Önlem Almak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Önlem Almak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2021 Pazartesi

Delta...

İyi akşamlar dostlar…

Delta mutasyonu bütün hızıyla yayılıyor. Ülkeler yavaş yavaş yasakları geri getirmeye başladılar. Hindistan’da ölü sayısının açıklandığı gibi 400 bin değil milyonlarca olduğu söyleniyor. Bilinçli bir saklamadan ziyade sistemsizliğin yarattığı bir kargaşa var.

Maalesef, bizler de “salgın bitti” havasına girdik. Maskesiz dolaşanları daha fazla görmeye başladık. Arkadaşlar, hiçbir şey bitmedi. Belki de yeni başlıyor. Bu varyant ile gerçekleri bir kere daha düşünmemizde yarar var.



Bu değişime uğramış bir virüs ve mevcut aşıların bu virüse karşı ne kadar koruyucu olacağı konusunda hiçbir fikrimiz yok. Veriler bir sonuç çıkarabilmek için çok az.

“Ben iki aşımı da oldum, hasta olsam da hafif geçiririm” diye kimse güvenmesin zira bu virüse karşı eldeki veriler bu senaryoyu desteklemiyor. Maalesef çift aşılı kişilerin hayatını kaybetmeye başladığı açıklanıyor.

“Yaşlıları vuruyor” diye de kimse güvenmesin, tam tersine gençlerde daha çok yayıldığı konuşuluyor.

İlk ortaya çıkan virüse göre iki kat daha bulaşıcı olduğu çok net olarak açıklandı.

Kısacası, bu virüsü bambaşka bir virüs olarak görmemiz gerekiyor.

“Sıcakta virüs etkinliğini kaybediyor ve daha az bulaşıyor” şeklindeki görüşler, hiçbir zaman bilimsel olarak doğrulanmadı.

Bu varyant ciddi bir tehlike. Çok kısa sürede (Allah korusun) yolun başına döneriz. Tedbirleri elden bırakmayalım. Hepimiz çok bunaldık ama önlem almaya ve dikkatli olmaya devam.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

8 Nisan 2020 Çarşamba

Amerika'ya Gidiyoruz...

Günaydın dostlar…

“Amerika’ya gitmenin tam da sırası” diye söylenmeye başlamayın hemen, gerçekten gitmeyeceğiz; gidiyormuş gibi yapacağız. Bırakın Amerika’yı, Kadıköy’e gidemez olduk.
Hemen belirteyim, her ne kadar bütün havalimanları kapanmış, bütün uçuşlar durmuş olsa da halen Katar Havayolları ile Amerika’ya gitmek mümkün. İlk önce dört saat ters yöne uçmayı ve elli saatlik bir yolculuğu göze almayı kabul ederseniz, bugün dahi Amerika’ya gidebilirsiniz. Bütün havayolları durmuşken, neden Katar Havayolları uçmaya devam ediyor, o konuda da hiçbir fikrim yok.


Amerika’ya gideceğimiz zaman, evden de o ruh hali ile çıktığımız için, yolculuğun bambaşka bir psikolojisi oluyor. Yurtiçi veya yurtdışı hepimiz defalarca uçtuk. Elli dakikalık bir yolun bir türlü bitmediğini düşündüğünüz hiç olmadı mı? Avrupa’ya giderken, iki-üç saatlik yolculuktan sıkılmadık mı?

Elli dakikalık yol demişken, salgın krizi olmasaydı İzmir’e gidecektim ama planlar yarım kaldı. Ne demişler? Kul kurar kader güler.

İzmir yolunda geçmek bilmeyen elli dakikayı, Amerika uçağına bindiğimizde düşünmüyoruz bile. Yerine oturup, bir şeyler içip etrafına bakarken elli dakika bir anda geçiveriyor. Amerika yolunda ilk bir saatte seyahat havasına bile giremiyoruz.

Aynı şey Avrupa için de geçerli. Bir bardak şarap içiyorum, biraz önümdeki ekranı karıştırıyorum; bir de bakıyorum ki Almanya’yı geçmişiz bile. Anlayacağınız her şey kendinizi nasıl programladığınıza bağlı.

Uzun yolda iki saat bizi hiç rahatsız etmiyor. Neden? Çünkü kendimizi Amerika’ya göre ayarladık. Hiç kimse uçağa binerken ben iki saat içinde Amerika’da olacağım diye düşünmüyor. 11-12 saatlik bir yolculuğun son bir-iki saati sıkıcı olabilir ama ilk saatlerde kimse sıkılmaz.
Dostlar, bugünlerde yaşadığımız da Amerika seyahati. Ne İzmir’e gitmeye benzer, ne de Brugge’ye gitmeye. İki saatlik bir uçuş düşünürsek sürekli mutsuz oluruz, günler bitmek bilmez. Eski yazılarımda vardır, ben uçağın bozulması neticesinde yollarda sürünerek elli saatte Amerika’ya gittiğimi de bilirim.

Bu günlerde kesinlikle kendimizi Amerika’ya göre ayarlamalıyız. “Yeni bir uçak çıkmış, iki saatte New York’a varıyormuş” gibi laflara çok itibar etmeyin. O uçağın deneme uçuşlarının yapılması aylar, yıllar sürer. Biz normal yolculuğa göre hazır olalım, bir gün iki saatte gideni hazır olursa, ona da memnuniyetle bineriz.
Sıkıntılı günlerden geçiyoruz, bir müddet daha bu yolculuk böyle devam edecek. Etrafımızda uçuşlarla ilgili her gün bu kadar can sıkıcı haber varken, Amerika uçuşu düşünmek kolay bir iş değil ama seyahatin uzun süreceğine fiziksel olarak da, ruhen de hazır olmalıyız. Günde beş yüz kere evin bir ucundan öbür ucuna yürüyorum. Yapacak bir şey yok, bu da böyle bir dönem.
Doğru kaynaktan yeterli miktarda haber alarak bir şekilde Amerika’ya ulaşacağız. Hiç haber takip etmemek olmaz ama bin çeşit haber içinde de boğulmayalım. Yol boyunca sürekli olarak birileri size, “Uçağın yakıtı yetecek mi acaba, yolda yıldırımlar var diyorlar, galiba bir volkan patlayacakmış” gibi haberler verse, daha Amerika’ya varmadan yolculuğu bitirirsiniz.

Dostlar uçak kalktı ve yeni kıtaya muhakkak ulaşacak, yeter ki uçak indiğinde biz de sapasağlam inebilelim. Amerika düşünün, hatta Amerika’nın batısını düşünün.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

18 Mart 2016 Cuma

Okul Tatili...

Günaydın dostlar…

Dün sabah, çocukları Alman Lisesi’ne giden dostlarımızın paylaştığı haberler, bir anda İstanbul’un bütün gününü etkiledi.
Ne diyordu bu haberde? Güvenlik gerekçesiyle Alman Lisesi eğitime bir günlük ara vermişti. Bilhassa da Alman Konsolosluğu’nun civarında çok fazla dolaşmayın diyordu. Bilmiyorum ama böyle bir istihbarat aldıklarına göre, belki de konsolosluk da çalışmalarına bir günlük ara vermiş olabilir.


Emin’in açısından baktığınız zaman, bu olayın iki boyutu var.

Birincisi, çileli bir ülkede yaşayan insanlar olarak zaten çeşitli nedenlerle okulların kapanmasına alışığız. İki gram kar yağsa, hemen okullar kapanır. Geçmiş yıllarda, bilhassa Ankara’da, hava kirliliği yüzünden okulların kapanmasını da defalarca yaşamıştık. Eylül ayının başında da, turizmciler biraz iş yapsın diye okulları kapattık ama galiba o pek bir işe yaramadı.

Şu veya bu nedenle okulların kapanmasına alışığız ama terör korkusu yüzünden İstanbul’da okulların kapandığını ben hiç hatırlamıyorum. Bu nedenle Alman Lisesi’nin dünkü kararı İstanbul’da yaşayanlar için bir kırılma noktasıdır. Yıllardır dizi izler gibi, Cizre’deki okulların kapatılmasını izleyen bizler artık bu gibi faaliyetlerin İstanbul’un göbeğinde de olabileceğini anlamış bulunmaktayız.
Trafikte kalma korkusuyla okula gitmemek ayrı bir konu, okulda bir terör eylemi olabilir korkusuyla okula gitmemek çok ayrı bir konu. Çocuklar, “Okul neden kapalı anne?” diye sorduğunda, hiçbir anne baba, “kötü şeyler olma ihtimali varmış da ondan” demek istemez. Güneydoğu’da çok zor şartlar altında okula gitmeye çalışan çocuklarımızın Allah yardımcısı olsun.
Konunun ikinci boyutu da, diğer okullar ve işyerleri. Alman Lisesi, bir istihbarat aldı ve kendi mekânlarını kapattı. Anlayamadığım konu, burada bulunan diğer okullar ve diğer insanlar için tehlike yok mu? Tam olarak etrafta ne var hatırlamıyorum ama 200 metre ötede bir devlet okulu varsa, o okuldaki öğrenciler için bir tehlike yok mu?

Almanlar, bu istihbaratı nereden almıştır ve neye göre karar vermiştir? O bölge için bir eylem ihtimali varsa, o bölgedeki bütün binalar ve sokaklar için önlem alınması gerekmez mi? Devlet yetkililerinin çıkıp, ya “böyle bir istihbarat yok” demesi gerekiyor, ya da o bölgeyi tamamen kontrol altına alması gerekiyor.

Sonuçta, konuştuğumuz konu Almanlar. Dünyanın çalışkan ve ciddi bir milletinden bahsediyoruz. Rastgele veya kulaktan duyma laflarla böyle bir iş yapacak bir millet değil. Duyunca ne diyoruz? “Vardır bir bildikleri,” diyoruz.
Her zaman söylüyorum, korkmayacağız, cesur olacağız ama bir o kadar da akıllı ve uyanık olacağız. Böyle bir dönemde, Avrupa okullarının kararlarına göre değil de, hükümetimizden gelen bilgilere göre, hayatımızı şekillendirirsek, daha mutlu olacağız.
Bu olmadığı zaman, insan ikilemde kalıyor. Almanların haberi var, biz ayakta uyuyoruz gibi bir hisse kapılıyoruz. Belki de, bizimkilerin de haberi var ama vatandaşlarıyla paylaşmıyorlar, diye düşünmeye başlıyoruz.

En düşünmek istemediğimiz konu da, Almanların canı daha kıymetli, biz zaten her gün ölüyoruz…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

2 Aralık 2015 Çarşamba

Amerikalı Yapmış...

Günaydın dostlar…

Bizde yapsan kıyametler kopar ama Amerikalı yapmış.
Şu anda İstanbul uyuyor. Birazdan herkes uyanacak ve düğüm olmuş trafikte işine gitmeye çalışacak. İstanbul’un trafik gerçeği ortada ama yapımız da ortada. Her sabah bu eziyeti çekeriz ama 10 dakika erken yola çıkmayız. Ben olsam bu eziyeti bir sabah çekerim, ikinci sabah daha erken bir saatte yola çıkarım.


“Nasıl olsa acelem yok, işe gidiyorum” ruh hali, insanların her sabah bu eziyeti çekip trafiğin iyice içinden çıkılmaz bir hal almasına neden oluyor.

Amerikalı ne yapmış? Son derece kapitalist bir çalışma yaparak, yollara giriş çıkış fiyatlarını saatlere göre belirlemiş. Nasıl mı? Hemen anlatayım.

Örnek olarak: Adam diyor ki, “E-5 karayoluna sabah saat 7.00 – 10.00 arası girersen bunun bedeli 10 TL’dir”. Bu yola girer girmez, arabalarındaki bizim OGS benzeri cihazlardan bu miktar düşüyor. Arabasında bu cihazdan olmayan da bu yola giremiyor. Borsa gibi, bu fiyat trafik yoğunluğuna göre sürekli değişiyor. Öğleden sonra saat 14.00’de girersen 5 TL, sabaha karşı saat 4.00 gibi girersen 0,50 TL olabiliyor. Bir formül belirlemişler; o formül trafik yoğunluğuna göre fiyatları otomatik olarak belirliyor.

Her şey otomatik olarak ayarlanmış. 10 TL olması gereken bir saatte o gün tesadüfen trafik yoksa o zaman 1 TL’ye de geçebiliyorsunuz. Birçok ana arterde bu tip uygulamalar var. Canın istemiyorsa, aynı yolu E-5’e girmeden Minibüs Yolu’ndan da gidebiliyorsun ama doğal olarak 500 tane ışığa ve çok daha yoğun bir trafiğe maruz kalıyorsun.

Üstelik bu uygulamanın yapıldığı şehirler bizdeki gibi nüfusu 15 milyon olan yerler değil. Genelde nüfusu 500,000’in üzerinde olan her şehirde buna benzer uygulamalar var.
Bir diğer uygulama da: Belirli yollara veya şeritlere girebilmek için aracında en az 2 kişi olması şartı. Yine bizden örnek verirsek, “Sabah saat 6.00 – 9.00 arası TEM’e gireceksen arabanda en az 2 kişi olması gerekiyor” diyor. Tek başına bu yollara giren olursa büyük ceza kesiyorlar. Bazı yollarda da, “sol şeridi kullanabilmek için arabanda en az iki kişi olması gerekiyor” şartı var.
Bunlara benzer birçok uygulama var. Gördüğünüz gibi Amerikalı bir takım önlemler almaya çalışmış. Bizde olsa, hemen zengin fakir edebiyatı yapılmaya başlanıp, söylenmedik laf kalmaz. Televizyonlarda gecelerce açıkoturumlar düzenlenip, devletin zenginleri nasıl koruduğu vurgulanır.

Hızla artan araç sayısı, yönetimleri çeşitli tedbirler almaya zorluyor. Toplu taşıma sistemlerinin olmaması gibi parametreler de bu durumun üzerine tuz biber ekiyor. Hemen belirteyim; Amerika’da da toplu taşıma sistemleri çok zayıf. Birçok şehirde metro sistemleri daha yeni yeni kuruluyor.

İstanbul gibi kontrolden çıkmış şehirler de eninde sonunda bu tip önlemler almak zorundadırlar. Sürekli artan araç sayısını 40 senedir hiç değişmeyen yolların kaldırması mümkün değildir.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

14 Ekim 2015 Çarşamba

Önlem Almak...

Günaydın dostlar.

Dün sabahki yazımda Ankara’da yaşanan trajik katliam ile ilgili olarak, güvenlik güçlerinin yeteri kadar önlem almadığını düşündüğümü belirtmiştim. Bu kadar kritik günlerden geçerken çok daha fazlası yapılmalıydı.
Arkadaşlar, ülkenin başında bin türlü belanın olduğu günlerden geçiyoruz. İçeriden veya dışarıdan gelecek çok çeşitli tehlike ile karşı karşıya kalabiliriz. Vatandaşlarını korumak devletin en önemli görevlerinden biridir. Bu çok net ve konuda kimsenin bir söyleyeceği olamaz ama bizlerin de akıllı ve uyanık olması gereken bir dönemden geçiyoruz.


Her ne yaşanırsa yaşansın, korkup eve kapanarak terör örgütlerinin amaçlarına hizmet edemeyiz. Günlük yaşamımıza devam edeceğiz ve daha dikkatli olacağız. Terörün beslendiği ortamlarda hepimizin daha dikkatli olması gerekiyor.

Futbol stadyumları, spor salonları, toplantı ve miting alanları, toplu taşıma istasyonları, okul çevreleri gibi alanlar herkesin ekstra bir dikkatle etrafına bakması gereken alanlardır. Bu gibi ortamlarda dikkatli olmak her zaman için gerekli olmakla beraber, savaş coğrafyasında önemleri 10 kat daha fazlalaşır.

Dikkatli olacağız da ne yapacağız? Şüpheli hareketlere, şüpheli paketlere, şüpheli insanlara karşı daha dikkatli olup gerektiğinde bu tip durumları güvenlik güçlerine bildireceğiz. Önemli bir seçim süreci adım adım yaklaşıyor. Seçim gününe kadar bu tip saldırılara karşı daha da duyarlı olmamız gerekiyor. Böyle bir ortam da seçim mitingleri yapılmasının da çok fazla bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Herkes ne söyleyecekse, zaten 3 ay önce söyledi.
6-7 aydır meclisi tatilde olan bir ülkede, kimsenin yeni bir söyleyecek şeyi olabileceğine inanmıyorum. Burnumuzun dibinde neredeyse 3. Dünya savaşı başlayacak ama bizim meclisimiz aylardır kapalı.

Bu kadar kargaşanın olduğu tehlikeli bir ortamda her şeyi güvenlik güçlerinden bekleyemeyiz. Biz de mümkün olduğu kadar dikkatli olup onlara yardımcı olmaya çalışmalıyız. Hepimiz ekstra güvenlik riski yaratabilecek hareketlerden uzak durmalıyız. Günlük hayatımızı terör korkusuyla erteleyemeyiz ama ekstra aktivitelerimiz konusunda çok daha hassas olabiliriz.
Ben kimseye “Alışveriş merkezine gitmeyin” demem ama “Gittiğinizde etrafınızdan daha fazla haberdar olun” derim. Yapacağımız iş yaşamımızı kısıtlamak değil, daha dikkatli olmaktır.

İnşallah bu ülke bir daha böyle bir saldırıyla karşı karşıya kalmaz ama çok kötü günlerden geçtiğimiz gerçeğini de unutmayalım. Terör örgütlerinin köşe kapmaca oynadığı bir coğrafyada yaşadığımızı da unutmayalım. Bu noktada birbirlerine düşman olan iki örgüt, 50 km ötede ortak bir düşmana karşı savaşabiliyorlar.

Her zaman söylerim, “İyi el geldiği zaman anneannem de iyi oynar, önemli olan gelen elin en iyisini oynayabilmek”. Bizlere de şu anda dağıtılan elde acı var, kan var, gözyaşı var, ölüm var. Güneşli eller gelene kadar bu eli en iyi şekilde oynamamız gerekiyor.

Arkadaşlar, bizler cesur bir milletin torunlarıyız. Bizi korkutabilmek kolay bir iş değil ama korkmakla dikkatli olmak arasındaki farkı ayırt edebiliyor olmamız lazım. Adana’da polisin kordon altına aldığı bölgedeki şüpheli paketi alıp yerden yere vurmak, çok da akıllı bir davranış değil. Zaman, kahramanlık yapmaya çalışma zamanı değil.
Her şeyin bir sonu olduğu gibi, bir gün bu dönemim de sonu gelecek. Karanlık bulutlar muhakkak gidecek ve bir gün yine güneşli bir sabahla uyanacağız.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın, en önemlisi bugünlerde uyanık kalın…

5 Ocak 2015 Pazartesi

Her Türlü Önlemi Almak

Günaydın Dostlar,

Aklımın erdiği günden beri bu cümleyi bir türlü anlamadım. Bu cümlem şaka değil, gerçekten anlamazdım.

Biraz evvel de vatandaşın biri çıkmış, “Çok soğuk ve kar geliyor, herkes önlemini alsın.” diyor. Böyle bir cümle duyduğum zaman, tam olarak ne yapacağımı bilemiyorum. Soğuk ve kar geliyorsa Emin bu konuda ne yapabilir? En fazla yapabileceğim şey, dışarı çıkmamak olur. Onun da kimseye bir faydası olmaz.
 
“Yağmur yağacak, her türlü önlemi alın.” denildiği zaman, "Nasıl alacağız ki bir gecede şehrin bütün altyapısını mı düzelteceğiz?" diye düşünürdüm. Tabii bu olaya tersinden de bakabiliriz. Belediyeler çıkıp da “Kar yağışı için her türlü önlemi aldık.” dediklerinde tam olarak ne demek istiyorlar?
Ben söyleyeyim. “Bütün kamyonlarımızı yollara saldık, şoförlerini 24 saat uyumamaları konusunda uyardık.” demek oluyor. Zaten başka da yapacakları bir şey yok. Yetersiz yolları ve altyapıyı değiştiremeyeceklerine göre ancak bir şeyler yapıyormuş gibi görünme turları atabilirler.

Yetkililer çıkıp da “Her türlü önlemi aldık.” diye açıklama yaptıklarında içiniz rahat ediyor mu? “Tamam; devletimiz her türlü önlemi almış, artık korkusuzca sokağa çıkabilirim.” diyebiliyor musunuz? Vallahi, ben diyemiyorum. Son derece iyi niyetli de olsalar, ağır hava koşullarına karşı yapabilecekleri çok fazla bir şey olmadığını biliyorum.

Yıllarca Michigan’da metrelerce kar yağan bir ortamda yaşamış biri olarak, 5 cm kar yağdığı zaman İstanbul’un ne hale geldiğini görmek, ilk döndüğüm yıllarda beni çok şaşırtıyordu ama sonra alıştım. Bırakın kar yağmasını yağmur bile yağsa hayat düğüm oluyor.

Bunun nedeni de ne kar ne de yağmur. Zaten pamuk ipliğine bağlı olarak yaşayan bir şehir, en ufak bir sorun çıktığında anında yaşanmaz hale geliyor. Üç beş yıl önce, İstanbul il sınırları içinde insanların donmamak için arabalarını TEM Otoyolu'nda bırakıp kaçtığı günleri hepimiz hatırlarız.

Yine böyle 3 cm kar yağdığı bir akşamda, Dudullu’dan dört saatte çıktığımızı hatırlarım. (Bir başka gecede de hiç çıkamayan arkadaşlar olmuştu) Tamam, kar yağdı ama asıl neden kar yağışını görünce kendini kaybeden sürücülerdi. Kar yağıyor diye her yola ters, düz, her şekilde girerek ortalığı içinden çıkılmaz bir düğüm haline getirdiler. Herkes doğru dürüst araba kullanmaya devam etseydi, biraz gecikirdik ama böyle bir rezalet yaşanmazdı.
Benim evim Dudullu ofise 10,5 km. Dört saatte yürüsem giderdim. Hiçbir şekilde kış koşullarına hazır veya alışık olmayan sürücüler, en ufak bir yağışta etrafı panayır yerine çeviriyorlar. Kar yağmaya başlaması, senin bulduğun her yola girip etrafı felç etmen için bir neden teşkil etmez.

Sürücüler hazır değil de peki araçlar hazır mı? Onlar da değil. Genelde araçların lastikleri de kış şartlarına hazır değil. Bu ülkede, lastik değiştirmek için harcanacak para çok gereksizmiş gibi görünüyor. Her şey değişiyor, en son sıra lastiklere geliyor. Neyse ki son yıllarda bir kış lastiği zorunluluğu getirildi de bu durum biraz düzeldi.

Küçükken, radyodan veya televizyondan "Kar yağacak önlem alın." gibi bir söz duyduğum zaman, "Acaba benden şehrin üstüne tente gibi filan bir şey yapmamı mı bekliyorlar?" diye düşünürdüm. Sonra da “Ben nasıl yapayım ulan?” der vazgeçerdim. Zaten annem de o kadar büyük bir tente için para vermezdi herhalde.

Belki de yapılması gereken herkesin kendi evi için bir tente yapmasıydı ama küçük olduğum için ne o kadarını düşünebildim ne de bu konuda organize olabildik.
Düşündüğünüz zaman belki de işin büyüsü burada gizli. Herkes kendi bahçesi ve kendi kaldırımının sorumluluğunu alırsa epeyce bir yol alabiliriz. Sen bahçeni temizle, nereye kadar varabiliyoruz, bir bakalım. Amerika’da evinize gelen biri (hırsız dahi olsa) buzda düşüp kafasını kırarsa sizi mahkemeye verebiliyor.

Özet olarak, “Her türlü önlemi aldık.” veya “ “Siz her türlü önlemi alın.” sözlerinin karşılığı, “Mümkünse dışarı çıkıp başımıza dert olmayın.” demek oluyor.
Allah bu soğuklarla ve zor şartlarla baş etmek durumunda olan herkesin yardımcısı olsun.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…