Şehitler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şehitler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2016 Perşembe

Suriyeliler...

Günaydın dostlar…

Allah hiç kimseyi Suriyelilerin durumuna düşürmesin.
Evini barkını terk ederek, minik oyuncak bebeğini bile yanına alamadan yurtsuz kalmanın nasıl bir duygu olduğunu, Allah hiç kimseye göstermesin. Vatanı olmayanın başına neler geldiğini, son 3-4 yıl içinde binlerce defa izledik.

Suriye’ye defalarca gitmiş bir insan olarak bu konudaki fikirlerimi geçmiş yazılarımda belirtmiştim. İnsanlık adına, komşuluk adına bu kardeşlerimize elimizden gelen her türlü yardımı yapmalıyız. Sosyal platformlardan yorumlar yaparak, bizlerin Suriyelilerin yaşadığı acıyı anlaması mümkün değildir.
 
Suriyeliler gerçekten acıklı bir durumda. Çoluk çocuk o ülkede, bu ülkede sefil oldular. Şanslı olanlar, bağlantıları olanlar, parası olanlar kendini kurtardı ama birçoğu çok zor durumda. Gittikleri ülkelerde (bizim ülkemizde dâhil olmak üzere) başlarına gelmeyen kalmadı. Çocuk kaçırmadan tutun da, tecavüze, cinayete kadar her şeyi yaşadılar.
Biz de Türkiye olarak çok düzenli bir şekilde olmasa da, elimizden geldiği kadar onlara yardım etmeye çalıştık ve halen de çalışıyoruz. Bu trajedi sona erene kadar da bu yardıma devam etmeliyiz.

Nasıl bu hallere geldiğimiz filan apayrı bir platformda tartışılması gereken konular diye düşünüyorum. Sokağın gerçeği, yaşanan insanlık dramının sebeplerini önemsemiyor. Sokak acımasız ve zayıf olanı yutuveriyor.

Dile kolay, tam 3 milyon Suriyeli geldi. Belki de daha fazla. Doğal olarak, bu kadar büyük bir grup gelirken, bunların içinde her türlü insan da geldi. Sınırlarımıza yığılmış milyonlarca insanı teker teker araştırarak içeri almak mümkün olmadı. Aç, susuz, perişan insanları daha fazla sınırda bekletemezdik.

Suriyelilerle beraber o sınırdan iti, kopuğu, uğursuzu, katili, teröristi, hırsızı da sınırdan girmedi mi? Girdi tabi ki. Hem de yüksek sayılarda girdi. Bu şekilde girenlerin her biri ayrı ayrı bir risk taşımaktadır ama belli bir sayıda arzu edilmeyen cins içeri girdi diye bütün Suriyelilere husumet besleyemeyiz.

Suriyeliler geldi mi? Geldi. Yardım etmeli miyiz? Kesinlikle…
Peki, sorun nerde? Sorun işin hassasiyetinde. Burası dünyanın en zengin ülkesi değil. Bizim de Orta Avrupa ülkeleri gibi kişi başı gelirimiz 35,000 Avro seviyesinde olsaydı, herkes refah ve bolluk içinde yaşasaydı; Suriyeliler için yapılan hiçbir şey insanlara batmazdı.

Ama sokağın gerçeği öyle değil. “Şu kadar büyük bir ülkeyiz, bu kadar büyük bir ülkeyiz” laflarını boş verin. İşin gerçeği biz fakir bir ülkeyiz. Kâğıt üzerindeki rakamlar ne derse desin, halkımızın büyük bir kısmı çok zor şartlarda zar zor geçiniyor. Yolu bile olmadığı için ulaşılamayan şehit evlerinin görüntüleri halen gözümüzün önünde. Çocuk vatanı için canını vermiş, ailesi muşamba ile korunmuş, soğuk bir evde yaşam mücadelesi veriyor.
Bunlar gibi binlerce örnek verebiliriz. Ayakkabıları parça parça olmuş dededen tutun da, çıplak ayaklı çocuklara kadar bütün görüntüler hafızamızda. Geri zekâlı da değiliz, vicdansız da değiliz. Hiçbirini unutmadık zira hepsi biz de derin yaralar bıraktı.

Şimdi, sen tutar da böyle bir ülkede, şunu yapacağım, bunu yapacağım dersen insanları yaralarsın. Bu ülkede çok fazla çile çeken insan var. Çok fazla ortada kalmış aile var. Çok fazla gözü yaşlı çocuk var.

Zor hayat şartlarında yaşayan bu kadar çok insan varken, bu gruplardan sadece bir tanesine bir takım imtiyazlar sağlamaya çalışmak, diğerlerini derinden yaralar ve kızdırır. Suriyeliler bu ülkede çile çeken gruplardan sadece bir tanesidir. Yarı bitmiş inşaatlarda, naylon kaplı camların arkasında üşüyenler sadece Suriyeliler değiller, bizim insanımız da üşüyor, bizim insanımızda akşam aç yatıyor…

Ben mazlumlara, sıkıntı çekenlere yardım edeceğim dediğin zaman, hepsine birden (Suriyeliler de dâhil olmak üzere) yapabiliyorsan yap, yoksa yapma. Fakir bir ülkede sadece bir kesime ayrıcalık yapamazsın. Hele de o kesim bu ülke de en az emeği olan grupsa…
Suriyelilerin yarattığı sorunlar ve agresiflikler son zamanlarda arttı. Başta da belirttiğim gibi, onların içinde de bambaşka hedefleri olan insanlar var. Unutmayın ki, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir insan, her şeyi yapabilir…

Suriyelileri elimizden geldiği kadar misafir edelim, verebileceğimiz her türlü maddi, manevi desteği verelim ama asıl hedefimiz Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması yönünde çalışarak, bir gün onların sağ salim evlerine dönmelerini sağlamak olmalıdır…
Zaten sorduğunuz zaman, onlar da bunu istiyorlar…

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

14 Şubat 2016 Pazar

Kim?

Günaydın dostlar…

Bunu, klasik bir sabah yazısı değil de, bir öğlen düşüncesi olarak görelim.
Televizyon kanallarını izliyorum da, birçok kanal Suriye’ye yapılması muhtemel olan bir kara harekâtından bahsediyor. Hatta bazı kanallara göre bu işleri Suudi Arabistan ile birlikte yapacakmışız…


Emin de bu haberleri duyunca kendi kendine düşünüyor ve düşmanımızın kim olduğuna tam olarak karar veremiyor. Suriye bataklığına bulaşınca bir daha çıkabilir miyiz yoksa kaygan kumda boğulup gider miyiz konusunu hiç bilmiyorum. O konuyu bilmediğim gibi, kime saldıracağımızı da bilmiyorum.

Beşşar Esad ve Suriye ordusu mudur bizim düşmanımız? Amacımız Esad’ı devirmek midir? Eğer amacımız buysa, Esad’ı devirmenin bize ne faydası vardır?

Bilemiyorum. Belki de amacımız YPG ve PYD’ye saldırmaktır. Onların orada çeşitli özerk yönetimler kurma çalışmalarına mı karşıyız yoksa etrafı ele geçirip, Türkmenlere karşı bir etnik temizliğe girmelerinden mi çekiniyoruz? Orada yaşanacak bazı gelişmelerin, yarın buralara örnek olması ihtimali de ayrı bir konu.

Yazarken kendim de inanmıyorum ama belki de amacımız IŞİD terör örgütünü Suriye’den çıkarmaktır. IŞİD ile komşu olmak mıdır bizi rahatsız eden. Sınırdaki bir örgütün, sınırın öbür yanında nasıl faaliyetler içinde olabileceğini defalarca gördük.

Gıcık olduğumuz konu, Rusya’nın Suriye’deki varlığı mıdır? Amacımız Rusya’yı oradan çıkarmak mıdır? Geldikleri gibi, füzelerini de yanlarına alıp giderler.
Asıl derdimiz, Amerika’yı Suriye’den atmak da olabilir. Samimiyetsiz dostlukların ardında yatan gerçek, bizim de bilmediğimiz bir Amerika düşmanlığı mı acaba? Suriye ile sınırı olmayan Amerika’nın bu ülkede ne işi var?

Buldum buldum. Bence düşmanımız İran ve Hizbullah. Bu iki unsurun Suriye’den çıkmasını ve ülkenin toprak bütünlüğünün korunmasını istiyoruz.
Suriye’ye doluşmayan terör örgütü kalmadı. Ilımlısı var, ılımsızı var, istediğiniz her çeşit var. Belki de büyüklerimizin kafasındaki düşünce, ülkeyi bu terör örgütlerinden temizlemektir. Bu örgütler, bu noktada sana dost olurlar, 500 metre ötede sana karşı savaşırlar. Ne yapacağı belli olmayan örgütleri buralardan uzaklaştırmak iyi bir düşünce olabilir!
Bu konulardan çok da anlamayan bir insan olarak; Emin’in düşüncesi Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yana. Bunun dışında kalacak olan hiçbir ihtimalin Türkiye’nin yararına olduğuna inanmıyorum.

Yüce rabbim ülkemizi ve çocuklarımızı düşmanımızın tam olarak kim olduğunu bilmediğimiz bataklıklarda savaşa gitmek zorunda bırakmasın. Bu çocukları pul gibi zarflardan sökerek biriktirmedik. Her bir çocuk büyük bir emekle, sevgiyle, maddi, manevi çabayla bu günlere geldi.

Çocukları ailelerinin kucağından alıp al bayrakla sarmadan önce, bir kere daha, bin kere daha düşünmek gerekiyor…
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

31 Ekim 2015 Cumartesi

Ben Borcumu Ödeyemem

Günaydın Dostlar,

“Bu toprakların her bir karışı kanla sulanmıştır.” diyorlar ya gerçekten de kanla sulanmış. Gelibolu Yarımadası'nda dolaşırken çok garip hislerin içinde kaybolup gidiyorsunuz. Bu kadar büyük bir emanetin altında ezilip kendinizi lüzumsuz hissediyorsunuz.
 
Bozcaada dönüşü sevgili dostum Müjdat’ın sayesinde başta meşhur Şehitler Abidesi olmak üzere birçok noktayı ziyaret edip ruhlarına dua etmek şansı buldum. Bu aziz emanetin ne kadar değerli olduğunu çok iyi bilen bir insan olarak kendimi bir kere daha onlara borçlu hissettim.

“Bugün insanların oturduğu çay bahçesinin altında acaba kaç Anadolu çocuğu yatıyordur?" Bu tip sorular bütün gün kafamda dolaştı durdu. O kahramanların aç, susuz savaştığı bu topraklarda bizler bugün rahat rahat dolaşabiliyorsak onların gözlerini kırpmadan canlarını vermesi sayesindedir.
Onlar, savaşa değil; ölmeye gitti.

Bu topraklarda Anadolu bir neslini kaybetti ama sadece bizim çocukları düşünmeyelim. Neden orada olduğunu bile bilmeyen yüzbinlerce yabancı çocuk da o Yarımada'da yatıyor. Birçok abide ve şehitlik var ama ben çok iyi biliyorum ki o toprakların her bir metrekaresi ayrı bir şehitlik. Dikilen abideler sembolik ama canını veren çocuklar çok gerçek.

Tarih kitaplarının böyle yazmadığını bilmekle beraber, benim kitabımda Kurtuluş Savaşı Çanakkale’de başlar. Ben Çanakkale Geçilmez Destanı'nı kaybedilmiş bir dünya savaşının parçası olarak değil, bir milletin özgürlüğe, cumhuriyete yürüyüşünün başlangıcı olarak görüyorum.

Sizce ulu önder Atatürk, Anafartalar Destanı'nı yazarken günün birinde cumhuriyeti kurmayı düşünüyor muydu? Bence aklında hep vardı. Bu kadar büyük vizyonu olan ve ileriyi görebilen bir insan her şeyi sonuna kadar gözünün önüne getirebiliyordur.
Kırk beş yıl kadar önce Gelibolu Yarımadası'na gitmiştim ama aklımda hiçbir şey kalmamış. Bu kadar yıl boyunca tekrar gitmemiş olmak da benim ayıbımdır. Yarımada genellikle iyi korunmuş, çok güzel yeşil alanlar da var ama ilçe merkezlerinin iğrenç beton görüntüleri ne yazık ki orada da mevcut.

Benim gözümde bütün Gelibolu Yarımadası bir şehitliktir, müzedir. Hiçbir şeyi birbirinden ayıramazsınız. Gereksiz kampları ve otel bozuntusu şeyleri oralara kurduranlara da yazıklar olsun. O topraklarda, milyonlarca insan canını verdi. Biz de onların aziz hatıralarına yakışır biçimde saklamayı başarabilmeliyiz diye düşünüyorum. Her bir karışı özenle korunmalı. İnsanların aç, susuz savaşıp öldüğü topraklarda tost yemeden birkaç saat yaşayabiliriz diye düşünüyorum.

Gelibolu sadece bir örnektir. Destanların yazıldığı ve insanı duygulandıran, borçlu hissettiren çok hüzünlü bir örnektir. Bu ülkenin her yanı ayrı ayrı kahramanlık öyküleriyle doludur. Bir tepeyi düşmana vermemek için Afyon Dağları'nda tamamı şehit olan askeri birliklerin kahramanlıkları da bu konuda sayabileceğimiz binlerce örnekten bir tanesidir.

Benim için Çanakkale, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet; bölünmez bir bütünün parçalarıdır. Tarihçiler nasıl sıralarsa sıralasın, ben bu üç parçayı ne kalbimde ne de beynimde bir birinden ayıramam.
Ben; bu ülkeye, bu cumhuriyete sahip çıkmazsam başta Atam olmak üzere bize bu emaneti bırakan şehitlerimizin yüzüne bakamam.

Hiç kimse boşuna heveslenmesin; Çanakkale o gün de geçilemedi, bugün de geçilemez.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

19 Ağustos 2015 Çarşamba

Öldük Biz...

Adına ne derseniz deyin, aynadaki gerçek hiçbir zaman yanılmaz dostlar. Bugünün aynadaki acı gerçeği; öldük biz dostlarım…


Neden öldüğümüzü bilmeden öldük. Bilip de söyleyemeden öldük.

Öldük biz… Ben ölünce, annem öldü, babam öldü, kardeşlerim öldü; hepimiz öldük.

Neden öldük?
Neden öldürdün beni Afran? Ne yaptım ben sana? Nedir bu nefret? Bin parçaya ayırdın beni, mutlu musun şimdi?

Yan evdeki komşumuzun torunu, Afran; beni sen öldürdün. Mutlu musun şimdi?
Bu nefret hiç bitmesin, analar ağlamaya devam etsin. Bu mudur istenen? Birileri bir yerlerde marka don giyebilsin diye biz ölmeye devam mı edelim?

Kaç ölüm, yeterli ölümdür? Bu hesabın kapanması, formülün denkleşmesi, prizmaya yansıması için daha kaç çocuk can vermeli? Kaç çocuk babasız kalmalı? Kaç anne gözlerinden kanlar akıtmalı?
Kaç can, kaç gramlık menfaate eşit geliyor?

Allah hepimize daha güzel günler göstersin…