Müdür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müdür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2019 Cuma

Yönetici Olmak

Günaydın Dostlar,

Hepimiz ilerlemek ve belirli mevkilere ulaşmak istiyoruz. Hepimiz yönetici, müdür, direktör, genel müdür olmak istiyoruz. İsmimizin yanında güzel bir unvan yazsın istiyoruz ama “Ben gerçekten bu unvanı hak ediyor muyum?” diye de hiç düşünmüyoruz.
Biz düşünmüyoruz da her zaman hak edenler mi ilerliyor? Kesinlikle hayır. Genellikle hak etmeyenlerin ilerliyor olması, günümüzdeki şirket içi mutsuzluğun en büyük nedenlerinden bir tanesi. Hak eden sabahtan akşama kadar çalışırken diğerleri sigara odalarında, kahve muhabbetlerinde, boş ortamlarda işi bitiriyor.


Geçen ay bir sohbet esnasında iş arayan genç bir arkadaş bana “Çalışkanların, sürekli olarak ortada boş boş gezenlerin ilerlemesini seyretmek kaderleri midir?” demişti. Galiba biraz öyle görünüyor. Bugünün iş dünyasında (doğru ve adil olmasa da) kulis yapmanın ağırlığı çok çalışmaktan çok daha fazladır.

“Her şey adil olsaydı her zaman çalışkanlar ilerlerdi.” diyebilir miyiz? Kesinlikle diyemeyiz. Çalışkan olmak çok önemli bir parametre olmakla beraber, kesinlikle yeterli değil. O masayı taşıyabilecek yetkinliklerinin, becerilerinin, tahsilinin, tecrübesinin olması da şart. Her şeyden önce de bir liderlik ruhu olması gerekiyor. Sadece çalışkan olduğu için bir insanı bir masaya oturtmak çok büyük bir hata olur. Ne kendini ne masasını ne de kendine bağlı çalışanları bir milim öteye götüremez, haklarını koruyamaz.

Ne yazık ki günümüzde şirketlerin birçoğu iyi iş yapan, masaya değer katan, liderlik ruhu olan, tecrübesi olan insanları değil de denileni yapacak insanları masalara atıyorlar. Buradaki genel düşünce yapısı da “Senin aklına veya katacağın değere ihtiyacımız yok (biz her şeyi biliriz), biz otuz senedir böyle yaptık, sen denileni yap yeter.” Denileni yapan, geniş düşünemeyen, hiçbir konuda fikir yürütmeyen, karşı çıkmaktan korkan, ileriye yönelik bir vizyonu olmayan insanlar şirketlere yol aldıramadıkları gibi kendi masalarının da önemini azaltırlar.

Neden böyle yapıyoruz? Belli bir fikri olan, sesi çıkan, dik duran, bir şeyler yapmak isteyen insanlarla uğraşmak zor da ondan. Bu tipler herkes gibi sessiz ve pasif oturamazlar. Hep ileriye gitme, hep bir şeyler yapma arzuları vardır. Bu durum da yılların düzenini bozar, amirlerinin canını sıkar. Oturduğu masanın ağırlığını taşıyamayan amirlerin en büyük arzusu “Aman bir sorun çıkmasın, her şey yıllardır gittiği gibi gitsin.” ruh halidir.

Ne demişler? “Kayığı iskelede bağlı tutarsan güvende olursun ama okyanusun öbür ucundaki yeni kıtaya da varamazsın.”
Haklı veya haksız sonunda yönetici veya müdür olduktan sonraki en büyük meziyet müdür olmadan müdür olabilmektir. Yıllardır aynı seviyede oturduğun arkadaşlarınla bu yeni ilişki türünü yönetebilmektir. Düne kadar sana “Emin” diyen arkadaşların, bu sabah “Emin Bey” demeye başlamışlarsa sen bu işi yönetememişsin demektir.
Tabii yeni sorumlulukların var, üst yönetimin beklentileri var ama bütün bu parametreleri hiçbir şey değişmemiş gibi harmanlayıp aynı takım ruhuyla, aynı arkadaşlık ruhuyla devam ettirebilmemiz gerekiyor. Beraber çalıştığın bir arkadaşına “Ben müdürüm, dediğimi yapacaksın.” şeklinde bir cümle kuruyorsan sen müdür olamamışsın demektir, sadece unvanın değişmiş.

İş hayatında çok sıkça bu durumun tersi de oluyor. “Adama bak ya müdür olunca ….ü kalktı, artık eski samimiyetimiz yok.” eleştirileri de çok fazla oluyor. Bu yaklaşım da çok doğru değil. İnanın kimse kimseye durup dururken para vermiyor. Müdür olmuştur ama onun yanında bir sürü sorumluluk ve beklenti de beraberinde gelmiştir. Eskiden kendi yaptığı işin hesabını vermesi gerekirken şimdi bütün bir bölümün hesabını verecek.

Ben, iş unvanlarını ve dostlukları çok iyi ayırt edebilen bir insan olduğuma inanıyorum. Benim için iş zamanı unvanları paydostan sonra yerini arkadaşlıklara bırakır.
Her ne seviyeye yükselmiş olursanız olun, unvanınız her ne olursa olsun; bırakın unvanınız yükselsin, egonuz değil.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

14 Nisan 2016 Perşembe

Başarı

Günaydın Dostlar,

Etrafımdaki herkes büyük bir yarış içinde. Çocuklarını yüksekokullara ve daha sonra gelecek olan iş hayatına hazırlayabilmek için zavallı annelerin, babaların yapmadıkları kalmıyor. Maddi, manevi bütün imkânlarını ortaya döküyorlar.
Kimimiz bu uğurda iki ev parası harcıyoruz, kimimiz de oradan buradan kısıp gerekirse aynı ayakkabıyı on sene giyerek çocukları okula yolluyoruz. Herkes inanılmaz ve acımasız bir yarışın içinde.

Yarışanlar kim? Bir numarada anneler var. Kesinlikle bu yoldaki en hırslı kişiler anneler. Çocuklar daha yolun başına gelmeden anneler yolun yarısına koşuyorlar. Babalar da hırslı ama annelerin hırsı ile mukayese bile kabul etmez. Doğru tahmin ettiniz, en az hırslı olan da çocuklar.
 
Akademik yönü güçlü olan çocuklar okul hayatında başarılı oluyorlar. Hele bir de hem çalışkan hem de zeki iseler onları kimse durduramıyor. En iyi okullardan en iyi derecelerle mezun oluyorlar.
Çocuk okulu bitirdikten sonra iş yine anne babaya düşüyor. Okullara yatırdığınız parayı bin yıl içinde geri alabilmeniz için çocuğu bir yerlerde işe sokmanız gerekiyor. Bunu nasıl başaracaksınız? Türkiye’deki diğer bütün konularda olduğu gibi tabii ilişkileriniz sayesinde. Ahmet amcaya rica edeceksiniz, Ayşe teyzenin tanıdığına soracaksınız ki çocuk bir yere girebilsin.

Bu korkunç yarışın içindeki çocukların çalışmak ve testlere hazırlanmak dışında başka hiçbir şey için vakitleri kalmıyor. En büyük ilişkiler okul yıllarında başlar ve seni bütün iş hayatın boyunca taşır. Hele de bizim ülkemizde bu parametrenin önemi çok büyüktür ama gelin görün ki bizim zavallı, testlere programlanmış çocukların arkadaşla filan uğraşacak zamanları kalmıyor. Bilgisayar oyunları oynamayı arkadaşlarla vakit geçirmekten daha çok sever bir hale geldiler.

“Ben odaklı” ve fabrika ayarları şahsi başarıya ayarlanmış olan çocuklar, iş hayatına başladıkları zaman muazzam bir bocalama geçiriyorlar. Birileri bu çocukların karşısına çıkıyor ve takım olmaktan filan söz etmeye başlıyor. Çocuk şokta. Ne takımı kardeşim? “Ben birinci olmaya geldim buraya, bana değer katmayacak hiçbir işin de içinde olmam.” diye söylenmeye başlıyor.

Okul yıllarında ilişkilerini geliştiremeyen apartman çocukları, her türlü ilerleyişin ilişkiler sayesinde yürüdüğü iş ortamında bocalayıp kalıyorlar. Dünyanın en iyi işini de yapsa kendi dünyasında yaşadığı ve de ilişkiler halkasına dâhil olamadığı için hiçbir yere varamıyor. Kendi varamadığı gibi her akşam beraber takılan insanların sürekli olarak yarış arabası gibi yanından geçip gittiğini görüyor.

Sen istediğin kadar “Ben ondan çok daha başarılıyım.” diye kıçını yırt. Sen çalışırken diğerleri rakı masalarında işleri bitirdiler bile. Sen, bütün gün çalışarak sağladığın bin gramlık başarıyı kimselere anlatamazken diğerleri yemek masasında bir gramlık başarılarını arka arkaya beş kez anlatıyorlar. Bütün okul süreci boyunca çok başarılı olmuş olan çocuk bir darbe daha yiyor. Millet ilişkilerini geliştirirken o bir tane daha soru çözmüş ama günümüzün iş hayatında bir işe yaramıyor.
İş hayatında, düzgün iş yapmak çok önemlidir ama başarılarını çeşitli ortamlarda anlatabilmek, sunabilmek yaptığın işten çok daha önemli bir parametredir.

Anadolu takımlarında gol kralı olduktan sonra Fenerbahçe’ye gelip sıradan bir oyuncu olmanın psikolojisini kaldıramayan futbolcular gibi ortada kalıyorlar.
Sevgili Muhtar Kent’in “Bugün iş hayatındaki başarının %70’i ilişkilerden geçer.” dediği söylenir. Doğru mu bilmiyorum ama söylememişse bile bu düşünce çok doğru bir tespittir.
“Ben kendi işimi yaparım, eşek gibi de çalışırım, müdür olurum.” Güzel diyorsun da sevgili kardeşim, senin bu yaklaşımla ilerleme şansın %15’den fazla değil. İç ilişkiler halkasına dâhil olmadığın için ilerleme konusu gündeme geldiğinde senin adın bile geçmez.

Bizim çocukluğumuzda “Çok düzgün bir insan, evinden işine gider, akşam da iş çıkışı hemen evine döner.” gibi bir tarif vardı. Genelde erkekler için kullanılan bu tarif iyi bir şeydi. Mazbut aile babası imajı o devirlerde para ederdi.

Üzülerek söylüyorum ki bu devirde beş para etmez. Herkes toplanmış yemek yerken sen evinde oturuyorsan müdür de her akşam bir arada olanlardan biri olur, sen de evinde oturmaya devam edersin.
İlişkilerin Amerika’da da iş hayatında büyük rolü vardır ama bu topraklarda hemen hemen bütün işler ilişkilerle dönüyor. Okullar çocukları akademik olarak hazırlıyor ama değişen pazar şartlarında ilişkiler için de bir şeyler yapmalılar. Şehir hayatının getirdiği bireyselleşmeler, çocukları başarının elektronik bir oyunda beş gol atmak olduğunu düşünmeye itiyor. Bütün hayatını elinde tabletlerle geçiren çocuk da iş hayatına girer girmez ilk golünü yiyor.

Sevgili çocuklar, bu sabahki yazım size. Akademik başarı şart, yabancı lisan öğrenmek şart ama bunlara paralel olarak ilişkileri çok iyi yönetmek de şart. Otuz yaşından sonra ilişkilerinizi büyütemezsiniz. En uzun ilişkiler okul ilişkileridir. Hemen belirteyim, bu yaz ben liseden mezun olalı tam kırk sene geçmiş olacak ama ben halen lise arkadaşlarımla büyük bir sevgi ile görüşüyorum.
Bunu yazarken de “Gidin ona buna yılışın.” demek istemiyorum. Düzgün, seviyeli, akıllı ilişkilerden söz ediyorum. Bir gün bir iş yerine girdiğinizde hiç beklemediğiniz bir anda okul arkadaşınızın karşınıza çıkması kadar güzel bir şey yoktur. Ortak bir geçmişiniz olan insanlarla her zaman daha rahat konuşursunuz.

Gençler, unutmayın diye bir daha tekrar ediyorum. Bugün iş hayatındaki başarının en az %70’i ilişkilere endekslidir.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…