Almanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Almanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2016 Cuma

Okul Tatili...

Günaydın dostlar…

Dün sabah, çocukları Alman Lisesi’ne giden dostlarımızın paylaştığı haberler, bir anda İstanbul’un bütün gününü etkiledi.
Ne diyordu bu haberde? Güvenlik gerekçesiyle Alman Lisesi eğitime bir günlük ara vermişti. Bilhassa da Alman Konsolosluğu’nun civarında çok fazla dolaşmayın diyordu. Bilmiyorum ama böyle bir istihbarat aldıklarına göre, belki de konsolosluk da çalışmalarına bir günlük ara vermiş olabilir.


Emin’in açısından baktığınız zaman, bu olayın iki boyutu var.

Birincisi, çileli bir ülkede yaşayan insanlar olarak zaten çeşitli nedenlerle okulların kapanmasına alışığız. İki gram kar yağsa, hemen okullar kapanır. Geçmiş yıllarda, bilhassa Ankara’da, hava kirliliği yüzünden okulların kapanmasını da defalarca yaşamıştık. Eylül ayının başında da, turizmciler biraz iş yapsın diye okulları kapattık ama galiba o pek bir işe yaramadı.

Şu veya bu nedenle okulların kapanmasına alışığız ama terör korkusu yüzünden İstanbul’da okulların kapandığını ben hiç hatırlamıyorum. Bu nedenle Alman Lisesi’nin dünkü kararı İstanbul’da yaşayanlar için bir kırılma noktasıdır. Yıllardır dizi izler gibi, Cizre’deki okulların kapatılmasını izleyen bizler artık bu gibi faaliyetlerin İstanbul’un göbeğinde de olabileceğini anlamış bulunmaktayız.
Trafikte kalma korkusuyla okula gitmemek ayrı bir konu, okulda bir terör eylemi olabilir korkusuyla okula gitmemek çok ayrı bir konu. Çocuklar, “Okul neden kapalı anne?” diye sorduğunda, hiçbir anne baba, “kötü şeyler olma ihtimali varmış da ondan” demek istemez. Güneydoğu’da çok zor şartlar altında okula gitmeye çalışan çocuklarımızın Allah yardımcısı olsun.
Konunun ikinci boyutu da, diğer okullar ve işyerleri. Alman Lisesi, bir istihbarat aldı ve kendi mekânlarını kapattı. Anlayamadığım konu, burada bulunan diğer okullar ve diğer insanlar için tehlike yok mu? Tam olarak etrafta ne var hatırlamıyorum ama 200 metre ötede bir devlet okulu varsa, o okuldaki öğrenciler için bir tehlike yok mu?

Almanlar, bu istihbaratı nereden almıştır ve neye göre karar vermiştir? O bölge için bir eylem ihtimali varsa, o bölgedeki bütün binalar ve sokaklar için önlem alınması gerekmez mi? Devlet yetkililerinin çıkıp, ya “böyle bir istihbarat yok” demesi gerekiyor, ya da o bölgeyi tamamen kontrol altına alması gerekiyor.

Sonuçta, konuştuğumuz konu Almanlar. Dünyanın çalışkan ve ciddi bir milletinden bahsediyoruz. Rastgele veya kulaktan duyma laflarla böyle bir iş yapacak bir millet değil. Duyunca ne diyoruz? “Vardır bir bildikleri,” diyoruz.
Her zaman söylüyorum, korkmayacağız, cesur olacağız ama bir o kadar da akıllı ve uyanık olacağız. Böyle bir dönemde, Avrupa okullarının kararlarına göre değil de, hükümetimizden gelen bilgilere göre, hayatımızı şekillendirirsek, daha mutlu olacağız.
Bu olmadığı zaman, insan ikilemde kalıyor. Almanların haberi var, biz ayakta uyuyoruz gibi bir hisse kapılıyoruz. Belki de, bizimkilerin de haberi var ama vatandaşlarıyla paylaşmıyorlar, diye düşünmeye başlıyoruz.

En düşünmek istemediğimiz konu da, Almanların canı daha kıymetli, biz zaten her gün ölüyoruz…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

15 Nisan 2015 Çarşamba

SAP...

Günaydın dostlar.

SAP nedir? Yanlış hatırlamıyorsam “Systems Analysis and Program Development” kelimelerinin baş harfleri alınarak ortaya çıkarılan Almanya menşeli bir yazılım firmasının ismidir. SAP yazılımları ülkemizde de bilhassa büyük şirketler tarafından yıllardır kullanılmaktadır.   
Neden bir tek büyük şirketler SAP kullanıyor? Pahalı bir yazılım olduğu için ancak onlar bu paraları verebiliyorlar. Yazılımın bedeli var, kurma bedeli var (kurulması aylar sürüyor), insanları eğitme bedeli var; anlayacağınız bu yazılım ile ilgili simit bile yeseniz, o bile ayrı bir para.


CCI’da SAP yazılımını Türkiye’de ilk kuran şirketlerden biridir. Ana modüllerini 3 ay gibi kısa bir sürede kullanmaya başlayarak o zaman için bir kurulum rekoru kırmıştık. SAP bir Alman programı ve işleyiş şekli de tam Almanlara göre tasarlanmış.

Aslında güzel bir yapısı var. Örnek olarak, ilk önce siparişi onaylatıyorsun, sonra mallar geliyor ve ambarda girişleri yapılıyor, daha sonra da muhasebe bölümü faturaları girip ödemeyi yapıyor. Bunlardan biri yapılmadığı takdirde sistem bir sonraki basamağa geçmene izin vermiyor. Ambarda mal girişi yapılmadan muhasebe fatura girişi yapamıyor.

SAP’nin ve Almanların anlamadığı konu, bizim ne kadar yaratıcı olduğumuz konusudur. Bu programın kurulmasında Almanya’dan gelmiş, projeyi koordine eden bir kızcağız vardı ve her sabah bizim Anadolu çocuklarının yaratıcılığı karşısında kafayı üşütüyordu.

Çocuklardan biri bir sabah gelip, “Ben dün akşam mal girişi yapılmadan fatura girebilmenin yolunu buldum.” gibi bir yorum yapabiliyordu. Kız, nasıl diye sorduğunda da, “F8 tuşuna basıp, ay ışığının da tam bir dik açı ile gelmesini sağladığın anda kendi etrafında dönüp, kafanla da Ctrl tuşuna basarsan girebiliyorsun.” tipi açıklamalar geliyordu.

Kızcağız bütün bunlar karşısında şaşkına dönüyor ve bana “Ne yaparken böyle bir şeyi keşfetmiş olabilirler?” diye soruyordu. Bu tip örneklerin ardı arkası kesilmedi ve bizler her sabah kıza, “Söyle Almanya’da ki yazılımcılara bu tip şeyleri önlesinler.” diyorduk. O da bize, “Yapmayın kardeşim, böyle acayip şeyleri neden yapacaksınız ki?” diye cevap veriyordu.
Anlamaz ki, bilmez ki, bizim insanımız sever köşeleri kestirmeden dönmeyi.

Gelen malların irsaliye numaralarını sisteme girmeniz gerekiyor. Bunu neden yapıyorsunuz? Takip edebilmek ve de bir sorun olduğunda sorunun kaynağını bulup kolayca çözebilmek için. Sonradan öğrendik ki, ülkenin her yerindeki ambarlarda bizim çocuklar o kutucuğa 1 yazıp geçiyorlarmış. Zannedersiniz ki bu konuda bir prosedür yayınlandı. Neden 1 yazıyorlar? 5-6 haneli irsaliye numarasını girmeye üşendikleri için.

Haftanın sonuna kadar bu tip yüzlerce, binlerce örnek yazabilirim. En sonunda bir sabah kızı isyan ettirdik ve kız kalktı ayağa ve “Bana 500 tane delik kapatma önerisi ile gelmeyin.” dedi. İkinci cümlesi de, “SAP bir Alman programıdır ve insanların yapması gereken işleri, yapması gerektiği şekilde, yapması gereken zamanda yapacağı varsayımı üzerine çalışır.” dedi.

Biz Almana gidip, “Ya oraya 1 girerse?” diyoruz, Alman da “Neden girsin?”, diyor. İşte temeldeki en büyük farklılık ta buradan kaynaklanıyor.
İnanmayacaksınız ama bu sabahki konumuz SAP değil. Bu sabahki konumuz, kurallara uymayı sevmeyen, her şeye bir etrafından dolanma yolu arayan, kaide tanımayan, zamanında düzgün iş yapmayı sevmeyen, işin kaliteli olmasını hiç önemseyen, tamamen maddiyata kafayı takmış olan ve genelde rahat bir yapısı olan bizlerin, nükleer santral işletecek olmasıdır.

Zor da olsa SAP de geri gidip rakamları düzeltebilirsin. 1’leri sildirip gerçek irsaliye numaralarını girdirebilirsin ama nükleer santralde hata yaparsan sen silinip gidersin.
Bizim yapımıza uygun olan işler var, bir de hiç uygun olmayan işler var. “Allah korur.” ve “Bir şey olmaz.” zihniyetinin hâkim olduğu topraklarda bu işler nereye kadar yol alabilir, bilemiyorum. Allah sonumuzu hayır etsin.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

17 Kasım 2014 Pazartesi

O Bir Alman

Günaydın Dostlar,

Dün sabah arkadaşlarımdan birinin paylaştığı “Almanlar daha az çalışmalarına rağmen neden daha başarılı oluyorlar?” konulu yazıyı gördüm ve bu konuyla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Almanlar haftada otuz beş saat çalışıyor. Biz çalışıyoruz haftada kırk elli saat. Hele yönetici filansan elli altmış saat. Evden çalışmaları ve bütün gece akıllı telefonlardan e-mail okumayı da bunun dışında tutuyorum. Durum böyleyken neden bizden daha başarılılar.
 
Buradaki kilit kelime “çalışmak”. İşyerinde bulunmakla çalışmak arasında büyük fark var. Ben Almanya’da yaşamadım ama iş ortamında çok ciddi şekilde çalıştıklarını defalarca gördüm. Bizim gibi kahvaltı ederek, gazete okuyarak, sohbet ederek, sosyal medyada dolaşarak, dedikodu yaparak vakit kaybetmiyorlar.
Aylarca beraber çalıştığımız bir danışman firmasındaki Almanlara, “Siz işyerinde sosyal medya sitelerine girebiliyor musunuz?” diye sormuştum, adamcağız da bana “Bilmem.” demişti. O kadar çalışkan ve dakik bir insandı ki cevabının samimiyetine inanıyorum. Kesinlikle aklına gelip de bir kere bile denememiştir.

Beraber çalıştığımız dönemlerde sabah 6.30’da buluşmak ve günlük çalışmaları değerlendirmek için sözleşirdik ve her sabah 6.30’da benim odamda hazır olurdu. Bir kere bile aksatmadı. Çok çalışkan ve çok iyi niyetli bir insandı ama tam bir robot gibiydi. Her işi planlı ve dakikti.

Zaman zaman çalışmalar kapsamında diğer ülkelerden bilgiler isterdik ve şu tarihe kadar yollayın, derdik ancak herkesin bildiği gibi bizim coğrafyamız dünyanın en planlı ve en dakik bölgesi değil. Ülkelerden bilgiler zamanında gelmediği zaman aklı almıyordu. "Bugün burada bu bilgilerin lazım olduğunu bile bile nasıl yollamayabiliyorlar?" diye bana soruyordu.

Yine böyle bir sabah sohbeti yaparken ben de ona “Almanya’da okullar çocuklara ev ödevi veriyor mu?” diye sordum. “Hem de çok fazla verirler.” diye cevap verdi. Peki, “Çocuklar ödevlerini yapmadan okula giderlerse ne olur?” dedim. O da bana “Niye?” diye cevap verdi. Doğru, niye yapmasın. “Canı istemedi, bütün gece oyun oynadı, ertesi sabah da ödevlerini yapmadan gitti okula.” diye cevap verdim. “Öyle şey olmaz, okulda büyük sorun olur, kimse sınıf arkadaşlarının ve öğretmeninin önünde öyle bir duruma düşmek istemez.” diye yanıtladı.

Aradan biraz zaman geçti, adamcağızın aklına takılmış herhalde, “Türkiye’de oluyor mu böyle şeyler?” diye bana sordu. “Ara sıra oluyordur tabii.” diyebildim. Nasıl deseydim “Her gün oluyordur.” diye?
Amerika’da çok uzun süre yaşamış bir insan olarak onların bizden çok daha disiplinli ve etkili çalıştıklarını biliyorum. Zaman zaman Almanlarla çalışmış ve defalarca Almanya’da bulunmuş bir insan olarak da Almanların Amerikalılardan çok daha disiplinli ve yoğun çalıştıklarını biliyorum. Anlayacağınız bizim bu seviyelere gelebilmemiz için daha on fırın ekmek yememiz gerekiyor.
İşin doğrusu on değil yüz fırın da ekmek yesek yine olmaz. Doğal olarak burada sorulması gereken soru “Biz de Almanlar gibi otuz beş saat çok disiplinli çalışsak biz de onlar kadar başarılı olabilir miyiz?”

Kesinlikle olamayız. Dalga geçmeden çalışmak çok önemli bir parametre olmakla beraber başarı için gerekli olan tek parametre değil. Yaratıcı düşünce, etkili çalışma, araştırma, öğrenme, kolaya kaçmama gibi birçok parametre de başarının olmazsa olmazlarından.

Bizin fabrika ayarlarımız kısa yoldan iş bitirme, çabucak zengin olma, günü kurtarma, sabırsız davranışlar, kaliteden çok işlevsel yönüne odaklanma gibi güncel parametrelere ayarlanmış olduğu için Almanya ve benzeri ülkelerin yakaladığı başarıları yakalamamız mümkün gözükmüyor.
Bu tip bir başarı için kafa yapımızdan yaşam tarzımıza kadar her şeyin değişmesi gerekir. Bizim gibi sonuç odaklı milletler, Almanların önem verdiği parametrelere değer vermek için biraz fazla akıllılar.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...