Akademik Başarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Akademik Başarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2016 Perşembe

Başarı

Günaydın Dostlar,

Etrafımdaki herkes büyük bir yarış içinde. Çocuklarını yüksekokullara ve daha sonra gelecek olan iş hayatına hazırlayabilmek için zavallı annelerin, babaların yapmadıkları kalmıyor. Maddi, manevi bütün imkânlarını ortaya döküyorlar.
Kimimiz bu uğurda iki ev parası harcıyoruz, kimimiz de oradan buradan kısıp gerekirse aynı ayakkabıyı on sene giyerek çocukları okula yolluyoruz. Herkes inanılmaz ve acımasız bir yarışın içinde.

Yarışanlar kim? Bir numarada anneler var. Kesinlikle bu yoldaki en hırslı kişiler anneler. Çocuklar daha yolun başına gelmeden anneler yolun yarısına koşuyorlar. Babalar da hırslı ama annelerin hırsı ile mukayese bile kabul etmez. Doğru tahmin ettiniz, en az hırslı olan da çocuklar.
 
Akademik yönü güçlü olan çocuklar okul hayatında başarılı oluyorlar. Hele bir de hem çalışkan hem de zeki iseler onları kimse durduramıyor. En iyi okullardan en iyi derecelerle mezun oluyorlar.
Çocuk okulu bitirdikten sonra iş yine anne babaya düşüyor. Okullara yatırdığınız parayı bin yıl içinde geri alabilmeniz için çocuğu bir yerlerde işe sokmanız gerekiyor. Bunu nasıl başaracaksınız? Türkiye’deki diğer bütün konularda olduğu gibi tabii ilişkileriniz sayesinde. Ahmet amcaya rica edeceksiniz, Ayşe teyzenin tanıdığına soracaksınız ki çocuk bir yere girebilsin.

Bu korkunç yarışın içindeki çocukların çalışmak ve testlere hazırlanmak dışında başka hiçbir şey için vakitleri kalmıyor. En büyük ilişkiler okul yıllarında başlar ve seni bütün iş hayatın boyunca taşır. Hele de bizim ülkemizde bu parametrenin önemi çok büyüktür ama gelin görün ki bizim zavallı, testlere programlanmış çocukların arkadaşla filan uğraşacak zamanları kalmıyor. Bilgisayar oyunları oynamayı arkadaşlarla vakit geçirmekten daha çok sever bir hale geldiler.

“Ben odaklı” ve fabrika ayarları şahsi başarıya ayarlanmış olan çocuklar, iş hayatına başladıkları zaman muazzam bir bocalama geçiriyorlar. Birileri bu çocukların karşısına çıkıyor ve takım olmaktan filan söz etmeye başlıyor. Çocuk şokta. Ne takımı kardeşim? “Ben birinci olmaya geldim buraya, bana değer katmayacak hiçbir işin de içinde olmam.” diye söylenmeye başlıyor.

Okul yıllarında ilişkilerini geliştiremeyen apartman çocukları, her türlü ilerleyişin ilişkiler sayesinde yürüdüğü iş ortamında bocalayıp kalıyorlar. Dünyanın en iyi işini de yapsa kendi dünyasında yaşadığı ve de ilişkiler halkasına dâhil olamadığı için hiçbir yere varamıyor. Kendi varamadığı gibi her akşam beraber takılan insanların sürekli olarak yarış arabası gibi yanından geçip gittiğini görüyor.

Sen istediğin kadar “Ben ondan çok daha başarılıyım.” diye kıçını yırt. Sen çalışırken diğerleri rakı masalarında işleri bitirdiler bile. Sen, bütün gün çalışarak sağladığın bin gramlık başarıyı kimselere anlatamazken diğerleri yemek masasında bir gramlık başarılarını arka arkaya beş kez anlatıyorlar. Bütün okul süreci boyunca çok başarılı olmuş olan çocuk bir darbe daha yiyor. Millet ilişkilerini geliştirirken o bir tane daha soru çözmüş ama günümüzün iş hayatında bir işe yaramıyor.
İş hayatında, düzgün iş yapmak çok önemlidir ama başarılarını çeşitli ortamlarda anlatabilmek, sunabilmek yaptığın işten çok daha önemli bir parametredir.

Anadolu takımlarında gol kralı olduktan sonra Fenerbahçe’ye gelip sıradan bir oyuncu olmanın psikolojisini kaldıramayan futbolcular gibi ortada kalıyorlar.
Sevgili Muhtar Kent’in “Bugün iş hayatındaki başarının %70’i ilişkilerden geçer.” dediği söylenir. Doğru mu bilmiyorum ama söylememişse bile bu düşünce çok doğru bir tespittir.
“Ben kendi işimi yaparım, eşek gibi de çalışırım, müdür olurum.” Güzel diyorsun da sevgili kardeşim, senin bu yaklaşımla ilerleme şansın %15’den fazla değil. İç ilişkiler halkasına dâhil olmadığın için ilerleme konusu gündeme geldiğinde senin adın bile geçmez.

Bizim çocukluğumuzda “Çok düzgün bir insan, evinden işine gider, akşam da iş çıkışı hemen evine döner.” gibi bir tarif vardı. Genelde erkekler için kullanılan bu tarif iyi bir şeydi. Mazbut aile babası imajı o devirlerde para ederdi.

Üzülerek söylüyorum ki bu devirde beş para etmez. Herkes toplanmış yemek yerken sen evinde oturuyorsan müdür de her akşam bir arada olanlardan biri olur, sen de evinde oturmaya devam edersin.
İlişkilerin Amerika’da da iş hayatında büyük rolü vardır ama bu topraklarda hemen hemen bütün işler ilişkilerle dönüyor. Okullar çocukları akademik olarak hazırlıyor ama değişen pazar şartlarında ilişkiler için de bir şeyler yapmalılar. Şehir hayatının getirdiği bireyselleşmeler, çocukları başarının elektronik bir oyunda beş gol atmak olduğunu düşünmeye itiyor. Bütün hayatını elinde tabletlerle geçiren çocuk da iş hayatına girer girmez ilk golünü yiyor.

Sevgili çocuklar, bu sabahki yazım size. Akademik başarı şart, yabancı lisan öğrenmek şart ama bunlara paralel olarak ilişkileri çok iyi yönetmek de şart. Otuz yaşından sonra ilişkilerinizi büyütemezsiniz. En uzun ilişkiler okul ilişkileridir. Hemen belirteyim, bu yaz ben liseden mezun olalı tam kırk sene geçmiş olacak ama ben halen lise arkadaşlarımla büyük bir sevgi ile görüşüyorum.
Bunu yazarken de “Gidin ona buna yılışın.” demek istemiyorum. Düzgün, seviyeli, akıllı ilişkilerden söz ediyorum. Bir gün bir iş yerine girdiğinizde hiç beklemediğiniz bir anda okul arkadaşınızın karşınıza çıkması kadar güzel bir şey yoktur. Ortak bir geçmişiniz olan insanlarla her zaman daha rahat konuşursunuz.

Gençler, unutmayın diye bir daha tekrar ediyorum. Bugün iş hayatındaki başarının en az %70’i ilişkilere endekslidir.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

11 Mart 2015 Çarşamba

Kızlar Geliyor

Günaydın Dostlar,

Bunu bir sabah yazısı değil de erkeklere ufak bir uyarı yazısı olarak düşünelim. Geçen sene bu zamanlarda yazmış olduğum “Siz Bu Ülkenin Kadınını Yabana Atmayın” yazısında aynı konuyu işlemiş ve erkekleri uyarmıştım ama dün sabah gördüğüm minik bir örnek tespitlerimin ne kadar doğru olduğunu bir kere daha bana gösterdi…
 
Sevgili erkekler, annelerimiz bize ne kadar süper olduğumuzu, bulunmaz bir Hint kumaşı olduğumuzu sürekli anlatsa da sokağın gerçekleri hiç de böyle değil. Kardeşlerim sizleri bir kere daha uyarıyorum, biz kasıla kasıla enerjisiz bir şekilde otururken kızlar son hız koşuyorlar.
Bizim tek işlemcili beynimizin kızların aynı anda birden fazla işi hakkını vererek yapan beyinleriyle başa çıkmasının mümkün olmadığını biliyorduk ama bilhassa akademik olarak durum düşündüğümüzden de daha vahim.

Geçmişte işe eleman alırken yapılan müzakerelerde ve yabancı dil sınavlarında son yıllarda kızların erkeklerden çok daha başarılı olması zaten dikkatimizi çekmeye başlamıştı ama adını koyamamıştık.


Düşünün ki bütün bu başarılar üstelik kızların son derece okul ortamından uzak tutulmaya çalışıldığı bir coğrafyada geliyor. Demek ki bir de herkes eşit şartlarda okula gidebilse, aileler kızları okullardan uzak tutmasalar erkeklere gidecek okul kalmayacak.

Bütün bunlar iyi güzel ama dün tam olarak ne oldu? Sevgili öğretmenlerimizin talebi üzerine dün sabah daha tavuklar uyanmadan Eyüboğlu Koleji’ne gittim. Benim babam okulun mahallesini bile bilmezdi, biz okulda yaşanan her konuya hâkimiz ama neyse o konuyu şimdilik bir kenara bırakalım.

Malum erken gitme huyum olduğu için orada beklerken gözüme bir kütük ilişti. Sonra gidip daha yakından baktığımda okul birincilerinin isimlerinin minik plâketler halinde çakılı olduğunu gördüm. Dikkatimi çeken şey isimlerin hemen hemen hepsinin kız ismi olmasıydı. Üşenmedim saydım. Kütüğün üzerinde 26 tane isim vardı ve bunların sadece dört tanesi erkek ismiydi.
 
Eyüboğlu, İstanbul’un çeşitli yerlerinde okulları ve binlerce öğrencisi olan oldukça büyük bir eğitim kuruluşu. Bu kadar çok öğrencisi olan bir okulda 26’da 4 gibi bir oranın biz erkekler açısından alarm verici bir durum olduğunu düşünüyorum.
Sevgili kardeşlerim, okula başladığınızda ve iş hayatına atıldığınızda kimse sizi benim aslan oğlum diye şımartmayacak. Evin gerçekleri bitip de sokağın gerçekleri başladığı zaman aradığımızı bulamıyoruz ve sonra işi hırçınlığa döküyoruz.

Dün akşam minik bir köyde yapılan bir programda ilkokul öğrencilerine mikrofon uzatıp büyüyünce ne olmak istediklerini soruyorlardı. Oğlanlardan sadece bir tanesi ben polis olmak istiyorum diyebilirken kızların hepsi cevap verdi ve büyük bir enerjiyle, doktor, hâkim, avukat, mühendis ne varsa sıraladılar.

Yukarıda da belirttiğim gibi ister inanın ister inanmayın ama kızlar geliyor. Kızlar daha cesur, daha iş bitirici, daha azimli ve daha motiveler.
Sık kullandığım bir laf vardır. “Her şeyi aşarsınız, erkekleri aşarsınız ama siz bu ülkenin kadınını aşamazsınız.” derim. Gerçekten de aşamazsınız zira kızlar güçlü geliyor.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın.