Kan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2015 Pazar

Menfaat...

Günaydın dostlar.

Dün 95 kardeşimizi kaybettik, yüzlerce de yaralı var.
Bugün ne yapıyoruz? Herkes bir suçlu arıyor ve yaşananları bir örgüte veya bir gruba bağlamaya çalışıyor. Bu kadar uğraşmamıza hiç gerek yok. Suçlu belli. Ne zaman pis bir iş olsa, ne zaman kan ve gözyaşı olsa altından hep aynı isim çıkıyor; menfaat.


İnsanlarımızı Türkçülük veya Kürtçülük öldürmedi. Onların ölümünden sorumlu olan şahıs menfaattir. Irkçı söylemler sadece kullanıldılar. Menfaatin menfaati için Türkçülük de kullanıldı, Kürtçülük de.

“Barış” kelimesi bu topraklarda herkesi rahatsız ediyor ama bu işe en çok bozulan da menfaat oluyor. Yıllardır birbirlerini sevemediler. Arlarındaki nefretin yakın bir gelecekte bitebileceğine de inanmıyorum. Öyle zor bir kelime ki, hiç kimsenin işine gelmiyor.

Binlerce yıldır yanımızda, aramızda olan menfaatin çok da sağlam bir bünyesi var. Ne yaşlanıyor, ne hasta oluyor, ne de ölüyor. Maşallah her daim sapasağlam ayakta duruyor.
Dünyanın her yerinde yaşamakla beraber, bu toprakları daha çok seviyor. Nasıl bir sevgiyse; bize kanı kaynadı. Dibimizden ayrılmıyor. Biz menfaatin kirli icraatları ile yaşamaya alışkın bir toplumuz.
Aynı zamanda çok da cimri bir yapısı var. “Hep bana hep bana” diyor başka da bir şey demiyor. 3 kuruşluk bir alet alınmadığı için asansörde işçilerimizi kaybetmedik mi? Cimri menfaat parasına kıyamadığı için, insanlarımız hayatlarını kaybettiler.

Para harcamaktan korktuğu için, 301 madencimizin diri diri toprağa gömülmesine sebep olmadı mı? Toprak altı su haritalarını gereksiz bulduğu için, madencilerimizin toprak altında suda boğulmalarına neden olmadı mı?

Gazetelere, gazetecilere saldıran, onları döven hapse attıran menfaatin ta kendisidir. İdeolojiler ve diğer değerler, sadece kullanıldıkları ile kalırlar.
Bu kadar büyük acıların yaşandığı bir günde Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarlarının basketbol maçında birbirleri ile didişmesi de, menfaatin yarattığı kör kutuplaşmaların neticesidir.
Menfaat yüzünden bakımı yapılamayan belediye otobüsü daha dün Ankara’da birçok insanımızı katletmedi mi? Freni patlayan kamyonlar, dümeni kitlenen gemiler, teknik arıza yaşayan uçaklar, kabak lastiklerle ortada dolaşan araçlar; hepsi ama hepsi menfaatin ürünleridir.

Dün bütün gün evde olduğum halde, bana “Geldik evde yoktunuz.” diye mesaj atan kargo dağıtıcısının aklını çelen de yine menfaattir. Cumartesi sabahı, Şaşkınbakkal’ın kalabalık sokaklarına girmemesini öğütleyerek onu kandırmıştır.

Dostlar, menfaat her işin içinde ve her zaman aramızda. Onu bunu suçlamayın. Bütün bu işlerde tek sorumlu menfaattir. Bazen kılık kıyafet değiştirerek; fayda, yarar gibi isimler altında da dolaştığı bilinmektedir.
Bu toprakların iklimi ona çok iyi geliyor. Demin aradım konuştum, buradan hiçbir yere gitmek istemediğini belirtti.

Unutmayalım ki, bizler menfaatin arkadaşlığını kaybetmemek için, kardeşini, çocuklarını, torunlarını öldüren bir milletin torunlarıyız. Menfaat bizi sevmesin de kimi sevsin?
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

4 Eylül 2015 Cuma

Yarın Sabah...

Günaydın dostlar.

Mutlu ama minicik bir hayatın var. Bolluk içinde yüzmüyorsun ama aç da değilsin. Bazıları orta sınıf diyor sana, bazıları da orta sınıfın biraz altı…
İşine gidip geliyorsun, çocuklarını okula yollayabiliyorsun, baba yadigârı evin de var; “Allaha şükür her şeyim var” diye her akşam yatarken şükredip, dualarını okuyup uyuyorsun. Her akşam ailece masanın etrafına oturup çorbanızı kaşıkladığınız anlar, ailenin en mutlu anları. Masa örtüsünün üzerindeki çiçekler bile ayrı bir canlanıyor sanki.


Minicik evinde mutlusun ama sokakta da garip bir huzursuzluk var. Etrafınızdaki ülkeler de “Arap Sonbaharı” denilen bir şeyler yaşanıyor. Korkuyorsun, tedirginsin. Mevsim değişir buraya da soğuklar, karanlıklar gelir mi acaba diye endişelisin. Yönetimden, baskılardan, yaşananlardan çok da mutlu değilsin ama en azından bir düzenin var, alışılmış bir hayatın var. Mükemmel bir hayatın olmasa da, ailenle, yavrularınla mutlusun.

İşler yavaş, yavaş karışmaya başlıyor. Ülke nereden geldiği belli olmayan Suriye âşıkları ile dolmaya başladı. Meğerse Suriye’nin menfaatlerini düşünen ve bu uğurda canını bile vermek isteyen ne çok insan varmış.

Yer, yer çatışmalar başlıyor. Suriyeliler değişiklik istiyor deniliyor ama etrafına bakınca bu kargaşanın içinde Suriyelilerden başka herkesin olduğunu görüyorsun. “Ne oldu bize böyle birden?” diye kendi kendine soruyorsun Nasıl böyle nefret kutuplarına ayrıldık?

Her yer karıştı. Kimin kiminle savaştığı belli değil. Bu coğrafyada yaşayan ne kadar çok örgüt varmış. Hepsinin ayrı hedefleri olan bir sürü örgüt ortalığı cehenneme çevirmeye başladı. Yan komşunun evinin üzerine düşen bomba için ne diyeyim bilemiyorum. Hepsinin mekânı cennet olsun. Yaşıyor musun öldün mü belli değil. Yaşadığına mı sevineceksin, 40 yıllık dostlarını kaybettiğine mi üzüleceksin? Kafan karmakarışık.

Yolun karşısındaki kuzenler, tehlikeyi görüp ülkeyi terk ederken sen uyanamadın. İşlerin bu boyuta geleceğini tahmin bile edemezdin. Millet evini, arsasını, bağını, bahçesini para ederken sattı gitti ama sen ülkenden kopamadın. Artık evin sağlam kalsa ne olacak? Bugün değilse yarın piyango sana da vuracak.
Herkes Türkiye sınırına yürüyor. Allah kahretsin. Siz ne yapacaksınız? Evinizi, barkınızı bırakıp siz de mi gideceksiniz? Gitmezseniz öleceksiniz. Giderseniz de oralarda ne yapacaksınız? Yollarda sıcaktan, açlıktan telef olursanız ne olacak?

Bilmiyorum doğru mu yaptınız ama aldınız bir bavul giyeceğinizi elinize, taktınız bileziklerinizi kolunuza geldiniz sınıra. Türkiye’nin sizi almaya niyeti var mı o da belli değil.
Çocuklar sakın yanımdan ayrılmayın. Ceketimi sıkı sıkı tutun sakın bırakmayın. Söyleyemedin çocuklara neden yollara düştüğünüzü. “Türkiye’ye akraba ziyaretine gidiyoruz.” demek zorunda kaldın. “Artık bizim ne evimiz var, ne de bir hayatımız; her şeyimiz bu bavulun içinde.” diye nasıl söyleyebilirdin ki?
Günlerdir aç, susuz sıcağın altında bekliyorsunuz ama üzülmeyin, Türkiye sizi mutlaka alacaktır. Bugüne kadar kimler geçmedi ki o tellerden. Türk insanı sizi orada bırakamaz. Yüreği elvermez. Belki yarın, belki yarından da yakın muhakkak o telleri geçeceksiniz.

Çıktınız tellerin arasından ama kız yok. Kucaklayıp telin öbür tarafına verdikten sonra yok oldu. Allah’ım kızım yok. Allah’ım kızım nerede? Oğlum ablan nerede? Dostlar, arkadaşlar, kardeşler yardım edin, kızım yok. Asker ağabey ne olur kızımı bul. Kızım nerede? Polis amca, kızımı gördün mü? Kalabalıkta bir yerdedir, şimdi çıkacak karşıma. Yüce rabbim kızımı sen koru.

Kızım nerede? Kargaşa esnasında muhtemelen yolun öbür tarafında ki kampa girdi. Çıkıp kızımı aramam lazım ama dışarı bırakmıyorlar. Allah’ım delireceğim kızım nerede? “Ne olur bırakın, öbür tarafa geçip kızımı aramam lazım.”
Akşam oldu, “Artık hiç çıkamazsın” diyorlar.

Gözlerim sonuna kadar açık. Bitmez bu gece. Allah’ım, bu akşam kızım sana emanet, ben koruyamadım ne olur sen kızımı koru. Hadi hava aydınlansın artık, yarın sabah ilk iş kızımı aramam lazım…
Allah kimseyi evini, yurdunu terk edip, tel örgülere, açlıklara, sefaletlere, cam silmelere, saldırılara, kaçırılmalara, tecavüzlere, cinayetlere, itilip, kakılmaya mecbur bırakmasın…