Gezi Parkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi Parkı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2014 Pazartesi

Anlamadığım Tek Şey...

Günaydın dostlar...

Her gün birçok şey görüyoruz, birçok şey duyuyoruz, birçok şey yaşıyoruz. Bir kısmına katılıyoruz, bir kısmı da hiç aklımıza yatmıyor. Hatta bir kısmından da nefret ediyoruz. Aynı düşüncede olsam da, olmasam da birçoğunun neden yapıldığını ve arkalarındaki hikayeleri anlayabiliyorum.

Az anlıyorum, çok anlıyorum ama anlıyorum. Anlamadığım tek şey, yeşil düşmanlığı.
 
Her sabah yeni bir yeşile saldırı haberiyle uyanıyoruz. Zaten kıç kadar yeşil alanı olan bir ülkede, büyük bir süratle yaşanan yeşil alanları yok etme yarışını bir türlü anlayamıyorum. Bir bakıyorsun Gezi Parkı’nda bir ağacın kökleri dışarı çıkarılmış, bir bakıyorsun zeytinlikler kesilmiş, bir de bakıyorsun Validebağ korusuna iş makinaları girmiş.
Nedir bu yarış ben anlamıyorum. Anlayan varsa bana da anlatsın.

Deniliyor ki, bunun nedeni rant kavgası. Öyle bile olsa, az miktardaki yeşil alandan başka rant sağlayacak başka yer kalmadı mı? Ya da en değerli araziler bu yeşil alanlar mı?

Ülke çorak, ülke kuru ve çok yakında susuz kalması beklenen ülkelerin başında geliyor. Bütün bu gerçekleri bile bile, nasıl yeşil alanları süratle yok ettiğimize inanamıyorum. Çok yakın gelecekte, su dünyadaki en pahalı emtialardan biri haline gelecek. Bu gerçek gözümüzün önündeyken, ülkeyi çorak ve susuz bırakma çabası ne içindir?

Anadolu’nun birçok bölgesinde kilometrelerce gidiyorsunuz ve bir tek yeşil alana rastlamıyorsunuz. Bölgelerin birçoğunda doğru dürüst bir yeşillik kalmamış. Her zaman güzel yeşil ormanlarından söz ettiğimiz Doğu Karadeniz’in bile görüntüsü korkunç. Çarpık yapılaşma her şeyi almış götürmüş. Her hangi bir yerde bir tepeye çıkıp ta sahile doğru bakarsanız ne kadar çirkin bir görüntü olduğuna şahit oluyorsunuz.

Güneydeki, turistik bölgelerdeki ormanlarda tek tek yok oluyorken, bu ülkeye nasıl yağmur yağacak. Benim balkondaki saksılar mı çekecek yağmur bulutlarını?
Bu konudaki kangren olmuş konular yılda iki kere yemeklerden önce karşımıza çıkarılıyor. Gezi Parkı, Göztepe Parkı, gibi konular hiç gündemden düşmüyor. Yıllardır insanlar her gün bir yerlerde yeşil koruma telaşına düşüyorlar. Ülkede, ağaçları koruma seferberliği yapmamış insan kalmadı. Daha iki gün evvel, Sarıyer ormanlarını korumak için çağrı yapıldı.
Gezi parkı demişken, konunun yeniden hafif, hafif ısıtılması da enteresan bir gelişme. Konu Topçu Kışlası’nın yeniden gündeme gelmesi çabalarımı, yoksa herkes Gezi Parkı’na fokus olmuşken, başka bir konu mu gündeme gelecek, onu da Allah bilir. Belki de, bir de kış şartlarında deneme süreci planlanmış olabilir. Yazın insanların sokağa çıkıp uzun saatler sokakta kalması mümkün ama kışın daha zor.

Her arkamızı döndüğümüzde yeni bir yeşil alan yok ediliyor. Sadece rant kavgası yüzünden gelecek nesillerin yaşamı ipotek altına alınıyorsa, “Yazıklar olsun diyorum.” Başka da bir şey demiyorum…

Çocuklarım, torunlarım bana, “Neden iki ağaçta bizler için bırakmadınız?” diye sorduklarında, onlara ne cevap verebileceğimi gerçekten bilmiyorum.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Hepsi Öldü...

Eskişehir’de, Gezi Parkında ağaçlar kesilmesin protestosuna katıldı, sokak arasında döve döve öldürüldü.

Ankara’da, rastgele açılan ateş sonrası, 3 metre mesafeden başından vurularak ölen kardeşimizin ne anarşistliği kaldı, ne vatan hainliği. Oysa ortada tek bir gerçek vardı, o artık yaşamıyordu, o öldü.
 
Adana’da, amirinin, “git olaylara müdahale et” dediği polis kardeşimiz köprüden düştü öldü. Mustafa’da bizimle değil artık.
Antakya’da ki direnişte polis tarafından başından vurulan Cömert kardeşimizde yok artık. O da öldürüldü.

Ümraniye’de, gözü dönmüş insanların taksi ile kalabalığın içine dalması sonucu, Ayvalıtaş’da rahmetli oldu. O da öldürüldü.

Lice’de, protesto sırasında hayatını kaybeden kardeşimizin nasıl öldüğünü kimse bilmiyor. Tek bildiğimiz, Yıldırım kardeşimiz de öldürüldü..
 
Ben bir koşu gider ekmek alır gelirim dedi, ekmeği aldı ama yüzüne isabet eden ve çenesini ve burnunun kıran, bir gaz fişeği yüzünden eve dönemedi, 15 yaşında öldürüldü.
15 yaşındaki kardeşimin cenaze töreninden sonra karşıt görüşlü gruplar arasında çıkan kavgada genç bir hemşerim hayatını kaybetti. O da öldürüldü.

Şırnak’ta, yakılan polis arabası az daha Zeynep polise ve arkadaşlarına mezar oluyordu. Vücutlarının birçok kısmında yanıklarla canlarını zor kurtardılar.

Hiçbir emniyet tedbiri alınmadan, insan hayatına değer vermeyen, sadece sonuç odaklı bir zihniyetle yeraltı cehennemlerine sokulan kardeşlerimiz, bir daha güneşi göremedi. 301 madenci kardeşimiz öldü.
 
Araçlarının içinde diri, diri yakılmaya çalışılan polisler, gömlekleri yanarken kendilerini güçlükle dışarı atıp canlarını zor kurtardılar. Canını kurtaran polislerin etrafa saçtığı kurşunlar, gitti yakınının cenazesine katılan zavallı Uğur’u buldu. Uğur öldü…
Uğur’un ölme haberi, olayları ateşledi ve atılan bir parça tesirli ev yapımı bomba, oradan geçmekte olan bir hemşerimi daha aramızdan aldı. O da öldürüldü.

Biliyor musunuz, bu ölümlere neden olanların birçoğu, bizim aramızda yaşıyor, işine gidip geliyor ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ediyor. Vicdani rahatlık açısından da, en ufak bir sorunları yok.

İnsanlık mı dediniz? O da öldü…

13 Mart 2014 Perşembe

Herkes Geldi

Günaydın Dostlar,

Gördün mü Berkin? Senin için herkes geldi.

Hepsi senin için geldi. Büyüğü, küçüğü, kadını, erkeği, her ırktan, her dinden insan geldi. Uzaktan geldiler, yakından geldiler ama hep geldiler. Dün Türkiye’de herkes Berkin olmuştu. Barış Manço, Türkan Saylan, Bülent Ecevit, Hrant Dink için bir araya gelen sonu başı görünmeyen kalabalıklar dün senin için bir araya geldi.
 
Biliyor musun küçük dev adam, uzun yıllardır görmediğimiz şekilde insanları bir araya getirdin. Politikacılar, gazeteciler, sanatçılar, kendini sanatçı zannedenler, dün söylediğini bugün hatırlamayanlar, her kesimden insan hepsi oradaydı. Senin de mutluluk gözyaşlarıyla izlediğin gibi en önemlisi kardeşlerin, öğrenciler oradaydı. Bu kadar öğrenci, senin için ve senden ayrılmak istemedikleri için sokaklardaydı. Hepsi sana geldi.

Sen artık benim oğlumsun, bizim oğlumuzsun. Annene, “Sen dur anne, ben bir koşu gider ekmeği alır gelirim.” dedikten sonra neden gelemediğini sorguluyoruz hepimiz. Bugün kimse iş yapmak istemiyor, kimse ders yapmak istemiyor. Herkesin tek bir arzusu var, o da senin yanında olmak.
Biliyorum üzüleceksin, hiç de böyle olmasını istemezdin ama insanlar üzgün, insanlar kızgın. Senin çok erken yaşta, aramızdan ayrılmanı kabul etmek istemiyorlar. İnsanlar evlerinde oturamıyor, duvarlar üzerlerine geliyor. Herkes yurdun dört bir yanında senin için sokaklarda. "Neden yaptınız bunu Berkin’e?" diye haykırıyorlar. Kimse provokasyonculara zemin hazırlamak istemiyor ama insanlar öfkeli ve adalet istiyorlar. Bir türlü gelmeyen adalet insanları yaralıyor, öfkelendiriyor ve sisteme olan güvenleri kayboluyor.

Sana bunu kimin yaptığını bilmek istiyorlar. Seni bizlerden kopartan o hain fişeği kim attı? İnsanlar bunu bilmek istiyor. İnsanların üzerine atılmaması gereken bir açıda atılan bu fişek, görgü tanıklarının da söylediği gibi bilerek ve hedef alınarak sana mı atıldı yoksa o gün senin günün müydü minik kardeşim? Sana isabet etmese başka Berkin’e mi isabet edecekti acaba?

Sana bunu yapan polisin ne yaptığını bilmiyor olma ihtimali var mı? Bütün söylenenlere rağmen ben bir polisin bilerek ve isteyerek ve de nişan alarak bu fişeği sana attığına inanmak istemiyorum. Bir yerlerde halen bir insanlık, bir normallik aramaya çalışıyorum. Yoksa kime isabet edeceği umurunda olmadan ateşlediği fişek gelip seni mi buldu bebeğim? Sen 10 cm önde olsan belki de arkadaki apartmanın köşe duvarında mı patlayacaktı o adressiz fişek? Sana bunu yaptığını bilen veya bilmeyen polis memuru belki de bugün orada mıydı acaba? Belki o da üzgün, kızgın mıydı? O da içinden "Kim neden yaptı bunu?" demiş olabilir mi?
Hepimiz biliyoruz ki ateş düştüğü yeri yakar. Annenin, babanın, yakınlarının acısını bizler ne kadar paylaşıyoruz desek de paylaşamayız ama şunu bil ki sen hepimizin içini yaktın. Böyle bir günde tek teselli bulduğumuz şey, sana gösterilen yoğun ve samimi sevgi. Senin o 16 milyon tonluk kocaman yüreğini milyonlar taşıdı bugün.
Bu akşam amca kızdı, inatlaştı senin için karanfiller bırakmamıza yine müsaade etmedi ama olsun be Berkin, sen artık 75 milyonun kalbinde açan bir çiçeksin.
Keşke hiç kimse gelmeseydi, sen de bizi hiç terk etmeseydin. Seni hiç unutmayacağız güzel çocuk.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…