İş için veya gezmek için yaptığım bütün seyahat resimleri tek tek karşıma çıkıyor. Uzun uzun bakıyorum, “Ne güzel dostlar, anılar biriktirmişim” diyorum. Pakistan’dan Suriye’ye kadar her yerde çok güzel vakit geçirmişim. Bugün dahi hepsiyle irtibat halindeyim.
16 Temmuz 2020 Perşembe
Azerbaycan'ı Çok Seviyoruz...
İş için veya gezmek için yaptığım bütün seyahat resimleri tek tek karşıma çıkıyor. Uzun uzun bakıyorum, “Ne güzel dostlar, anılar biriktirmişim” diyorum. Pakistan’dan Suriye’ye kadar her yerde çok güzel vakit geçirmişim. Bugün dahi hepsiyle irtibat halindeyim.
9 Eylül 2018 Pazar
Ordu...
Babamın doğduğu, sülalemizin yarısının yattığı toprakları daha güzel bir duruma getirmemiz gerekiyor. Bizim çocukluğumuzda böyle bir fark yoktu. Yıllar içinde Ordu çok yol alırken Giresun olduğu gibi kalmış.
Ordu’nun bazı bölgeleri Eskişehir’i anımsatıyor, bazı bölgeleri de İzmir’in ilçelerini. Bizim otelimiz kumsala 50 metre uzaklıktaydı ve zamanımız olsa denize bile girmek mümkündü. Eskişehir kadar çok eğlence mekânı var mı bilmiyorum ama Ordu’da da her bütçeye göre imkân var.
Ordu – Giresun Havaalanı’nın bu bölgeye çok şey kattığı da çok net olarak görülüyor. Havaalanı’nın şehre çok yakın olması ve giriş, çıkışın çok kolay olması kullanımı kolaylaştırıyor. Sayısını bilmiyorum ama gün içinde epeyce de uçuş var. Deniz doldurularak yapılan minik havaalanı güzel olmuş.
İlk satırlarımda da belirttiğim gibi Mahir’in orada olması bizim gezimize başka bir boyut kattı. Hem onunla zaman geçirerek mutlu olduk, hem de bize Karadeniz misafirperverliğinin bütün örneklerini gösterdi.
Bildiğiniz gibi çoban salatası konusu benim için önemli bir konudur. Topaloğlu’ndaki, yakınlardan toplanmış domateslerle yapılmış çoban salatasının ve muhteşem etlerin tadını Mahir olmasaydı hiç bilemezdik. Bu tip mekânlara ancak bilen biri sizi götürürse gidersiniz yoksa sokaktan geçerken görüp de sapacağınız yerler değil. Herkesin gittiği yerlere her zaman gidebilirsiniz, önemli olan herkesin gitmediği ruhu olan yerlere gidebilmek.
18 Temmuz 2014 Cuma
Misafir Kabul Etmek...
Günaydın dostlar…
“Bir maniniz yoksa bu
akşam annemler size gelmek istiyorlar”. Soru aynen bu şekilde sorulurdu. Telefonun
olmadığı günlerde saat 17.00-18.00 gibi çocuklar yakındaki komşulara yollanır
ve akşam ziyareti için uygun olup olmadıkları sordurulurdu. Komşularda, “Tabii
bekleriz” veya “Bu akşam doluyuz ama yarın akşam muhakkak bekliyoruz” diye
cevap verirlerdi. Müsait değilseniz, yeni bir tarih önermek çok önemli bir
nezaket kuralıydı.
Uzaktaki komşulara mı
ne oluyordu? Onlara herkes langırt diye gidiveriyordu. Tabii olayın bir de risk
parametresi vardı. O kadar yol gidip evde kimseyi bulamama ihtimali de vardı.
Bazen de tam siz hazırlanmış kapıdan çıkacakken misafir geliverirdi. Her an
derli toplu hazırlıklı olmak gerekiyordu. Misafirin ne zaman nereden geleceği
hiç belli olmazdı. Misafir odası ve salonlar her zaman derli toplu olmak
durumundaydı. Diğer odaların rezilliği, dağınıklığı, pisliği sizi bağlar ama
misafir salonu tertemiz ve derli toplu olmalıydı.
Misafir odalarına
gösterdiğimiz bu özeni ne yazık ki, ülkemize gelen misafirlerimize ve misafir
ağırladığımız mekânlara gösteremiyoruz. Turistik bölgelerimiz rahmeti Müzeyyen
Hanım’ın dikiş odasından farksız. Ortalığa mıknatıs atsan, bin tane iğne
toplarsın.
Her zaman diyorum ki, “Tamam
kardeşim geri döndürülemez bir biçimde ülkenin içine ettik ama en azından şu
misafir odalarımızı, Antalya’mızı, Bodrum’umuzu, Marmaris’imizi, Urfa’mızı derli
toplu tutsak olmaz mı?”.
Havaalanı ve
çevresinden başlayarak bu turistik alanlar ve buralara ulaşım yolları bambaşka
bir özenle korunmalı ve evimizin en derli toplu, en güzel odası olmalılar.
Gerekiyorsa o hiç kullanılmayan çay takımları bile çıkartılmalı.
Nasıldır bizdeki
düzen? Bir şehirlerarası karayolu ve bu yoldan sahildeki tesislere bağlanan ara
yollar. Tesisler güzel ama bu yollarda ne istersen var. 500 metre gidiyorsun
apartmanın birinin altında bir takım kimyasal tankları, gaz depoları ve bin bir
türlü tehlikeli malzeme görüyorsun. Bir tanesinde kimyasal tankı dükkâna
sığmamış, biraz eğri koymuşlar. İçeride toz duman bir şeyler oluyor ve tesisten
çıkan turistlerin ilk gördüğü manzara bu işletme. Bu tanklarda ne vardır,
patlarsa ne olur Allah bilir.
Yollarda bunlar gibi
binlerce örnek var. Siz evinizdeki salonun ortasında kimyasal işler yapıyor
musunuz? Bir şeyler yapacaksanız da gidip garajda, bahçede bir yerde
yapıyorsunuz. Burada da bu tip tesislere hiç yer yok. Çok net bir yönetmelik
yazılıp harfiyen uygulanmalı. Bu bölgelerde, bu yollarda olabilecek işletmeler
çok net olarak belirlenmeli ve turistik dokuyla bir ahenk içinde yapılmalı.
Zaten çok az olan
turistik bölgelerimiz dokuyu bozan, görüntüyü çirkinleştiren, tehlike yaratan
her şeyden temizlenmeli. “Biz bir turizm ülkesiyiz” demek yetmiyor. Turizm
ülkesiyseniz, eviniz her an derli toplu, temiz ve tehlikelerden uzak olmalı.
Turist yolda giderken etrafta gördüklerine de hayran kalmalı.
İster ev olsun, ister
işyeri bu bölgede olan her yapı için çok özel parametreler olmalı ve kimse bu
standartların dışına çıkamamalı. Boyasından, kapısına, penceresine, çatısına,
bahçesine, bahçe çitine, garajına kadar her şey o standartlarda belirtilmeli.
Bunu sakın bütün evler bir örnek olmalı şeklinde algılamayın. Amaç kesinlikle
bu değil. Amaç, bütün evler iki katlıyken beş katlı ev yapıp altıncı kata
çıkmak için de demirleri hazır bırakarak etrafın içine eden açıkgözü önlemek.
Turistik bölge ile
ilgisi olmayan hiçbir iş yerine de bu bölgelerde faaliyet yapma izni
verilmemeli. Otelin yanında sera var, onun yanında yufkacı, onun yanında iki
tane çirkin çiftlik, onun yanında benzinci, onun yanında kıraathane, onun
yanında kum ve kireç satan bir adamcağız. Bu nasıl bir turistik alan böyle?
Her yerin içine ettik.
Deniz üzerinden inerken, Downtown Antalya bile korkunç gözüküyor. Toplam 13
tane ağaç sayabildim. Her yer yüksek çirkin binalarla dolmuş. Bütün istediğim,
ülkenin çok az olan turistik alanlarının misafir salonlarımız gibi korunması,
güzel olması ve çekici olması. Çok fazla umudum olmasa da, bu kadarcık da bir
şey isteyemez miyim?
Sağlıklı kalın, mutlu
kalın…
3 Haziran 2014 Salı
Ankara Fabrika Ziyareti
Geçen sabah, CCI’daki ilk günümü anlatmıştım, bu sabah da CCI Ankara Fabrikasına ilk ziyaretimden söz etmek istiyorum.
Taksi yoğun sis nedeniyle fabrikaya doğru döneceği küçük sokağı bile göremiyor, hava o kadar kötü. Neyse bir şekilde döndü ve giriş kapısındaki güvenlikçinin yanına geldik. Dedim, “Ben Emin, Ali Bey için geldim”. Dedi, “Ali Bey yok şu anda burada”. Dedim, “Ben biraz erken geldim”. "O zaman ben sizi ofise alayım, siz orada bekleyin" dedi. Hay Allah razı olsun. Yün don var ama soğukta g…..m donar vallahi, Allah korusun.
Sevgili Teoman’la güzel bir gün geçirip akşam İstanbul’a döndüm. Sık sık çay da içtik, kahve de içtik. Açık ofisin ortasında, küçük Emrah gibi, tek başınıza kaldığınız aç, susuz anlarda bile unutmayın ki, her an bir Teoman gelip sizi kurtarabilir.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın...








