TEM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TEM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2015 Çarşamba

Amerikalı Yapmış...

Günaydın dostlar…

Bizde yapsan kıyametler kopar ama Amerikalı yapmış.
Şu anda İstanbul uyuyor. Birazdan herkes uyanacak ve düğüm olmuş trafikte işine gitmeye çalışacak. İstanbul’un trafik gerçeği ortada ama yapımız da ortada. Her sabah bu eziyeti çekeriz ama 10 dakika erken yola çıkmayız. Ben olsam bu eziyeti bir sabah çekerim, ikinci sabah daha erken bir saatte yola çıkarım.


“Nasıl olsa acelem yok, işe gidiyorum” ruh hali, insanların her sabah bu eziyeti çekip trafiğin iyice içinden çıkılmaz bir hal almasına neden oluyor.

Amerikalı ne yapmış? Son derece kapitalist bir çalışma yaparak, yollara giriş çıkış fiyatlarını saatlere göre belirlemiş. Nasıl mı? Hemen anlatayım.

Örnek olarak: Adam diyor ki, “E-5 karayoluna sabah saat 7.00 – 10.00 arası girersen bunun bedeli 10 TL’dir”. Bu yola girer girmez, arabalarındaki bizim OGS benzeri cihazlardan bu miktar düşüyor. Arabasında bu cihazdan olmayan da bu yola giremiyor. Borsa gibi, bu fiyat trafik yoğunluğuna göre sürekli değişiyor. Öğleden sonra saat 14.00’de girersen 5 TL, sabaha karşı saat 4.00 gibi girersen 0,50 TL olabiliyor. Bir formül belirlemişler; o formül trafik yoğunluğuna göre fiyatları otomatik olarak belirliyor.

Her şey otomatik olarak ayarlanmış. 10 TL olması gereken bir saatte o gün tesadüfen trafik yoksa o zaman 1 TL’ye de geçebiliyorsunuz. Birçok ana arterde bu tip uygulamalar var. Canın istemiyorsa, aynı yolu E-5’e girmeden Minibüs Yolu’ndan da gidebiliyorsun ama doğal olarak 500 tane ışığa ve çok daha yoğun bir trafiğe maruz kalıyorsun.

Üstelik bu uygulamanın yapıldığı şehirler bizdeki gibi nüfusu 15 milyon olan yerler değil. Genelde nüfusu 500,000’in üzerinde olan her şehirde buna benzer uygulamalar var.
Bir diğer uygulama da: Belirli yollara veya şeritlere girebilmek için aracında en az 2 kişi olması şartı. Yine bizden örnek verirsek, “Sabah saat 6.00 – 9.00 arası TEM’e gireceksen arabanda en az 2 kişi olması gerekiyor” diyor. Tek başına bu yollara giren olursa büyük ceza kesiyorlar. Bazı yollarda da, “sol şeridi kullanabilmek için arabanda en az iki kişi olması gerekiyor” şartı var.
Bunlara benzer birçok uygulama var. Gördüğünüz gibi Amerikalı bir takım önlemler almaya çalışmış. Bizde olsa, hemen zengin fakir edebiyatı yapılmaya başlanıp, söylenmedik laf kalmaz. Televizyonlarda gecelerce açıkoturumlar düzenlenip, devletin zenginleri nasıl koruduğu vurgulanır.

Hızla artan araç sayısı, yönetimleri çeşitli tedbirler almaya zorluyor. Toplu taşıma sistemlerinin olmaması gibi parametreler de bu durumun üzerine tuz biber ekiyor. Hemen belirteyim; Amerika’da da toplu taşıma sistemleri çok zayıf. Birçok şehirde metro sistemleri daha yeni yeni kuruluyor.

İstanbul gibi kontrolden çıkmış şehirler de eninde sonunda bu tip önlemler almak zorundadırlar. Sürekli artan araç sayısını 40 senedir hiç değişmeyen yolların kaldırması mümkün değildir.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

13 Mayıs 2014 Salı

Sabiha Gökçen Yolu...

Günaydın dostlar…

Hiç taksiye binip de o sihirli cümleyi söylediniz mi?
“Günaydın, ben havaalanına gitmek istiyorum”. Evet, siz o sihirli cümleyi söylediniz ve artık başınıza gelecek her türlü şey için, kendiniz kaşındınız. Bu cümleyi duyar duymaz, o makul, normal bir insan gibi görünen taksi şoförü gider, onun yerine taksiyi kullanmak için bir canavar gelir. Sen havaalanı dedin ya, bir anda adama da seni uçurmak gibi bir his gelir.


Taksiyi kullanan amca; havaalanı, uçak, muçak laflarını duyunca kafadan senin acelen olduğuna karar verir ve deliler gibi gitmeye başlar. Sen içinden "Acelem yok kardeşim, benim daha 3 saatim var" demeye başlarsın ve adam işi abartırsa, sonunda dışından da söylersin. “Sakin ol kardeşim benim acelem yok, daha çok vaktim var”. Yola çıkarsın, kendine göre de bir hesap yaparsın; hemen hemen 3 saat var, 45 dakika yol tutsa, giriş kartını aldın, güvenlikten geçtin filan, zaten yarım saat önce de yolcu almaya başlarlar vs. vs. vs. Bana da bir çay içecek, tarçınlı kek yiyecek vakit kalır.

Ammmmma gel gör ki sen kaşındın, sen “havaalanı” dedin. Taksiyi kullanan ve senin havaalanına gitmeden önce uçmaya başlaman gerektiğini düşünen amca, 11 dakikada götürür seni oraya, güvenlikte de bir Allah’ın kulu yoktur oradan da zırt diye geçersin, bakarsın daha uçağın kalkmasına iki saat kırk dokuz dakika var.  Bu, “havaalanı” deyince, deliren taksi şoförlerinin, çocukluğuna inmemiz şart.

Sabah sabah havaalanına giden taksi nereden mi çıktı ? Böyle bir tanesi, bir sabah, ben huzur içinde gişelere doğru giderken gelip …… girdi de oradan aklıma geldi. Arkada da bir bayan oturuyordu. Sabahın o saatinde nereye gidiyor olabilir ki o taksi?

İlk ihtimal, kadın Sabiha Gökçen Havaalanı'na gidiyor. Kadıncağız "havaalanı" dedi ve taksici amca delirdi. Allah bilir, uçağın kalkmasına daha 3 saat var.

İkinci ihtimal, kadın İçmeler Tren İstasyonu'ndan treni yakalayacak Bence bu az bir ihtimal, çünkü bu civarlarda, tren yok artık.
Üçüncü ihtimal de, kadın işe gidiyor, ama bu toprakların çocuğu, sabahın altısında son hız işe gitmez.

Dördüncü ihtimal, adam kadını kaçırıyor ama kadın hiç kaçırılıyor gibi oturmuyordu.
Beşinci ihtimal kadın geç kaldı, sabahın 5'inde bardan çıktı eve yetişmeye çalışıyor evdekiler gebertecek, ama o da az ihtimal. Pazartesi akşamı sabahın beşine kadar kim dışarıda kalır? (belki de kadın yay burcu).
Altıncı ihtimal, taksi driver ne kadar cool ve hızlı araba kullandığını göstererek kadını etkilemeye çalışıyor. Cool luğuna cool luk katsın diye de 39 derecelik bir açıyla oturuyor.

Yedinci ihtimal, Kutsi çalıyor ve taksi driver kendini Emerson Fittipaldi zannetmeye başladı.

Sebebi her ne olursa olsun, kimse taksiye binip “havaalanı” demesin.  Sen şöyle bir gidiver ben tarif edeceğim sana diye lafa girin, adam havaalanına gittiğinizi anlamasın. Anladığı anda iş işten geçmiş olur. "Yaaa, ne söylemedin havaalanına gittiğini?" derse de, “Ay ne bileyim sabah sabah düşünemedim” dersiniz.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın …