Sokakta Yaşamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sokakta Yaşamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2016 Cumartesi

Soğuk Geceler

Günaydın Dostlar,

Bu haftaki gibi soğuk gecelerde sıcak bir ortamda olduğum için Allah’a şükrediyorum ama bir yandan da aklım soğukta çalışmak veya daha da zoru soğukta yaşamak zorunda olanlarda kalıyor.
Dün gece salonda oturmuş boş boş televizyona bakarken (izliyordum demiyorum zira bakıyordum) sokaktan geçmekte olan bozacının sesi beni bir kere daha çocukluğuma götürdü. Zaten bozacılar, küçüklüğümden beri hep aklımdadır; bir de üzerine geçen sene Orhan Pamuk’un romanını okuduktan sonra hiç aklımdan çıkmaz oldular.


Allah kimseyi soğuklukla veya açlıkla terbiye etmesin. Soğukta yaşamak kolay bir iş değil. Ayrıca bu durum sadece insanlar için geçerli değil. Bu gibi akşamlarda sokak hayvanlarının da çok üşüdüğünü düşünüyorum. Yüzlerine baktığınız zaman da üşüdüklerini hissediyorsunuz. Belli bir dereceye kadar bizden daha dayanıklı oldukları kesin ama onlar da üşüyor. Hem de çok üşüyorlar.

Tüyleri sırılsıklam olmuş bir köpeğin rüzgâr altında, -5 derecede üşümediğini düşünmek bana hiç inandırıcı gelmiyor.

Dediğim gibi sokaktaki bütün canlılara sempatim var ama aklım bozacılarda. Koskocaman bir güğümle buz gibi havada saatlerce yürümek her babayiğidin becerebileceği bir iş değil. Zaman zaman da "Bozacı amcalar için başarılı bir akşamın tanımı nedir acaba?" diye düşünürüm. Bu kadar eziyetin karşılığında bir gecede kaç para kazanıyorlardır acaba?
Herkesi düşünüyorum ve “Allah yardımcıları olsun.” diyorum ama bozacılar ve sokak hayvanları benim listemde ilk sıradalar. Nedenini ben de bilmiyorum. Muhtemelen Ankara'da büyürken Bahçelievler’in buz gibi kış akşamlarında boza satan amcalardan etkilenmişimdir. Evcil hayvanlar konusu da annemin kedilere olan merakından kaynaklanıyor diye düşünüyorum.
Evlerini, yurtlarını terketmek zorunda kalanlar da her zaman aklımın bir köşesinde. Natamam inşaatlarda veya naylon branda duvarlı odalarda soğuğa karşı direnmek acı bir iş. Allah yardımcıları olsun.

Her zaman “Rutin hayatımız için Allah’a şükretmeliyiz.” derim. O sıkıcı bulduğumuz, işten eve evden işe gidip geldiğimiz hayat bizlere Allah’ın bir lütfudur. Bu lütfu iyi anlayıp soğukta kalan canlılara her kim olursa olsun (elimizden geldiği kadar) yardım etmeliyiz. Bir insanı, bir köpeği, bir kediyi bile soğuktan kurtarabiliyorsak insanlık adına büyük bir hamle yapmış oluruz.

Geçen akşam tren istasyonuna geldiğimde oradaki taksileri organize etmeye çalışan şahsın karla kaplanmış hali de içimi burkmuştu. Üzeri gayet az giyimli olan bu amca, tipi şeklinde yağan kar altında minicik bir karton bardaktan içtiği çayla ısınmaya çalışıyordu.
Bilmiyorum sizlere de aynı durum oluyor mu ama ben bu tip durumlar gördüğüm zaman hepsine birden yardım etmek istiyorum. Yağan karın altında beklerken keşke imkânım olsa da herkese yardım edebilsem diye düşünüp duruyorum.
Sevgili dostlar, hayat zor. Bazılarımız için de çok daha zor. Birçok insanın aklına bile getirmediği problemleri her gün yaşayan insanlar var. Her gün “Acaba bu akşam nerede sıcak bir ortam bulacağım da donmadan uyuyabileceğim?” diye düşünmenin nasıl bir duygu olduğunu Allah hiçbirimize göstermesin.

Sobaya iki kürek fazla kömür atabilenler, “Ahmet Efendi kaloriferin ısısını biraz artır.” diyebilenler, “Acaba bu gece kombinin sıcaklığını bir derece daha arttırsak mı?” gibi çok zor bir karar vermek zorunda olanlar veya elektrikli ısıtıcılarla uyuyanlar; bunları ancak kıvrıldıkları merdiven altında rüyalarında görerek ısınanları hiç unutmasınlar.  

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

18 Ocak 2016 Pazartesi

Ya Üşüyorsa

Günaydın Dostlar,

“O üşümez, bu üşümez.” laflarını hep duyarız. Bu lafları ne zaman duysam, ben de “Ya üşüyorsa.” diye düşünürüm. Gerçekten üşümediğini nereden biliyoruz?

Dışarıda hava buz gibi olur, “Kediler üşümez.” derler. Bir kedinin soğuğa karşı benden daha korunaklı olduğu kesin. Onlar yaz kış doğal yün donlarını giymiş olarak dolaşıyorlar ama yine de onların da bir limiti vardır, diye düşünüyorum. Belki -5 derecede üşümüyordur ama -25 derecede üşüyordur. Kimin ne çektiğini uzaktan bilemeyiz.



Kutup ayısı muhtemelen kediden daha dayanıklıdır ama belki onun da bir üşüme derecesi vardır. Kim olursa olsun, her canlının muhakkak bir üşüme derecesi vardır diye düşünüyorum.

“Üşümek” konusu, her zaman için bizim vicdanımızı “fazla sıcak” konusundan daha çok rahatsız eden bir parametredir. Birileri 60 derece sıcaklıktaki bir ortamda yaşamak veya çalışmak zorunda kalıyor diye pek üzülmeyiz ama üşüyen insanlar her zaman vicdanımızı titretir.

Allah var, ben üşüyen insanlar gördüğümde çok etkileniyorum. Hemen belirteyim, "üşüyen insanlar" derken şık görünmek için üşüyenleri kastetmiyorum. Benim üzüntüm soğuk havada yaşamak veya çalışmak zorunda olanlardan dolayı.

Ne kadar sıkı giyinirse giyinsin, sizce soğuk havada iki saat nöbet tutmak zorunda olan asker üşüyor mudur? Üzerine giydiği çelik yelek üşüme katsayısını daha da arttırıyor mudur? Bence kesin üşüyordur. Dağlarda, ovalarda, şehirlerde bu havada vatanı için savaşan bütün kardeşlerimize benden selam olsun. Allah hepinizi korusun.

Yersiz, yurtsuz sokakta kalmak ve uyumak zorunda kalan zavallı insanlar, çok üşüyorlardır. Ben yatağımda kıçım azıcık açılmasın diye uğraşırken belki de o zavallı da kartonlarını yayabileceği, çöpten çıkarttığı battaniyesini üzerine örtebileceği bir merdiven altı bulduğu için mutlu oluyordur. Üşüyordur zavallı; iliklerine, kemiklerine kadar üşüyordur. Çok üşüyordur.

Ya bozacı amca? Bu soğukta gece karanlığında yarım güğüm boza satacağım diye uğraşan amca. Bozacı amca da çok üşüyordur. Eldiven de giysen, kalın yün donun, fanilan da olsa hiç fark etmez. Gece ayazı hepsini jilet gibi keser geçer. Bütün gece sokaklarda dolaşıp bir eldiven bile alamayacak kadar para kazanan zavallı amca. Her gece elleri, ayakları donan bozacı. Her gece, bütün gün sobanın yanında kuruyan giysilerini tekrar giyip yollara düşen koca kalpli amca.

Bağdat Caddesi’nin en işlek yerinde simit satan, oldukça da iyi para kazanan simitçi amca da üşüyordur. Para tamam ama bütün gün soğukta ayakta durmak da kolay bir iş değil. Kesin üşüyordur. Üşümek garip bir konudur. Paralı da üşür, parasız da üşür.

Ayakları çıplak okula giden çocukları görünce dağılıyorum. İçimden hepsine çizme almak geliyor. Bir gün Allah bana öyle bir para verirse bu ülkede ayağı çıplak okula giden çocuk bırakmayacağım. En sinir olduğum laf da “Onlar alışık bu şartlara.” benzeri sözler oluyor. Alışık değiller kardeşim, inanın üşüyorlar. Hem de çok üşüyorlar. Ayakları da üşüyor, kalpleri de.

Herkes üşüyor. Bebek Sahili’nde yürüyüş yapanlar da üşüyor, sokaklarda çalışmak zorunda olanlar da. Çocukluğumuz da, Ankara 19 Mayıs Stadı’na maça gider, şeyimiz donana kadar oturup maç seyrederdik. Korkunç üşürdük vallahi. “Çikolata ye, iyi gelir.” derlerdi ama çikolata ile filan olacak bir iş değildi.

Hava soğuk, tedbiri elden bırakmayın. Kimse bu gibi günlerde yün donunu giymeden sokağa çıkmasın. Bağlantısı nedir bilmiyorum ama büyüklerimiz, “Çocuğun olmaz sonra.” derlerdi.

Her zaman söylediğim gibi “Allah bu soğukta dışarıda yaşamak veya çalışmak zorunda olanlara yardım etsin ve kimseyi üşümekle veya açlıkla terbiye etmesin.”

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…


5 Haziran 2015 Cuma

Suriyeli Dostlarımız...

Günaydın dostlar.

Daha önceki yazılarımda da zaman zaman belirttiğim gibi CCI’da çalıştığım dönemlerde en severek gittiğim ülkelerden biri Suriye’ydi.  Sizlerin tecrübeleri nasıldır bilmiyorum ama Suriye’nin modern ve samimi ortamında ben her zaman çok güzel ağırlandım. Kaldığım oteller de, gittiğim restoranlar da, dolaştığım sokaklar da, hepsi çok keyifliydi.
 
Şimdi Suriyeli komşularımızın birçoğu artık kendi ülkelerinde yaşayamıyorlar. Ellerine alabildikleri bir minik çanta, iki don, bir fanila ile yollara düştüler. Sıcacık evlerini, yurtlarını, vatanlarını bir daha hiç dönmemek üzere terk ettiler. Ölmemek için Türkiye, Ürdün, Irak gibi ülkelere sığındılar. Hadi Türkiye ve Ürdün’ü ayrı bir yere koyalım ama durum o kadar kötü ki insanlar yaşama şansları bir milim daha yukarıda olabilir diye Irak gibi 70 türlü örgütün cirit attığı, hiçbir devlet otoritesinin olmadığı topraklara sığınmak zorunda kaldılar.
Bu kardeşlerimizin büyük bir bölümü şu anda Türkiye’de yaşıyor. Sayılarının 2 milyondan fazla olduğundan söz ediliyor. Zaten kendi zar zor geçinen ve fakiri çok olan bir ülke için bu kadar yüksek sayıda misafir ağırlamak hiç te kolay bir iş değil.

Bu büyüklükteki bir insan topluluğunu kamplarda tutmanız da mümkün olmadığına göre birçoğunu sokaklara salmak zorunda kaldık. 20 civarında il ve ilçemiz Suriyeli akınından hem maddi olarak, hem de manevi olarak çok kötü etkilendiler. Bazı kasabalara, o kasabanın nüfusundan daha çok Suriyeli gitti.

Suriyelilerin ülkemizde yaşamasından kaynaklanan bütün zorlukları biliyorum ve söylenenlerin hepsini haklı buluyorum. Sığınanlar olduğu gibi, gittikleri yerleşim merkezlerini birbirine katanlarda var bunları da biliyorum. 100 liralık işin artık 30 liraya yapılıyor olmasından tutunda, Suriyeli korkusu yüzünden insanların geçmeye çekindiği sokaklara kadar, her türlü gerçekle her gün yüzleşiyoruz.
Karşımızdaki her kim olursa olsun yaşanan her türlü tacize karşı kendimizi korumak en doğal hakkımızdır. Buna kimsenin diyecek bir sözü olamaz ama yaşanan trajik tablo karşısında birazcık empati yapmayı da unutmayalım.
Suriyelilerin evlerini terk etmesine neden olan gelişmeleri hepimiz biliyoruz ve bunları sabaha kadar tartışabiliriz ama benim bu sabah ki konum işin insani boyutu. Nedeni ne olursa olsun, ölmemek için evini terk etme hissini ancak yaşayan bilir.

Allah, kimseyi böyle bir durumda bırakmasın. Yanına alabileceğin 3-4 parça giyecekle ve sırtında taşıdığın hasta annenle, çoluk çocuk yollara düşmek hiçbir insanın yaşamaması gereken bir acıdır. Sebep olanlar her iki dünyada da bunların hesabını verirler bir gün.

Açlığı, sefilliği, tacizi, tecavüzü, horlanmayı, itilip kakılmayı, dolandırılmayı, sokaklarda yatmayı ister miydi bu insanlar? Birçoğunun normal bir hayatı vardı. Acımasız hayat onları yuvalarından etti, sokaklara mahkum etti.
Sebebi her ne olursa olsun, her kim neden olmuşsa olsun, kökenleri her ne olursa olsun bu insanlar şu anda burada ve bizim misafirimizler. Kimse isteyerek yanına bir çanta ve bir koyun alarak kendini mayınlı tarlaların ortasında bulmak istemez.

Ben, Suriyelilerin hallerine çok üzülüyorum ve bu mübarek Cuma gününde Allah kimseyi can korkusuyla evini, yurdunu terk etmek zorunda bırakmasın diye dua ediyorum.
Sokakta kartonların altında yaşamaya çalışan o aileyi gördüğünüzde, onlarında geçmişte Suriye’de bir yerlerde bir evi olduğunu unutmayın. Düşmez kalkmaz bir Allah. Doğan güneşin yarın ne getirip, ne götüreceği hiç belli olmaz.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…