Bağlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bağlılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2015 Pazartesi

Dostum...

Günaydın dostlar.

“Senin nasıl ikiyüzlü bir yılan olduğunu zaman içerisinde onlar da görecek.”,
“Bütün söylediklerin kulağıma geliyor; ancak senin gibi korkaklar arkadan konuşur.”,


“Meğerse en büyük düşmanım en yanımdaymış.”,

“Senin birini sevebilmen için ilk önce kalbin olması gerekir.”,

gibi ve bunlara benzer sosyal platform ortamlarında yüzlerce yorum yapılıyor.
Her yer bu şekilde meçhul dostlara, sevgililere yazılan yazılarla dolu. İşin komik tarafı, bu lafı üzerine alınması gereken insan kesinlikle üzerine bile alınmıyordur. Zaten böyle bir düşüncenin kendi ile alakalı olduğunu bilse bu duruma düşmezdi.

Meçhule yazılan yazıları hepimiz her gün okuyoruz ama bu yorumları yapan arkadaşlardan küçük bir ricamız var. Lütfen biraz daha açıklayıcı olabilir misiniz? Sonra biz kendi kendimize iki ile ikiyi toplayıp bir sonuca varmaya çalışıyoruz.

İsim vermek istemiyorsunuz anlıyorum ama en azından birazcık ipucu verin. “Soldan ikinci sokakta oturan sarı saçlı kız, senin nasıl bir yalancı olduğunu dünya âlem biliyor.” gibi bir açıklama hepimiz için daha yararlı olur. En azından ihtimalleri biraz azaltmış oluruz.

İşin komik tarafı; insanlar yanlış sonuçlara ulaşıp, yanlış insanlara tavır yapıyorlar. Birilerinin gıcık olduğuna bizim de gıcık olmamız, bu topraklarda çok yaygın bir davranıştır. Ayrıca olmazsa da küseriz. “Sen o pisliği sevmediğimi bilmiyor musun? Benim en samimi arkadaşım olarak neden gidip onla konuşuyorsun?” diye de sitem ederiz.
Her şeyin doğal gelişeninin güzel olduğuna inanan bir insan olarak, ben dostlukların da doğal olarak gelişeninden yanayım. Kendine dost satın alamazsın. En fazla bir müddet etrafında yalakalık yapacak insanlar bulabilirsin.

En büyük dostunuz zannettiğiniz insanlar, belki de size karşı en büyük nefreti, en büyük kıskançlığı içlerinde besleyen insanlar olabilirler. Bu tip insanlar ellerine geçen ilk fırsatta da hemen kuyunuzu kazmaya çalışırlar.

Bir insana “dostum” diyebilmek ve bir dost gibi güvenebilmek hiç de kolay bir iş değildir. Sevgili yerine koyacağın insanın da her şeyden önce senin dostun olabilmesi önemlidir. Dostun olmayan hiçbir zaman sevgilin de olamaz. Sadece bir müddet güzel vakit geçirirsiniz. O sevdiğin, beğendiğin insan zamanı geldiğinde miğferlerini takıp seninle savaşa gelecek mi? Güneş batıp karanlık çöktüğünde yanında olacak mı, yoksa aşkı, sevgisi, dostluğu sadece güneşli ılık havalar için mi?

Emin, bu konuda her zaman çok şanslı olmuştur. Bir dakika tahtaya vurayım da nazar değmesin. Allah’a şükürler olsun ki “dostum” diyebileceğim insanlar hayatımda çok fazladır. Çok eskilere dayanan 40-50 yıldır hayatımda olan, bir gün dahi dostluklarından şüphelenmediğim insanlar vardır.
Doğal olarak bu çift yönlü bir yoldur. Hayatımda kimseyi satmam veya bilerek sattırmam. İyi günde de, kötü günde de her zaman dostlarımın yanında olmaya çalışırım.

Dostluk bir bağlılıktır, dostluk bir sevgidir, dostluk bir özlemdir, dostluk bir güvendir, dostluk bir beraberliktir, dostluk bir arkadaşlıktır, dostluk bir düşüncedir, dostluk bir anıdır.
Aşk mı? Aşk, her şeyden önce bir dostluktur…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

12 Kasım 2014 Çarşamba

Aranan Adam Olmak...

Bu devirde aranan adam olmak ve doğru ilişkiler kurmak çok önemli bir parametre. Öyle bir insan olacaksınız ki, insanları kendinize öyle bir bağlayacaksınız ki, ne yaparsanız yapın sizi sevenler hiçbir kusurunuzu görmeyecek. Bunu başarmak kolay bir iş değil ama bir kere başardınız mı da yıllarca meyvelerini toplarsınız.

İnsanları, sensiz o işlerin yürüyemeyeceğine inandıracaksın. Bir kere buna inanırlarsa ondan sonra senin yaptığın, her türlü edepsizliği, agresifliği, terbiyesizliği, kibirliliği çekerler. Neden mi? Çünkü senin her şeyi doğru yapacağına inanmışlar bir kere. Her zaman yazdığım gibi ortamız yoktur bizim. Bir kere sana inandık mı, seni sevdik mi senden gelecek her şeyi kabul ederiz. Senin yaptığın her şeyin doğru bir nedeni vardır.
 
Son dönemlerde böyle bir tanıdığımız var mı?
Tabi ki var. Emre Belezoğlu…

Adamın her türlü negatif parametresine rağmen, bir kere “aranan adam” olarak kendini kabul ettirdiği için, kimse ondan vazgeçemiyor. Ne milli takımda, ne de kulüp takımlarında Emre’den vazgeçilemiyor.

Emre olmadan takımın oynayamayacağına, hücuma çıkamayacağına, orta sahanın zafiyet yaşayacağına herkes inanmış bir kere. Durum böyle olunca da, Emre’nin yaptığı her türlü rezilliği hem kabul ediyorlar, hem de onu Emre yapan önemli özelliklerin bir parçası olarak görüyorlar.

Kağıt üzerinde baktığınız zaman aslında rakamlarla, yaşananlar hiç te birbirini doğrulamıyor ama algılar her zaman gerçeklerin üzerine çıkıyor.  Örnek olarak, son 3-4 yıldır Emre’nin sakatlanmadığı sene yok. 3 maç oynarsa, 5 maç oynamıyor. Oynadığı zamanda 90 dakika oynayıp bitirdiği maç yok. Muhakkak en geç 60. dakikada veya 70. dakikada oyundan çıkıyor. Bu durum teknik adamında elini zayıflatıyor. Biliyor ki oyuncu değiştirme haklarından bir tanesini her maç ta Emre için kullanmak zorunda.

Kırmızı kart görüp takımı eksik bırakma ihtimalide çok yüksek olan bir oyuncu ama bütün bunlara rağmen, kendini “aranan adam” olarak kabul ettirdiği ve işine yarayacak ilişkileri zamanında kurduğu için, kimse ondan vazgeçemiyor. Bir sene yollamaya kalktılar 6 ay sonra geri geldi. 77 milyonluk ülkede Emre gibi oynayacak ikinci bir oyuncu yetişmiyor.

Emre, kendini öyle bir kabul ettirmiş ki, bütün bu parametreleri bile bile, “60 dakikada oynasa bile bizim için kardır” diyerek ondan vazgeçemiyorlar. Tabi hemen şunu da belirtmekte yarar var, Emre ilerlemiş yaşına rağmen gerçekten kendi pozisyonunda bu ülkenin en iyisi ve yıllardır onun yerini alabilecek bir oyuncu yetişmedi.

Başta da belirttiğim gibi, aranan insan olmak çok önemli bir parametre. O statüye erişebilirsen yaptığın bütün rezillikler unutulur gider. Her şeyi zaten çok çabuk unutan ve körü körüne bağlılık duyguları ile hareket eden bir coğrafyada 50 yaşına kadar top oynayabilirsin. 3-5 kişi senin negatif işlerini konuşurken, milyonlar attığın golleri konuşur.
Bir kere seçilmiş, sevilmiş, aranılan, inanılan adam oldun mu, halkımız seni bu şekilde kabul etti mi, ilişkilerini de sağlam kurup halkaya dahil oldun mu, bir daha sırtın yere gelmez. Tükürsen de, küfür de etsen, saldırganlık da yapsan hiç fark etmez. Hepsi unutulur gider…