Adalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2015 Pazartesi

Mesaj Yok


Günaydın Dostlar,

Her yerde arıyorum…
 
Kalabalıktan adım atılamayan boş sokaklarda, gürültünün sessizliğinde, sakin denizin masmavi sularının karanlığında, beraberce dinlediğimiz şarkıların içinde, onun resimleriyle dolu boş duvarlarda, şarap şişesinin dibinde, kadehlerin kocaman kenarlarında, telefonun yanan her ışığında, soğuk kış günlerinin yakıcı sıcaklığında, kapı her çaldığında, karşıma çıkan her yüzde, her yerde, her zaman onu arıyorum.
Bilmiyor mu onu ne kadar aradığımı? Neden bir mesaj bile yok?

Yanılıyorsun güzel kardeşim.

Mesaj var.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...

22 Aralık 2014 Pazartesi

Adaların Arkasındaki En Karanlık Nokta

Günaydın Dostlar,

Denizden gelir.

Bizim buralarda her zaman denizden gelir. Denizden, adaların arkasındaki en karanlık noktadan, kapkara bulutların refakatinde gelen fırtına bir anda karaya vurur. Her şey o kadar çabuk gelişir ki ne olup bittiğini anlayamazsın. Patlayan camların uçuş rotası, kiremitlerin düşüş rotası hepsi birbirine karışır. Yıkılan hayallerin ağırlığının yanında yıkılan duvarların ağırlığı solda sıfır kalır.
Sen bir ağaca tutunmuşsundur, diğeri bir duvar dibine sinmiştir, bir başkası da yırtık bir tentenin altına. Evinde fırtınadan hiç haberi olmadan oturanlar yok mudur? Olmaz mı vardır tabii. Onlar sıcak evlerinde oturmuşlar badem ve fıstık yiyorlar ama bugün fırtınanın ortasında kalan sensin.


Fırtına bir anda geliverdi. Buzlu yağmurları beraberinde getiren bulutlar sana hazırlanma şansı vermedi. Rüzgârın uçurduğu parlayan buz parçaları tek tek yüzüne çarparken sen hazırlıksız yakalandın. Soğuk tanecikleri bu kadar yakından tanıyacağını düşünmüyordun. Herkes bir yere tutundu ama ne yazık ki senin can havliyle tutunduğun ağaç senden de minik. Kara bulutları gördün ama yine de daha büyük bir ağaca ulaşamadın.

Fırtına var gücüyle seni minik ağaççıktan koparıp uzaklara uçurmak istiyor ama sen sımsıkı yapışmışsın bir kere. Fırtına da olsa tufan da kopsa kimse seni oradan ayıramaz. Sen güvendin, sen tutundun. Minik de olsa sonuçta o da kökleri derinlerde olan ve kolay kolay sarsılmayacak bir ağaç.

Bir yerlerden bir dost eli uzanıverir. Bir anda yakalar seni bileğinden. Tek kişiyi uçurabilecek, yıkacak rüzgâr; iki kişiyi daha zor yıkar. Sayı arttıkça direnç artar. Elele meydan okursun fırtınaya da tipiye de dalgalara da.

Fırtına gelir gelmesine de ama herkesi aynı şekilde vurmaz. Kimi tam fırtınanın ortasında kalır çok etkilenir, kimi de az bir hasarla yakayı kurtarabilir. Saniyeler, dakikalar bir başka gelir insana. Kötü hava hiç bitmeyecekmiş gibi bir hisse kapılırsınız ama sonunda muhakkak güneş açar.
Adaların arkasından, denizden gelen fırtına, güneşin açmasıyla beraber adaların arkasındaki en karanlık noktadaki evine çekilir ve biten stoklarının yerine koyabilmek için yeni karanlıklar, yeni rüzgârlar, yeni buzlu yağmurlar üretir. Bir gün hepsini cebine koyup tekrar hiç beklemediğimiz bir anda ortaya çıkmak için hazırdır.

Fırtınalar gelir, fırtınalar gider. Önemli olan rüzgârlar dindiğinde yanında kimin kaldığıdır. Rüzgârın sert estiği günlerde sorun ortaktır, direniş ortaktır. Sessizlik çöktüğünde bahçende kırılan tek bir saksının peşine düşmeden, rüzgârı ve buzları cepheden karşılayan evin yanında olabiliyorsan o zaman sana kısaca “adam” derler.

Karanlık; yağmurun, fırtınanın habercisidir. Gelen kötü havayı hissedersin ama yine de yapacağın çok fazla bir şey yoktur. Sanki hiç olmayacakmış gibi yaşamaya devam edersin. Hayat şartları bizi buna zorlar. Her zaman günlük öncelikler uzun vadeli gibi görünen sorunların önüne geçer.

Yine gelecek, yine soğuk rüzgârlarıyla kalplerimizi soğutmaya çalışacak ama başaramayacak. Biz ne fırtınalara direndik, meltemlerle savrulup gidemeyiz.
Bizim minik ağaç da bir gün kocaman bir çınar olacak. Değil seni kocaman bir mahalleyi bile koruyabilecek hale gelecek.

Değişir bu hayat, her zaman söylediğim gibi “Yarın ne olacağı hiç belli olmaz.” Önemli olan fırtınaya karşı durabilecek kaç kişi olduğumuzdur.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...

27 Şubat 2014 Perşembe

Kentsel Dönüşüm

Günaydın Dostlar,

Evet, bir şeyler dönüşüyor.
Etrafımızdaki hiç bitmeyen dönüşüm sesleri yüzünden bizlerde uyku filan kalmadı. Sabahın erken saatlerinde başlayan kaya kırma sesleri, akşamın geç saatlerine kadar aralıksız devam ediyor. Bir an bir sessizlik oluyor, bitti zannediyorsun ama birkaç saniye sonra yeniden başlıyor. Her sabah, her akşam, her gün sürekli dönüşüyoruz. Zaten bu durumdan çok şikâyet eden de yok. Her gün bir yenisi başlayan sesler ve dönüşümler kimseyi pek de rahatsız etmiyor.


Bir şeyler yıkılıyor. Bir şeyler yıkılıp yeniden inşa ediliyor. Bir şeylerin dönüştüğü kesin de neye dönüştüğü muallak bir konu.

Yan apartman değişiyor, sokak değişiyor; mahallemiz, şehrimiz, ülkemiz değişiyor. Her şey yıkılıp yeniden farklı bir biçimde inşa ediliyor. Apartmanların önündeki üç kuruşluk yeşillik alanlar gidiyor; yerini çirkin beton ve iki, üç tane kıçı kırık saksı alıyor.

“Kentsel dönüşüm şart” denildi. “Bu okullar depreme dayanamaz” denildi. Okullar değişti! Eski okullar gitti, artık depreme dayanıklı yeni okullar var. Sokakta yürürken baktığınız zaman artık mahallemizdeki okullar eski okullara benzemiyor. Sıralarında oturduğumuz, bahçesinde koştuğumuz okul gitmiş, yerine farklı bir okul gelmiş.

Apartmanlar yıkıldı. "Sağlam değil." denildi. Kim itiraz edebilir? Komşularımız değişti. Yeni yapılan apartmanda artık emekli Ayşe Öğretmen yok. Müteahhitlerin bir yarış halinde, büyük bir hızla yıkıp yeniden yaptıkları apartmanlar, acaba yönetmeliklere uygun bir şekilde, sağlam yapılıyor mu diye düşünmeden de edemiyorum. “Bu apartmanlar ileri teknoloji ile yapılıyor, size ileri teknoloji getirdik” diyorlar, biz de konudan anlamadığımız için inanıyoruz. Projelerden görülüyor ki etrafımızda birçok çakma Burj Khalifalar oluşacak. Yüksek tepe zaten artık görünmüyor.

Köprüler yıkıldı. Kırılan, yıkılan köprüleri tekrar yerine koymak hiç de kolay bir iş değil. Gidenin yerine üç tane köprü yapsan acaba insanlar o köprüye eskisine güvendikleri kadar güvenebilirler mi? Sonuçta yılların güveni yıkıldı gitti ama ileri teknoloji geldi.
Hafriyat kamyonları, sanki buraları bir an önce dönüştürmek istercesine birbirleriyle yarışıyorlar. Her şey dönüşüyor. İyi güzel de bu kadar taşı, toprağı, molozu nereye dökeceğiz? Demokrasilerde çareler tükenmez: Doldururuz denizi, yaparız bir marina; moloz dökmek için de uzak yerlere gitmenize gerek kalmaz. Denizi doldurunca bu ada konsepti de ortadan kalkmış olur. Dokunulmazlığı var bu hafriyat kamyonlarının. Hepimiz için geçerli olan trafik kurallarından onlar muaf tutulmuşlar. Kolay değil tabii, işleri acele. İstedikleri zaman köprüde, otoyolda, orada, burada her yerde eylem yapabiliyorlar. Sen, ben de sokağa çıkayım da iki eleştiride bulunayım, fikrimi söyleyeyim, gösteri yapma hakkımı kullanayım desek gidebileceğimiz en yakın park Hyde Park.
Bu sabah camdan bakınca bir şeylerin dönüştüğünü çok net olarak görebiliyoruz. Gökyüzündeki kara bulutların altında, yeşilin koyulaştığı bir ortamda bir şeyler dönüşüyor.

Umarım bir gün depreme dayanmaz diye başka eserleri de yıkıp yeniden yapmamıza gerek kalmaz. Bazı eserler dayanıklı yapılmıştır. Temellerinde bir milletin kanı, gözyaşı, emeği, fedakârlığı, cesareti vardır. Yıksan yıkılmaz, değiştirmeye kalksan değişmez. Her türlü mevsim şartına dayanıklıdır. Yağmur, fırtına, tufan duvarlarında bir milimlik çizik bile açamaz.

Herkes rahat olsun, tepe sağlamdır ve altı kayalıktır. Görünen de dev gibi bir buz dağının minicik tepesidir.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…