ve her zamanki koşuşturmamıza geri döneriz.

Bir bakıma da devam etmek zorundayız. Üzüntümüz içimizde baki ama bir yandan da hayatın acı parametreleri kılıçlarını çekmişler, karşımıza dikilmişler bizi bekliyorlar. Gidenler için de, kalanlar için de yaşamamız gerekiyor.

Tabi ki, en yakınlar hiçbir zaman unutmayacak ama her gün hayatımızın bir parçası olan konuların ve insanların birçoğu, artık burada olmadığımızı hiç bilmeyecekler…
Allah, herkese sevdikleriyle beraber uzun ömürler versin.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…