Seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2019 Cuma

Metrobüs Aşkı...

Günaydın dostlar…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir numaralı koltuğunda adını koyamadığımız bir sorun var. Koltuğa hangi amca oturursa otursun, anında bütün ruhlarını bir metrobüs aşkı kaplıyor. Seçim öncesinde hiç böyle bir şey vadettiğini duymadığım halde, bizim Ekrem amca da “Her yeri metrobüs yollarıyla donatacağım” demeye başladı.
Gerçi seçim öncesi adaylardan İstanbul’a yönelik çok da fazla plan duymadık ama metrobüsü hiç duymadık. Birkaç kere Ekrem amcanın metroya yönelik afişlerini gördüm ama geri kalanların hepsi insanlara yönelikti. Seçmeni hedef alan adaylar; bedava internetten tutun da, iş bulmaya kadar her türlü sözü verdiler ama “İstanbul’a da şunu yapacağım” diyen pek olmadı.


Nereden çıktı bu metrobüs aşkı? Metro lafları nasıl oldu da metrobüse döndü? Cevabı çok basit; metro yapmak çok pahalı ve uzun sürüyor, metrobüs yapmak çok daha kolay.

Çok güzel, metrobüs yapalım da, benim bir sorum var. Ekrem amca, bu metrobüs yollarını nereye yapacaksın? Yapılan yolların ortasında, kenarında, altında, üstünde metrobüs için yer mi ayrılmış? Çok uzun yılların ihmalkârlıkları ve plansız, programsız büyümeler bizi bugünlere getirdi. Bırakın metrobüsü bisiklet yolu yapacak yer yok.

Hal böyleyken, geriye tek bir çare kalıyor, her zaman yaptığımız gibi yollardan birer şerit alıp metrobüs yolu yapmak. Zaten yetmeyen, ömür törpüsü haline gelmiş yolları daha da yaşanmaz hale getirmek. Hemen şunu da belirteyim, metrobüs yapıldı diye o yollardaki trafik azalmıyor. İnsanlar her zamanki gibi otomobilleri ile işe gitmeye devam ediyorlar.

Mevcut yolların sağında, solunda metrobüs yolları planlanmış olsa; ağzımı açmam, ben de desteklerim ama iş, kapasitesi zaten yetmeyen yollardan birer şerit daha eksiltmeye dönünce, benim çok aklıma yatmıyor.

Mevcut metrobüs hattının yerine metro yapılması gerektiğini de geçmiş yazılarımda defalarca belirtmiştim. O zamanlarda başlamış olsaydı bugüne kadar çoktan bitmiş olurdu. Üstelik o günlerde para da vardı, yapılabilirdi. Nitekim bir konuşmasında Kadir amca da hata yaptıklarını, mevcut hattın yer altına alınması gerektiğini belirtmişti. Şimdi o hat yer altında olsa ve o iki şerit karayoluna katılsa kötü mü olurdu?
Zamanında yapılmadı, bugünden sonra da zor görünüyor. Sıkıntılı günlerde bu tip işler için kredi bulmak çok zor.

Metrobüs güzergâhında çok fazla nüfus var. Metrobüs götürüyor 50-60 kişi, metro götürecek 600-700 kişi. Arada büyük fark var. Üstelik üstteki yoldan da çalmamış olacağız.
Yapıldığı dönemde (her ne kadar yanlış bir karar olsa da) metrobüs gerekliydi. Kısa sürede daha ekonomik bir çözüm bulmak mümkün değildi. Metrobüs görevini yaptı ama artık yer altına alınmalı. Talep çok yüksek olacağı için bu durgun piyasada bile kısa sürede parasını çıkartabilir. Belki halen bir Yap-İşlet-Devret heveslisi vardır.
İtiraf edeyim, ben de metrobüsü defalarca kullandım. Bu şehirde, Söğütlüçeşme’den Zincirlikuyu’ya on beş dakikada başka hiçbir şekilde gidemezsiniz. Nefes alamayacak kadar kalabalık bir araçta on beş dakika kadar tahammül edebilirseniz, kendinizi kısa bir sürede başka bir kıtada bulabilirsiniz.

Naçizane görüşüm, bundan sonra da mevcut yollardan şerit azaltarak metrobüs yolu yapılmamalı. 16 milyonluk kocaman bir şehirde zaten sadece iki ana arter var. Bir de bunları daraltmaya başladığımız zaman çile katlanarak büyüyor.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ndeki raylı sistem geçişi daha şimdiden planlandı ve köprü ona göre yapıldı. Köprünün ortasında iki demiryolu hattı için yer bırakıldı. Metrobüs için de böyle planlanmış yerler varsa, hiç beklemeden hemen yapalım. Böyle bir durumda ilk tebrik eden de ben olurum.
Günü kurtarmaya yönelik çabalar ve rant merakı bu şehri bu hale getirdi. Lütfen geçmiş yılların göz boyamaya yönelik çözümlerine değil, orta ve uzun vadede bütün vatandaşların hayatını kolaylaştıracak çözümlere yönelelim.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

6 Haziran 2015 Cumartesi

Bahaneler...

Günaydın dostlar.

Bir işi gerçekten yapmak istiyorsan muhakkak bir yolunu bulursun; yapmak istemiyorsan da 500 çeşit bahane bulursun.
Yıllardır her seçimden sonra sonuçlara baktığımızda gördüğümüz tablo, oy vermeyenlerin en büyük ikinci veya üçüncü parti konumunda olduğudur. Ülkenin kaderini etkileyecek bir seçim sürecinde milyonlarca insanımız oy vermiyor.


Neden mi?

Biz de bahane çok.

-          Yaz tatilindeyim şimdi nasıl geri dönüp de oy vereyim?

-          Bu sabah hiç havamda değilim oy filan veremem

-          Oy vermeye değecek bir parti göremiyorum

-          Boğazım ağrıyor, okula kadar yürüyecek halim yok

-          Bu sıcakta 40 saat kuyruklarda bekleyemem

-          Benim o gün önceden verilmiş bir sözüm var

-          Sonuçlar zaten belli, benim tek bir oyum ne değiştirecek ki?

-          Vallahi hiç vaktim yok

-          Pazar günleri ben çalışıyorum

-          Bu yağmurda oraya kadar yürüyemem
 
Bunlar gibi daha yüzlerce örnek sıralayabiliriz.

Yazımın başında da belirttiğim gibi gönlü olmayan, bir işi yapmak istemeyen her türlü bahaneyi bulabilir.
7 Haziran 2015 Pazar günü, bu ülkenin yakın ve uzun vadeli geleceğinin şekilleneceği gündür. Bu mazeretlerin hiçbiri bu seçim için geçerli değil. Okullar da kapanmadı, tatile de gidilmedi, hava da çok güzel. Hiçbirimizin hiçbir bahanesi olamaz. Kuyrukta beklerken canınız sıkılırsa beni arayın, ben gelirim dedikodu yaparız.

Sevgili dostum, bahane üretme, sandığa git, oyunu ver, vatandaşlık görevini yerine getir. Oyunu verdiğin zaman bahane üretmene de gerek kalmaz. Kim bilir, belki de oyunu vermediğin zaman bahane üretmene gerek kalmayabilir…
Kararı kendin ver…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…                 

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Bir Takım Garip Kaprisler...

Değişik bir milletizdir biz, neye ne zaman tepki göstereceğimiz, kapris yapacağımız hiç belli olmaz. Ben değişik düşünüyorum ve her şeyi sizden daha iyi biliyorum hislerimiz bizleri en basit konuları bile çok komplike hale getirmeye yönlendirir. Ben yapmadım, ben katılmadım gibi sözlerde zaman zaman arkadaş ortamlarında havalı olmamızı sağlayabilir.

Dün akşam insanlarımızın cahil olduğuna yönelik birçok yorum gördüm ama seçim sonuçlarının ülkenin eğitim seviyesiyle doğrudan ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bizim ülkemizde kutuplaştırıcı duygular ve menfaatler her zaman diğer parametrelerin önünde olmuştur ve dünde farklı bir şey yaşanmadı. Siz hiç merak etmeyin, o cahil sandığınız insanlar aslında cin gibidir ve de menfaatlerini gayet iyi korurlar.
 
Bizim içimizde “ben artık çok büyük oldum” hastalığı vardır. Biraz okuyan, biraz eli para tutan insanlar her şeyin iyisini ben biliyorum zannederler. Örnek olarak her millet NBA’de oynayan basketbolcularını her zaman sorunsuz bir şekilde milli takımlarında oynatırken biz bir türlü iki tanesini bir araya getiremedik. Neden mi? Çünkü artık onlar çok büyük her türlü şeyi biliyorlar ve her türlü kaprisi yapmaya hakları var.
Bizim millet doğuştan Allah vergisi 3 meziyetle doğar. Herkesin içinde bir siyaset profesörü,  bir futbol hakemi, bir de teknik adam vardır. Bu konulardan acayip anlarız. Sor bir soru bu konuların bir tanesinde, kimse bilmiyorum demez. Hemen sana en doğru cevabı verirler.

Bu gibi durumlar geri kalmış ülkelerin kaderi herhalde. Amerika’da kimse ne siyasetten anlar, ne de futbol hakemliğinden. Adamın hayatı rahat, başka öncelikleri, hedefleri var. Her gün siyasetçileri mi takip edecek. Bir Amerikalının televizyonun karşısına oturup haftada 130 kere siyasi parti liderlerini dinlediğini düşünemiyorum bile.

Dünkü seçimde katılım oranının %74 olduğu söyleniyor. Ben Amerika’da bu oranın hiçbir zaman %50’den fazla olduğunu düşünmüyorum. Bildiğimden değil, sadece gördüklerime dayanarak tahmin ediyorum. İşler yolunda olunca kimse bu kadar politikanın içine girmiyor hatta seçime bile gitmiyor. Biz hepimiz doğuştan politikacı olduğumuz ve de her işin içinde olduğumuz için %74 katılım hakkında söylemediğimizi bırakmadık.
İleri gitmiş ülkelerde %50 işi görüyor ama bizim gibi fakir ve geri kalmış ülkelerde biz her zaman %90 bekliyoruz. Bizim ülkemizin gerçekleri yüksek katılımı zorunlu kılıyor. Ben Avrupa Birliği ülkelerinde de seçimlerde çok yüksek katılım olduğunu hiç tahmin etmiyorum. Amerika’da seçimler Pazar günü bile yapılmazdı. Hafta arası bir günde çalışanlar 1 saat filan gider oylarını atar gelirlerdi.

Sonuçta seçimler bitti ve ülkenin artık yeni bir Cumhurbaşkanı var. Vatana millete hayırlı olsun. 14 partinin desteklediği adayı geçerek cumhurbaşkanı oldu. Bu küçümsenecek bir durum değil. Üzerine Demirtaş’ı da koysanız yine yetmiyor.

Bükemediğin eli öpeceksin diye boşuna söylememişler. 15 tane parti bir aday kadar oy alamıyorsa konu kapanmıştır ve artık dağılma zamanıdır. Seçim kampanyaları eşit imkanlarla yürümedi gibi sözler doğru olmakla beraber 15 partiye karşı 1 parti durumunun da çok eşit olduğu söylenemez.

Diyeceksiniz ki, oy vermeyenler ne olacak? Onlar oy verdi. Şu veya bu nedenle sandığa gitmeyerek onlar tercihlerini yaptılar. Ben oy vermedim ki diyerek kimse taşıdığı sorumluluktan kaçamaz. Oy vermeyen tatilcilere söylemediğimizi bırakmadık ama İstanbul’da olup da oy vermeye gitmeyen dünya kadar insan var.
Tatilci ve boykotçu konusunu gereğinden fazla da abartmamak lazım. Gönüllerin adayı olmayan ve de kimsenin tanımadığı bir kişi iyi bile oy aldı.

Dün geceden beri herkes, her konuda söylenebilecek her şeyi söyledi. Bugün yeni bir gün yeni bir yol. Bakalım bu yeni yol bizi nereye götürecek. Ne demişler, gün doğmadan neler doğar.
Bekleyelim görelim, yolumuza devam edelim, en önemlisi de akıllanalım…

18 Haziran 2014 Çarşamba

Ters Köşeye Giden Çatı Adayı...

Çatı Adayı, gerçekten de herkese ters köşe yaptı. Hiç beklemediğimiz, hatta hiç bilmediğimiz bir isim, çatı adayı olarak açıklandı. Birçok insan gibi, bende, Ekmeleddin İhsanoğlu ismini, ilk defa, dün açıklandığı zaman duydum.


Geçen ay, “Cumhurbaşkanı nasıl bir insan olmalı” diye bir yazı yazmıştım, sonrada benim gibi bir aday olmalı diye sözlerimi bitirmiştim ama görülüyor ki yazdıklarımı pek ciddiye alan olmamış. Ciddiye alınsaydı artık bu saate kadar bir teklif gelmiş olurdu. “Çıkmadık candan umut kesilmez” derler ama zamanın benim aleyhime işlediği de kesin. Beni aday olarak düşünecek partilere son defa buradan sesleniyorum, geç kalıyorsunuz.

Dün İhsanoğlu ismi açıklandıktan sonra, bende herkes gibi, internete saldırıp kimdir, kim değildir diye araştırmaya başladım. Etkileyici bir özgeçmişi olduğu kesin ama düşünceleri ve hedefleri hakkında hiçbir fikrimiz yok. Bence acilen bir takım programlara çıkıp, düşüncelerini, ideallerini, hedeflerini, yapmak istediklerini bizlerle paylaşmalı. Şu anda kimse, amcanın nerede durduğunu bilmiyor. Hangi takımı tuttuğu hakkında bile bir fikrimiz yok.

Belirsizliğin çok olduğu ortamlar, her türlü yorum, şikayet, görüş, hakaret, yaygara için zemin hazırlıyor. Bu belirsizlik ortamının acilen ortadan kaldırılması lazım ki, insanlarda ne yapacaklarsa ona göre yapsınlar. Çıksınlar ortaya hep beraber, koysunlar ortaya bisküvileri ve seçmene bir açıklamada bulunsunlar.

Peki, daha hiçbir şey bilmeden, insanlar neye kızıyorlar? İnsanlar, (CHP’ye oy verenler) adayın partilerinin görüşüyle, duruşuyla, ilkeleriyle uyuşmadığını düşünüyorlar. Diyeceksiniz ki, ne biliyorlar da, yaygara yapıyorlar? Bu çok doğru bir soru. Gerçekten de, birçoğumuz bu amca ile ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Örnek olarak, Sayın İlhanoğlu, hukukun üstünlüğüne ve erkler ayrılığına inanan, laik, demokratik ve Atatürk ilkelerine gönülden bağlı bir insan mıdır? Bu gibi bilgileri, seçmene net olarak açıklamak zorunda olduğunu düşünüyorum.

Bana deniliyor ki, bu aday geçen ay yazdığın yazında belirtmiş olduğun kriterlere uyuyor. Kesinlikle doğru olabilir ama uyup, uymadığını söylemek için henüz çok erken. Partiler üstü davranabilecek ve sadece ülke menfaatlerini gözetecek bir adaysa neden olmasın. Birçok insan siyasete bulaşmamış olmasını bir eksi olarak, görüyorken ben artı bir parametre olarak görüyorum.

Bu sabah deniliyor ki, “meydanlarda başbakana laf yetiştiremez ve başbakan için kolay bir galibiyet olur”. Unutmayın ki, Ahmet Necdet Sezer’de, meydanlarda başbakana laf yetiştirecek bir aday değildi. “Pirinç almaya giderken evdeki bulgurdan olduk” diyenler mi istersin, “bizim millet maço lider sever” diyenler mi istersin, her çeşit yorum var.

Başta da belirttiğim gibi dün hepimiz ters köşe olduk. Sayın başbakan, “acele etmeyin sonra ters köşe olursunuz” derken acaba bunu mu kastediyordu, yoksa kendi yapacağı ters köşeden mi söz ediyordu. Sizce, başbakan bu adayı bekliyor muydu yoksa o da mı ters köşe oldu.
Emin der ki, benimde çekincelerim var ama acele etmeyelim ve gerçekleri öğrenmeye çalışalım. Seçim sabahı önümüze konulacak olan, seçim pusulasını şu anda bilmiyoruz. Pusula bir basılsın önümüze konsun, sonra bakalım kağıdına, rengine, şekline, cinsine ondan sonra bir karar veririz. Ben hayatta dönmem, tatilimi de yarıda kesmem gibi kararlar için şimdilik çok erken.

Konuyu çok net anlamadan, resmin tamamını ve önümüze konacak seçenekleri görmeden kimse bir takım sonuçlara varıp, “anlamadım ama hayır” durumuna düşmesin…

6 Haziran 2014 Cuma

Benim Adayım Senin Adayını Döver...

Büyük gün gittikçe yaklaşıyor. Bugüne kadar insanların çok da umurunda olmayan cumhurbaşkanlığı seçimi, bir anda herkesin gündemine oturuverdi. Konu değişsin ki, Soma’da, Zonguldak’ta, orada, burada kaderleriyle baş başa oturanlar unutulsun.

Tam olarak şöyle olacakmış. Bizim muhalefet partileri var ya, hani muhalefet yapmayı bile beceremedikleri için, köşe yazarlarını muhalefet yapmak zorunda bırakan partiler. Bu partiler, öyle bir aday belirleyeceklermiş ki, hem CHP tabanının, hem de MHP tabanının bütün oylarını aldığı gibi, BDP oylarını da alıp, AKP seçmeninin de oy vermek isteyeceği bir aday olacakmış. Vallahi yazarken, ne yazdığımı ben bile anlamadım. Bırakın işin icraatını yazması bile bir garip geldi.

Sizce var mı böyle bir aday? Bence yok. Çok merak ediyorum, bu tarife uyan kimi bulacaklarda aday diye karşımıza çıkaracaklar.
Atatürk gelse, bu yukarıda tarif edilen kucaklamayı yapamaz…

Sürekli olarak, işte AKP %43 aldı, karşısında da, %57 var, vurgusu yapılıyor. Biz her şeyi işimize geldiği şekilde eksik söylemeyi severiz. Evet, %57 var ama onun içinde 57 değişik grup var. Sanki hepsi aynı şekilde düşünüyor.

Anladığım kadarıyla 28 Haziran akşamına kadar adayların belirlenmesi gerekiyormuş. Bizim, oy vermeyi beceremeyen ana muhalefet partimiz, başvuru sürecini kaçırmazsa, o bile büyük bir başarı olur. Şurada kaldı 22 gün ama ben daha 22 cm yol aldıklarını düşünmüyorum.
Birbirinden çok farklı tabanı olan iki parti ortak bir aday belirleyecek. Vay anam vay. Ne olur biliyor musunuz? Böyle bir adaya hiç kimsenin sahip çıkmaması olasılığı yüksek olduğu için oylar başka yere kayabilir. Örnek olarak, MHP seçmeni, CHP’ye yakın bir adaya oy atmaktansa, oyunu AKP’ye verebilir.

Ben, artık bu ülkede askerlerin en ufak bir seçilme şanslarının olmadığını düşünüyorum. Ne kadar doğru insan olurlarsa olsunlar ama İlker Başbuğ gibi isimlerin, en ufak bir seçilme şansı yok.

Metin Feyzioğlu gibi isimlerde tribünlere oynayarak ve de her şeyi ben bilirim tutumlarıyla, şanslarını kaybettiler. Her zaman, her konuda ortaya çıkmak, iyi niyetle bile yapılmış olsa, bazen çok akıllı bir davranış olmayabiliyor.

Emine Ülker Tarhan ve Meral Akşener gibi isimler, değerli isimler ama diğer partinin tabanından oy alabilirler mi çok emin değilim. Kadının toplumda geri götürülmesi çabalarının zirve yaptığı bir ortamda, seçmen, kadın bir cumhurbaşkanı adayına oy vermeyebilir.
Mansur Yavaş, çok iyi, dürüst ve çalışkan bir insan ama hepimiz biliyoruz ki, bu devirde artık iyi, dürüst ve çalışkan olmak, çok da fazla prim yapmıyor. Yılmaz Büyükerşen’in durumu da hemen, hemen aynı.
Deniz Baykal, Kemal Derviş gibi isimleri de gerçekçilikle alakası olmayan isimler olarak görüyorum. Bırakın MHP, BDP tabanını, kendi tabanlarından bile oy alabilirler mi, emin değilim.

İlhan Kesici, geçmişiyle, tahsiliyle, tecrübesiyle, dürüst görünümüyle adaylar arasında en iyisi gibi duruyor ama onu da bilemedim şimdi.

Siz boş verin, çatı adayını, balkon adayını, teras adayını, muhalefet partileri, başvuru tarihini kaçırmadan herhangi bir aday belirleyebilirlerse ona bile fit olun…

29 Nisan 2014 Salı

Cumhurbaşkanı Nasıl Bir İnsan Olmalı

Günaydın Dostlar,

Cumhurbaşkanı’nın nasıl bir insan olması gerektiği konusunda yorum yapmayan kalmadı. Ben de düşündüm, taşındım ve naçizane görüşüm; cumhurbaşkanının benim gibi bir insan olması yönündedir.

Cumhurbaşkanı, benim gibi Allah korkusu olan, insanların dini inançlarına saygılı ama hiçbir zaman dini siyasete alet etmeyen ve ettirmeyen, dürüst ve iyi niyetli bir insan olmalıdır. Para hırsı olmayan, ülke menfaatlerini her zaman şahsi menfaatlerinin üzerinde tutabilecek bir karaktere sahip birisi olmalıdır. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığı prensiplerini çok iyi anlayarak; menfaat zeminleri ortaya çıkmasına müsaade etmemelidir. Bu üç unsurun ülkenin ana temelleri olduğunu hiçbir zaman unutmayarak, demokrasi yolundan asla vazgeçmeyecek birisi olmalıdır.
Benim gibi siyasete hiç girmemiş, hiçbir zaman da girmeyi düşünmeyen birisi olmalıdır. Partiler üstü olan ve her siyasi partiye ve görüşe eşit mesafede durabilecek bir insan olmalıdır. "Ben cumhurbaşkanlığını bıraktığım zaman gider bir partinin başına geçerim." gibi bir düşüncesi kesinlikle olmamalıdır.

Irkçılıkla alakası olmayan, herkese iyi niyet ve eşit hislerle yaklaşabilecek, değişik dinleri ve dini mezhepleri sorun haline getirmeyen, içeride ve dışarıda sevilen ve saygı gören bir kişiliğe sahip olan bir insan olması lazımdır. Toplumun her kesimi ile ilişkilerini sürdürebilen, yeri geldiğinde diğer devletlerin başkanları ile diyaloğa girebilecek, yeri geldiğinde de bir gecekonduda kendini evinde hissedebilecek biri olmalıdır. Tabii buna bağlı olarak en azından İngilizceyi çok iyi konuşuyor ve yazabiliyor olması da şart.

Cumhurbaşkanı, benim gibi cesur olmalıdır. Popüler olabilmek ve/veya belirli kesimler tarafından sevilmek uğruna inanmadığı şeylerin altına imza atmamalıdır. Bir duruşu olmalı ve o duruşundan kolay kolay ödün vermemelidir. Gerektiğinde “hayır” demek cesaretini gösterebilmelidir.
Bu koltuğa oturacak kişinin, aynen benim gibi belirli bir espri anlayışı olmalı ve yapılan şakaları veya eleştirileri kaldırabilmelidir. Her eleştiri yapanı veya aynı görüşte olmayanı kendine düşman ilan etmemelidir.

Ülkenin ve vatandaşların sorunlarını iyi analiz edip bu yoldaki çözümlere katkı sunabilecek bir yapıda olmalıdır. Çiftçiden sağlıkçıya, polisten emeklilere kadar her kesimin sıkıntılarını anlayıp kısa ve uzun vadeli çözümler üretebilmelidir. Dünyanın giderek milliyetçileştiği ve içine kapandığı bir ortamda eğitim, tarım, hayvancılık, üretim gibi konularda bağımsız olmamızın ülke için hayati bir önemi olduğunu çok iyi kavramış biri olmalıdır.

Devletin kurumlarına eşit mesafede durarak, kurumlar arasında doğabilecek ihtilafları çözebilmek adına olaylara tam bir tarafsızlık duygusu ile yaklaşabilmelidir. Askerlerle de, meclisle de, bakanlarla da, belediyelerle de, üniversitelerle de, diyanet işleri başkanlığı ile de, sendikalarla da, sosyal toplum kuruluşlarıyla da ilişkilerini her zaman ülke menfaatleri doğrultusunda yürütmelidir. Eşini, dostunu, akrabasını bu kurumlara yerleştirme çabası içinde kesinlikle olmamalıdır.
Belli bir duruşu, görüşü olan ama diğer fikirleri, karşı görüşleri de dinlemeye açık olan, kolay ulaşılabilir, halkın yapısını anlayan ve sevilen bir kişi olmalıdır. Sokaktaki insan, “Bu konu cumhurbaşkanının önüne giderse ülke menfaatlerini ilk sırada düşüneceği için bunu hayatta imzalamaz.” diyerek ona güvenebilmelidir. Bence günümüzde artık böyle bir pozisyon için sadece üniversiteden mezun olma şartı değil, iyi bir üniversiteden ve de uygun bir konudan mezun olma şartı da aranmalıdır diye düşünüyorum. En alt seviyelerde bir eleman alımında bile istenmedik şey kalmıyor ama cumhurbaşkanı olurken bunların yarısı bile aranmıyor.
Cumhurbaşkanı, adı üstünde cumhurun başkanı olarak cumhuriyete, ülkesine, milletine, vatanına, halkına, devletin kurumlarına, özgürlüklere, demokrasiye, laikliğe her zaman, her ortamda sahip çıkabilecek bir insan olmalıdır. Yaptığı her işte, attığı her imzada, sürekli olarak “Bu yapacağım iş, atacağım imza benim ülkeme yararlı mı yoksa zararlı mıdır?” diye düşünmelidir.

Cumhurbaşkanı; bütün bu özellikleri taşıyan, ne siyasi ne de askeri geçmişi olmayan, Emin gibi herkese ve her kuruma  eşit mesafede durabilecek biri olmalıdır.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

1 Nisan 2014 Salı

Cumhuriyet Halk Partisi

Günaydın Dostlar,

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)… Doğduğumdan beri hayatımın bir parçası. Düşünüyorum da bazen elli senedir benim hayatımda olan kaç kimse veya kaç şey var diye ve elli tane sayamıyorum ama Cumhuriyet Halk Partisi her daim benim hayatımda. Doğduğumda İsmet İnönü ile başlayan yol bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na kadar uzandı.

Elli yılda 50 cm ileri gidemeyen, tarihi mirasının artı getirdiği kadar eksi de getirdiği bir parti. Bugün artık Atatürk, Cumhuriyet söylemleri de olmasa belki de seçim barajını bile geçemeyecek durumda olan bir yapılanma…Geçen seçimde “Cumhuriyet elden gidiyor.” bu seçimde de “Yolsuzluk var.” cümlelerinden başka seçmene bir şey söyleyemeyen bir grup…Herkese “Bir oy çok önemli.” derken geçen seçimde kendi genel başkanlarının o bir oyu bile atmasını koordine edemeyen bir siyasi parti.
 
Seçimden üç beş gün önce bindiğim bir takside radyoda CHP genel başkanı konuşuyordu. Taksici durdu durdu ağabey bu adamdan da bıktık, dedi. "Neden?" dedim. Ağabey tutturmuş bir hırsızlık, yolsuzluk başka bir şey bildiği yok, dedi. İkinci cümlesi bence daha da enteresandı ve işin özü de bu cümlede gizli. “Demek ki 17 Aralık olmasa bunun söyleyecek hiçbir şeyi yokmuş.” dedi.
Düşündüm adamcağız biraz haklı gibi. Sokaktaki adam böyle bakıyor. “Ulan 17 Aralık da olmasaymış, bunun hiçbir planı programı yokmuş.” diye düşünüyor. Herkesin bir şeyler çalmaya ve kuralların etrafından dönmeye meraklı olduğu bir ülkede görülüyor ki doğru da olsa, yalan da olsa birileri hırsızlık yaptı diye yaygara yapmak çok fazla etkili olmuyor.

Mayamız zaten trafikte yol çalmaktan tutun da vergi çalmaya kadar birçok malzeme karıştırılarak yapılmış. Bu malzemelerin karışımından ortaya çıkmış profiller, egemenlerin bir şeyler çalmış olabilme ihtimalleri ile pek ilgilenmiyor. Çok fazla doğru dürüst yaşamaya çalışanlar zaten bu çarkın içinde barınamıyor.

Hadi Ankara’nın doğusunda birçok ilde şu veya bu nedenle %1’in altında oy alıyorsun ama aynı durum İç Anadolu’daki birçok il için de geçerli. Bu özel bir beceriksizliktir ve bu durumun sağlanması kolay değildir. Yıllarca yanlış politikalar güderek uğraşmak gerek bu durumu sağlayabilmek için. Genel başkanının doğduğu, büyüdüğü ili bile kazanamayan bir parti. Rahmetli İnönü, rahmetli Ecevit doğdukları illeri her seferinde kazanırlardı. Onu bile sürdürmeyi başaramayan bir parti.
 
Sağda mı dursam, solda mı dursam diye bir türlü karar veremeyen sonunda bir seçimlik adaylarla yolun ortasında durup her seferinde kamyon altında kalan bir parti. Yıllardır en güzel yaptıkları şey kendi içlerinde birbirleriyle uğraşmak. Kendileriyle uğraşmaktan dışarıyla uğraşmaya halleri yok. Seçmene kendi içlerinde bir birlik olduklarına dair bir his bile vermiyorlar.
İnsanımızı anlamayan ve anlamaya çalışmayan bir parti. Değişiktir bizim insanımız, konu futbol değilse kendine etkisi olmayacak şeyden etkilenmez. Beni bir gün Anadolu’da küçük bir kasabaya davet eden bir arkadaşım “Ağabey gelsene buraya; iki üç gün başını dinlersin; Ankara’nın, İstanbul’un gerçekleri bizim buraları bir milim değiştirmez.” demişti. Gerçekten de Ankara’daki iyi veya kötü gelişmeler, insanların bulundukları merkezlerdeki yaşamlarını ne kadar etkiliyor; bunu iyi anlamak gerekiyor. Büyük şehirlerden alacağım oylar bana yeter diyemezsin.

30 Mart seçimlerinde CHP bir kere daha yenilmiştir. Aldığı oyların en az yarısını da istemeye istemeye veren insanlardan almışlardır. Partiden ihraç edilmiş insanları geri çağırarak, diğer partilerden aday transfer ederek, popüler isimleri aday göstererek ancak bu kadar oluyor.
Halkı anlamayan, hedeflerinin ve amaçlarının ne olduğunu iyi anlatamayan ve bir çok ilde sıfır çeken bir partinin bütün ülkeyi kucaklaması imkansızdır.

Kıl payı noktalarda kesinlikle bir şeyler olmuş olabilir ama genelde sonuçlara büyük bir etkisi olacak bir seçim hilesi olduğunu da düşünmüyorum. Kaybetmeyi alışkanlık haline getiren Cumhuriyet Halk Partisi, bir kere daha kaybetmiştir.
Başbakan çıktı, haklı olarak, biz kazandık, dedi. Kılıçdaroğlu bize kaybettiniz diyemezsiniz, dedi. Bahçeli de biz kazandık, dedi. Demirtaş, Mardin’i bile aldık; kesinlikle biz kazandık dedi.

Herkes kazandığına göre demek ki kaybeden Emin oluyor.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın...

31 Mart 2014 Pazartesi

Bir Seçim Süreci Daha Bitti

Günaydın Dostlar,

Acısıyla, tatlısıyla sıkıntılı bir seçim süreci daha bitti. Çok acı günler yaşandı ve halen de yaşanmaya devam ediyor. Minicik ellerinde sımsıkı tuttuğu parasıyla ekmek alamayan kardeşimizi de ekmek fırının önünde son ekmeğini gören kardeşimizi de hiçbirini unutmadık.

Herkes inandıkları, bildikleri veya duyduklarını içinde harmanlayarak bir karara vardı ve oyunu verdi. Seçmen için neyin önemli olduğunu iyi süzebilen partiler başarılı oldu, süzemeyenler ve Ankara’nın doğusunda sıfır çeken partiler başarısız oldu. Son iki yerel seçimde belli bir duruş sergileyen Sevgili Giresunlu hemşerilerim de bulundukları coğrafyada farklarını bir kere daha ortaya koydular.

Bu seçim süreci için dünyanın dört bir yanından maddi, manevi birçok külfete katlanarak Türkiye’ye geldiğini bildiğim arkadaşlarımıza da tekrar çok teşekkür ediyorum. Her haltta bir negatiflik ararız ya birçok kişi de “Onlar akrabalarını görmeye gelmişlerdir, gelmişken de oy kullanmışlardır.” gibi saçma sapan yorumlar yapmaktan geri kalmadı. Ben de onlara çok net olarak “Hayır, onlar oy vermeye geldiler, oy vermeye geldikleri için de akrabalarını gördüler.” yorumunu yaptım. Bayram değil, seyran değil, tatil zamanı hiç değil. İnanın kimse mart sonunda akrabalarını görmek için Türkiye’ye gelmez.

"Siz Bu Ülkenin Kadınını Yabana Atmayın" diye geçmişte bir yazı yazmıştım. Gerçekten de atmayın. Yan odaya gidecek takati olmayan amcaların, teyzelerin son enerjileriyle okullara gelmeye çalışmaları, zar zor merdivenleri çıkmaları gözlerimi doldurdu. Amcalar da vardı ama genelde teyzeler daha çok vardı. Okulun hollerindeki mevcut birkaç sandalye takati, gücü artık çok azalmış olsa da inancı, azmi tavan yapmış teyzelerle dolu idi.
Kadıncağızın biri bana “Annemi bir yere oturtabilmek için bakıyorum ama kimseye de kalk diyemem, hepsi en az annem kadar zor durumda.” derken bir eli kızının kolunda, bir eli bastonunda duran o gururlu kadının yüzünde zor durumda olmanın eseri yoktu. Neden orada olduğunu çok iyi kavramış olan sevgili teyzem senin ellerinden bir kere daha öpüyorum..

Dün sabah yollarda ve okullarda gördüğüm yardımlaşma, belki de bu ülkede bazı güzelliklerin halen bitmemiş olabileceğini düşündürdü bana. Koluna girilen teyzeler, merdivenden çıkmasına yardım edilen amcalar, arabaya binmesine yardım edilenler, eli tutulanlar vs vs… Bu topraklardaki bin yıllık kültürümüze, adetlerimize yakışacak içten davranışlardı.
Elinde seçim bilgi formu ile yanlış bir okula gelmişti amcam. Okulun kapısında bekleyen gençler, amcamın durumunu fark ettiler ve "Amca sen yanlış yere gelmişsin, sen Mehmet bilmem ne ilkokuluna gideceksin, biz şimdi seni oraya götürürüz." dediler. İşte benim kendilerine bu vatanın geleceği emanet edilen gençliğim.

Sabahın erken saatinde bastonuyla tek başına sokakta olan teyzeme ne demeli? Bu nasıl bir sorumluluk bilincidir, bu nasıl bir ruh halidir, bu nasıl bir kararlılıktır? Bana "Feriye Geçidi'nin oradan dönmem gerekiyormuş, biliyor musun?" diye sorduğunda içimden sarılıp öpmek geldi ama polis çağırır diye yapmadım. Çok kısa bir mesafeyi sessizce, beraberce yürüdük ve teyzemi bıraktıktan sonra kafamda binbir türlü duygu ile kendi okuluma doğru yoluma devam ettim.

Sandık başında sabırla, zaman zaman da zor şartlar altında gönüllü olarak görev yapan arkadaşlarımız yanlış bir şeyler olmasın diye ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalıştılar. Oradaki varlıkları dahi çok önemliydi. Oy vermek çok önemli, verilen oylara sahip çıkmak da en az onun kadar önemli.
Seçilen başkanlar, milletten bu oyları istediniz ve aldınız. Genci, yaşlısı, herkes oylarını sizlere emanet etti. Bu oyların kıymetini bilin. Milletin size emanet ettiği bu kutsal görevi en iyi şekilde yerine getirin. Unutmayın ki size oy verenleri mahcup etmemek ve seçildiğiniz merkeze hizmet etmek için oradasınız.

Seçilemeyen başkanlar, siz de oylarımızı aldınız ve onlara sahip çıkmak zorundasınız. Külahınızı önünüze koyup neden seçilemediğinizi, neden bazı illerde sıfır çektiğinizi çok iyi tartmak zorundasınız. Belki de seçmenin umursamadığı parametreler üzerinden seçim kampanyası yürütmek size oy getirmiyor olabilir mi?
Sonuçta seçildiniz veya seçilmediniz hiç fark etmez, oylarımıza ihanet ederseniz Emin de, Feriye Geçidi'nin köşesinde minicik hırkasını giymiş, minicik bastonuna tutunmuş kocaman yürekli, zarif teyzem de sizi affetmez.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...

24 Mart 2014 Pazartesi

Bu Hafta Sonu Seçim Var

Günaydın Dostlar,

Bu hafta sonu yerel seçimler var. Türkiye’de şu anda beş yılda bir yapılan belediye başkanlarının, belediye meclisi üyelerinin ve muhtarların seçileceği bir seçim süreci.

 
Belediye başkanlarını seçeceksek neden her dakika karşımızda parti liderleri var. Karşımızda parti liderleri var çünkü bu seçim biraz da genel seçim havasına sokulmaya çalışılıyor. Belediye başkanları nerede? Bu süreç başladığından beri ben kendi adıma taş çatlasa iki üç belediye başkanını görebildim, bu bitmez tükenmez mitinglerde. Günde üç kere yemeklerden önce parti başkanlarının konuşmalarını, bağırışlarını dinledik son haftalarda ve bütün laflarını ezberledik artık. Diğer partileri halka şikâyet halinde geçen uzun mitingler... Hepsinin yaptığı bu. Aralıksız şikâyet ve onlar kötü insanlar durumları. Çok az ileriye yönelik yapacaklarından söz edildiğini duyduk. Genelde hep kötüleme…
Bunların hepsi birbirinden beter, bunların hiç birine oy vermeye değmez…
İşte bunu yapamayız. Kimse seçimleri boykot edemez. En başta oy vermek en büyük vatandaşlık görevimiz. Bir kere herkesin bunu yerine getirmesi gerekiyor. İkincisi her seçim Türkiye’de her zaman kendi ağırlığından daha fazlasını taşır. Seçimin parametrelerini iyi anlamamız ama bir yandan da yerel seçim olduğunu unutmamamız gerekiyor. Bu seçim için Amerika’dan, Kanada’dan, Avusturalya’dan gelen arkadaşlarım olduğunu biliyorum. Bir oy seçimin neticesini etkileyebilir düşüncesini iyi kavrayarak ve de maddi, manevi büyük külfetlere katlanarak oy vermeye gelen bütün vatandaşlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum. Bu işin dışında kalmak imkansız. Oy vermeyen kardeşlerimiz de oy vermeyerek seçimlerini yapmış ve seçimin kaderini etkilemiş oluyorlar. Kimse ben seçmedim diye kendini kandırmasın. Sen de oy vermeyerek seçiyorsun.

Eskiden oy vermeyene para cezası verirlerdi, bilmiyorum şu anda halen böyle bir uygulama var mı? Cezası olsa da olmasa da herkesin gidip oyunu vermesi lazım. Unutmayın sonuçta bu seçilen kişiler beş yıl boyunca bulunduğunuz ili, ilçeyi yönetecekler. Beş yıl kısa bir süre değil.



Bu yerel seçim her türlü havaya sokuldu. Seçim sonuçlarının ülke üzerinde birçok etkisi olacağı kesin. Genel parametreler mevcut, bu her zaman aklınızın bir köşesinde bulunsun ama bunun bir genel seçim olmadığını da unutmamamız lazım. Hepimizin oy kullanırken bulunduğumuz ildeki, ilçedeki durumu iyi süzmesi gerekiyor. Kendi adayınız ne durumda, başka adaylar ne durumda bunu iyi anlamak lazım. Sonuçta kimse unutmasın ki bir kişi belediye başkanı olacak ve verilen, verilmeyen, bölünen, bölünmeyen veya hiçbir şansı olmayan adaylara verilen oylar, seçimin hatta belki de ülkenin kaderini belirleyecek.
Aynı görüşlü üç dört partinin oyları bölmesi ve seçimleri bambaşka partilerin kazanması durumu bu ülkede geçmişte yüzlerce defa yaşandı. Yakın tarihimizde de bunun birçok örneklerini hepimiz biliyoruz. Partilerin ve parti başkanlarının bambaşka hedefler ve ideolojilerle hareket ettiğini artık hepimiz çok iyi anladık. O yüzden iş bizlere yani seçmenlere kalıyor. Tekrar belirtiyorum ki bu bir genel seçim değil. Genel seçimin dinamikleri farklı. Bizlerin oy kullanırken kimin seçileceğine veya seçilmeyeceğine atacağımız oyun bir katkısı olacağından emin olmamız lazım. Genel seçim oylamasını seneye genel seçimlerde yaparız.

Bu seçim güvenoyu oylamasından tutun da genel seçime kadar her türlü şekle sokuldu. Ülkemizde her zaman olduğu gibi bir çok konuda etkisi olacağı da kesin. Her seçim kritiktir ama bu seçimde en kritiklerinden biri olacak. Herkes sorumluluğunu almalı ve sandığa gitmeli. Bu sorumluluktan kimse kaçamaz ve "Ben oy vermedim ki." diyemez. Her seçimde oy vermeyen milyonlarca seçmen, bu ülkenin kaderini belirleyen en büyük gruplardan biri oluyor. Oy vermeyenler genelde seçimi üçüncü dördüncü bitiren partilerden daha büyük bir grup.
Emin der ki çok iyi düşünüp, taşınarak oy verin ve oyunuzun belediye başkanı seçtiğiniz ilde veya ilçede neticeye etki edeceğinden emin olun. İdeolojik oyların bu seçim terazisinde kimseye bir faydası olmuyor.

Ülkemize hayırlı olsun. Allah kimseyi utandırmasın.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın...