Günaydın dostlar…
Dün akşam bir
arkadaşımın arkadaşının iş yerindeki ilk günü ile ilgili bir yazısını okudum. Böyle
bir yazı okuyunca da insan ister istemez kendi ilk gününü düşünmeye başlıyor.
Sıcak bir ekim sabahındaki karmaşık adımlar. Aklınıza gelebilecek her türlü
heyecan vardı.
Bu şirkette çalışmak
istememin iki ana nedeni vardı. Birincisi şirketin bu ülkede çalışabileceğimiz
en iyi şirketlerden biri olması, ikincisi de yerinin Altunizade’de yani Asya
Yakası’nda olması.
Tatilya’da çalıştığım
süre içinde, iki yıldan uzun bir süre boyunca her gün Suadiye’den,
Beylikdüzü’ne gidip gelmekten epeyce yorulmuştum. Hiçbir sorun olmayan günlerde
bile yol en az 1,5 saat sürüyordu. Tabii dört beş saatte döndüğüm günler de
oldu. Elimde maddi açıdan daha iyi teklifler de vardı ama bu iki ana nedenden
dolayı bu şirketi seçmiştim.
O zamanki yöneticim,
kendisinden çok şey öğrendiğim sevgili Pat Paya, “İlk sabah çok erken gelme, ben
sabahleyin işlerimi yoluna sokayım, sen de 10.00-10.30 gibi gel” demişti”. Bir
an önce gitmek istiyor olsam da benim açımdan sorun yoktu. Saat 9.30 da en şık
lacivert takımlarımı giyerek yola çıktım.
Henüz on dakika bile
gitmemiştim ki, Pat Paya’nın asistanı Nevin Hanım aradı. “Sen bugün işe
başlıyorsun değil mi?” diye sorduğunda ne düşüneyim bilemedim. Ben de “En son
bilgi öyleydi, ne oldu bir şey mi değişti?” diye sordum. “Bir şey değişmedi ama
sana burada yer yok” diye cevap verdi. Ben, “Nasıl yani?” diye sorunca, “Vallahi
bu bina tıklım tıklım dolu, burada hiç kimseye yer yok, Pat, senin bugün için bizim
Yenibosna’daki fabrikamıza gitmeni istiyor” dedi. Altunizade diye işe girmişim,
ne Yenibosna’sı, bu da nereden çıktı şimdi?

“Ben sana Ergun Bey’i
telefona veriyorum, o sana nereye gideceğini tarif edecek, biz ayrıca fabrika
müdürü Alp Bey’e de senin geleceğini söyledik, seni bekliyor” dedi ve telefonu
Ergun Bey’e verdi. Ergun Bey mümkün olduğu kadar tarif etmeye çalıştı ama Basın
Ekspres yolu dışında söylediklerinden hiçbir şey anlamadım. Bir de; sağa içeri
doğru gidiyormuş gibi yapıp, 180 derece dönerek yan yola gireceksin gibi bir
şey söyledi ama bana o aşamada çok da bir şey ifade etmedi.
Ne yapalım çıktık
TEM’e, gittik Yenibosna’ya. Tahmin edebileceğiz gibi, labirent gibi sokakların
içinde kayboldum. Ona buna sorarak bir şekilde fabrikayı buldum ama fabrikada
beni bekleyen hiç kimse yoktu. “Alp seni bekliyor” dediler ama küçük bir sorun
vardı, Alp’e haber veren olmamış. Odasının dışında da, kale muhafızı gibi bir
asistanı vardı “Alp Bey toplantıda içeri giremezsiniz” diyerek insana adım
attırmıyordu. Sonradan öğrendim ki ne toplantı varmış ne de başka bir şey.
Klasik arkadaş sohbeti. Sevgili Alp’e de bana gösterdiği bütün yakınlık ve
öğrettiği her şey için buradan bir kere daha çok teşekkür ederim.
Alp ile iyi dost olduk
ama ilk dakikalar hiç de öyle başlamadı. O da benim kim olduğumu ve neden orada
olduğumu anlayamadı. “Altunizade’de yer yokmuş beni buraya gönderdiler” diye
girdim söze. Daha sonra Pat Paya ile konuşuldu ve bana, “Sana ikinci bir bilgi
vereceğimiz zamana kadar, sen her gün Yenibosna Fabrikası’na git” dedi. Tamam,
gideyim de, işin ilginç yanı fabrikada da gram yer yok. Muhasebe bölümünde bir
masada üç kişi oturuyor.
Sevgili Alp’in
odasında otururken, insan kaynaklarından aradılar ve “Sen her ne kadar bugün
işe başlamış olsan da, biz daha önce bütçelemediğimiz için sana yılbaşına kadar
bir araç almamız mümkün gözükmüyor” dediler. Hadi buyurun bakalım; oda yok,
masa yok, araba yok, Anadolu Yakası yok, inşallah maaş vardır. Allahtan “Sen
kendi arabanla gidip gelirsen, biz benzin parasını öderiz” diye bir öneri de
yaptılar ama birçok defa fatura filan almadığım için onların da çoğunu
alamadım. Bu tabii benim kabahatim.
Daha sonra çok uzun
yıllar devam edecek olan maceranın ilk tohumları bu şekilde atıldı. Şimdiki y,z
jenerasyonu çocukları düşünüyorum da, bu konularda yarım yıl boyunca
söylenirlerdi. Yarım yıl demişken, ben tam altı ay boyunca Alp’in odasında oturdum.
Sonunda da sevgili Alp, “Al odam da, fabrikam da senin olsun” dedi ve Kanada’ya
kaçtı. Şaka bir yana, bir insanla, altı ay boyunca aynı odayı paylaşmak kolay
bir iş değil. Sabrından, dostluğundan ve bana öğrettiği her şeyden dolayı
kendisine tekrar çok teşekkür ediyorum.
Bizim kuşak iyi
niyetli, fedakar ve işler yürüsün düşünceli bir jenerasyon olduğu için, bu
yaşananların hiçbiri beni çok rahatsız etmedi. Anadolu Yakası diye işe girdim
2,5–3 yıl kadar karşıya gittim geldim.
İşe yeni başlayan genç
kardeşlerimize de tavsiyem, sabırlı olmaları yönündedir. Hemen başladığınız gün
her şey hazır olmayabilir ama zaman içinde her şey rayına oturur.
Sağlıklı kalın, mutlu
kalın…