Burhan Erbilek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Burhan Erbilek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2021 Pazar

Gülgün Hep Aklımızda

Günaydın Dostlar,

Hep aklımızda olduğu için arkadaş ortamlarında sık sık söz Gülgün’e geliyor. Allah’ın takdiri olduğunu hepimiz çok iyi bilsek de bu erken vedaya hiç alışamadık.

Ne zaman söz Gülgün’den açılsa herkes güzel gülüşünden bahsediyor. Gülgün ile özleştirilen en önemli parametrelerden bir tanesi hakkını vererek yaptığı gülüşler. Gerçekten de çok güldük, çok güzel günler yaşadık. Gülgün sorunlarını dışarıya yansıtmayı çok sevmediği için birçok kişi hayatı hep gülücüklerden ve şen kahkahalardan ibaretti zannediyor ama maalesef gerçek her zaman öyle değildi.



Dün akşam dikkatimi çekti. Ben kimse hakkında Gülgün kadar çok yazı yazmamışım. Hepsi de sıkıntılı yazılar, hepsi de arkasından çok sohbet ettiğimiz, çok şarap içtiğimiz, çok hüzünlendiğimiz yazılar. Babasını çok erken yaşta kaybetmekle başlayan ve Sevgili Burhan’ı çok erken bir yaşta kaybetmemize kadar uzanan çok gerçek bir yaşam var o kahkahaların arkasında. Melek gibi bir insan olan Burhan’ın erkenden aramızdan ayrılması beni de çok üzmüştü. O sabah erkenden uyandım ve tatsız bir haber alacağımı adım gibi hissediyordum. Sabahın erken saatlerinde o duygularla “Burhan Erbilek” (17/12/2014) yazısını yazdım. O bir yazı değil, hislerimin dertleşmesiydi.

Burhan Erbilek

Gariptir bu hayat, yarın ne olacağı hiç belli olmaz. Daha Burhan’ı kaybetmenin üzüntüsünü ve şaşkınlığını atlatamadan dört gün sonra Gülgün’ün yaş günü geldi. Hayat böyle bir şey işte. Tanıdığım en güçlü ve mücadeleci insanlardan biri olan Gülgün, yaşanan her türlü zorluğa karşın hep yoluna devam etti. Hayatın dağıttığı elleri en iyi şekilde oynamaya çalıştı. Doğum günü sabahı bir kere daha hislerimi kâğıda döktüm. Belki herkese bir milim moral olur umuduyla içimdeki gerçekleri paylaştım. İçini içinde tutan Gülgün, her şeye rağmen yoluna devam ediyordu ve devam etmek zorundaydı. Minik Gülgün’ün yazısının ismi de kendi gibi “Gülgün” oldu (20/12/2014).

Gülgün

Burhan'ı kaybetmemizin üzerinden tam bir yıl geçmiş olsa da anılarımız halen çok tazeydi. İyiler hep mi erken gitmek zorundaydı? Defalarca dünyayı dolaşmış olan bu mütevazı insan neden bu kadar çabuk gitmişti. Türkmenistan’ın meçhul hava yapısından o da mı nasibini almıştı? 365 gün geçmiş olmasına rağmen halen Burhan hakkında bir şeyler yazmak istiyordum. Kendi canıyla uğraşırken son enerjisiyle hastaneye beni ziyarete gelişini ve yüzündeki melek gibi ifadeyi unutamıyordum. Bilmesen hiçbir derdi yok zannedersin. “Burhan Kaptan” yazısı o günlerde yazıldı. Bir kere daha Burhan’ı anlatmaya çalıştım.

Burhan Kaptan

Burhan çok iyi bir Fenerbahçeliydi. En keyifli anlarından bir tanesi Fener’in maçlarını izlediği anlardı. Burhan izliyordu ama bizim takım sürekli olarak Burhan’ı üzüyordu. Fenerbahçe’nin maçı vardı ve bir kere daha Burhan’ı kaybettiğimiz günlere gelmiştik. Fenerbahçe’ye yönelik bir yazı yazdım. Takım için oynamıyorsunuz, bizleri de çok üzüyorsunuz ama en azından artık Burhan’ı üzmeyin, dedim. “Burhan İçin” (17/12/2018) yazısı da bu duygularımın neticesinde ortaya çıktı. Bu kadar iyi bir insanı bu kadar çok üzmeye Fenerbahçe’nin bile hakkı yoktu.

Burhan İçin

Geçen sene doğum gününde Sevgili Gülgün hiç iyi değildi. Yıllar süren ağrılar ve çetin tedavi süreci artık onu çok yormuştu. “Gülgün Allah aşkına boktan bir hastalığa yenilmeyeceksin.” diye moral vermeye çalışsam da çok düştüğünü de hissediyordum. Her gün bir şekilde haberleşiyorduk. Nefes sıkıntıları iletişimimizi WhatsApp yazışmaları ile sınırlamış olsa da günde en az üç beş kere yazışıyorduk. O kadar derdin sıkıntının arasında “Beni bu halimle güldürdün ya ne diyeyim sana.” dediği de oluyordu. Bütün bir gün hiç yazmadığı günlerde de çok da iyi olmadığını anlıyordum. Sürekli olarak sen savaşçısın, bu savaşı da kazanacaksın, diyordum ve doğum gününde “Savaşçı” (20/12’2020) başlıklı yazımı yazdım. Mutlu olmuştu ama rezil hastalık da bir yandan onu hiç yalnız bırakmıyordu.

Savaşçı

Gülgün çok savaştı, yıllarca savaştı. Çok ağrılı, sancılı ve sıkıntılı günlerden geçti. Bana da “Benim yazımı da yazacaksın, ona göre.” diyordu. “Ben senle ilgili çok yazı yazdım, boş lafı bırak da tedavi sürecini tamamla.” diyerek konuyu değiştirmeye çalışıyordum ama yemiyordu. Cin gibiydi, onu kandırmak kolay bir iş değildi. Soyadı gibi çok savaşsa da Gülgün’cük sonunu getiremedi. Hepimizi çok derin üzüntülere boğarak çok yağmurlu bir günde son defa arkasına bakarak gitti. Aralıksız yağan yağmura karışan gözyaşları Karacaahmet’in dar yollarından aşağılara doğru aktı gitti. Bana da ayrılıktan üç gün evvel yazdığı son mesajı kaldı. O sabah çok büyük bir üzüntüyle “Gülgün Erbilek” (05/07/2021) yazısını yazdım. Bir yıl önce kaybettiğimiz sınıf arkadaşımız Ferda’nın üzüntüsü içimizdeyken bir de Gülgün’ü çok erken yaşta kaybetmek çok fazla gelmişti.

Gülgün Erbilek

Gülgün ve Burhan ömrümüzün son anına kadar hep kalbimizde olacak. Acısıyla, tatlısıyla yolumuza devam edeceğiz. Onları andığımız zaman güleceğiz de ağlayacağız da ama içimizdeki yerleri hiç azalmayacak.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

17 Aralık 2018 Pazartesi

Burhan İçin

Günaydın Dostlar,

Gerçekten de Burhan’ı çok üzdünüz. Sizi bu kadar çok seven ve destekleyen bir insanı bu kadar üzmeye ne hakkınız var? Gönül verdiği renkleri 17. sırada görmek, hepimiz gibi sevgili Burhan’ı da kahrediyor.
 
Hastalığı iyice ilerlemişken, yan odaya gidecek hâli yokken son enerjisiyle gelip size destek vermedi mi? Hiç kimseyi incitmek istemeyen, melek gibi bir insanı çok üzüyorsunuz. Burhan çubuklu formayı çok seviyordu, halen de bir şey değişmedi.
Görmüyor, duymuyor zannetmeyin. Her şeyden haberi var. Ne ben ne de Burhan hayatımız boyunca 17. sırada bir takım görmemiştik. Fenerbahçe maçı olduğu zaman, minicik masasını kurup maçı izlemek en büyük keyiflerinden biriydi. Burhan, gerçek bir Fenerliydi; maç sonuçlarına göre sevgisi değişmeyenlerdendi.

Bizler Digütürk çocuğu değiliz; radyodan Ogün Altıparmakları, Ziya Şengülleri, Alpaslan Eratlıları dinleyerek büyümüş insanlarız.

Bu akşam Ersun Hoca ile birlikte Fener ilk maçına çıkacak. Her ne kadar ben Burhan kadar iyimser olmasam da ben de ufak tefek bir şeylerin değişmesini bekliyorum.
Ne bekliyorum? Tabii mucize beklemiyorum. Bir anda haftaların isteksiz, ruhsuz, motivasyonu düşük takımının (takım da olamadılar ama şimdilik “neyse” diyelim) gidip yerine bambaşka bir takımın sahaya çıkmasını beklemiyorum. Takımın çok yaşlı olduğunun da farkındayım. Tek beklediğim bir gram artmış mücadele ruhu, sadece bunu bekliyorum.

Burhan, her zamanki gibi çok iyi düşünüyor. Bambaşka bir Fenerbahçe izleyeceğimize ve çok farklı bir netice olacağına gönülden inanmış. Ersun Hoca’nın Erzurum maçı ile evinde başlıyor olmasının da ayrı bir şans olduğunu düşünüyor. Umarım haklı çıkarsın kardeşim.
Bu akşam ben de maçı izleyeceğim, Burhan da izleyecek. Kadehimi kaldırıp “Şerefe sevgili Burhan!” diyeceğim. Oralardan bir yerlerden bizi gördüğünü biliyorum. Fener de umarım bu akşam bizi mahcup etmez.

Bugün Ersun Hoca’nın doğum günü, aynı zamanda Burhan’ın da ebediyetteki doğum günü. Güzel bir oyun, hepimiz için çok güzel bir hediye olmaz mıydı? Futbol bu; maçlar kazanılır, maçlar kaybedilir. Yarım santim içeri giden bir top, oyunun bütün kaderini değiştirebilir ama mücadele etmek tamamen senin elinde. Bu akşam maç bittiğinde netice ne olursa olsun sevgili Burhan, “Çocuklar ellerinden gelen her şeyi yaptılar.” demek istiyor.

Beceriksiz yöneticilerin ve yılların yanlış yönetim şeklinin takımı bu hale getirdiğinin farkındayız ama artık önümüze bakmamız gerekiyor. Liyakat ortadan kalkarsa tecrübe sıfırlanırsa bilgiye önem verilmezse başarı da onunla beraber kol kola uçar gider.

Sevgili kardeşim Burhan, seni hiç unutmadık. Yıllar geçse de her zaman kalbimizin en müstesna köşelerinden birinde duruyorsun. Fener’in bu durumu hepimizi üzüyor ama korkma, biz çok büyük bir camiayız ve eninde sonunda toparlanacağız. Ne Ali Koç ne de Ersun Yanal sihirbaz değiller ki bir anda her şeyi değiştirebilsinler.
Bir gün yine Cadde’de şampiyonluk kutlamaları için gecenin geç saatlerinde Fener’i karşılayacağız. Bundan hiç şüphen olmasın güzel kardeşim.

Sen rahat uyu mekânın cennet olsun.
Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

17 Aralık 2015 Perşembe

Burhan Kaptan

Günaydın Dostlar,

Evet, o bir kaptandı; dünyayı da elli kere dolaşmıştı ama bu konuda son derece mütevazı bir yapıya sahipti. Bu konuda dedim ama hangi konuda değildi ki?
Sokaklarını bile ezbere bildiği bir şehirden veya bir adadan söz edildiği zaman, hiçbir zaman “Ben oraya çok gittim, içini dışını bilirim.” gibi bir cümle kurmazdı. Sanki ilk defa duyuyormuşçasına bir efendilikle karşısındakini dinlerdi.


Başkası olsa çeşit çeşit ukalalık yapardı ama o yapmaz. Onun adı Burhan Kaptan. İnsanların azıcık bilip çok konuştuğu topraklarda Burhan, her zaman çok bilip az konuşmayı tercih edenlerdendi. O çok özel, çok efendi bir insandı ve karşısındakinin kalbini kırmamak için çok dikkatli ve az konuşurdu. Genellikle mesajını sevgiyle bakan gözlerinden alırdınız.

Yapılan bir iyiliği hiçbir zaman unutmayan ve “nankörlük” kelimesinin anlamını bile bilmeyen bir yapısı vardı. Burhan’ın olduğu ortamlarda kediler bile nankörlük yapmaya çekinirlerdi.

Dostlar, bu dünyadan bir Burhan Kaptan geçti. Tam 365 gün önce, soğuk bir kış sabahında gemisine binip uzaklara gitti. Hem de henüz vakit erkenken gitti. Burhan Kaptan’ın son gülüşü, son el sallayışı, son zarif bakışı o gün limanda ayrıldığımızdan beri kalbimin en müstesna köşelerinden birinde duruyor. Sevgili Burhan, Neşe abladan sonra ayrılışıyla beni en çok etkileyen insanlardan biridir.

Canının derdindeyken kalkıp beni hastanede ziyarete gelmesi, çok az kalmış enerjisinin çok büyük bir kısmını o ziyaret için harcaması; her gün karşımıza çıkmayacak bir insanlık örneğidir. Bir insan başka bir insana nasıl değer verir konusunda bilgi sahibi olmak istiyorsanız o zaman bakınız Burhan Erbilek.

Yakınları, “Hadi git bize kahve bul.” diye tutturduğunda olmadık ortamlarda kahve arayan, Burhan’ın kocaman yüreğidir. “Burada kahveyi nereden bulayım?” demektense Brezilya’ya gidip kahveyi alıp gelmeyi tercih eder.

Hayatı boyunca hiç kimseye yük olmayı sevmeyen Burhancık, aynen yaşadığı gibi sessizce demir aldı limandan. Daha önceki seferlerinden bir farkı yoktu. Aldı kendini, gitti uzaklara. Bu seferki seferin tek farkı ayrılıkların biraz daha uzun sürecek olması.

Kusursuz muydu Burhan Kaptan? Tabii ki değildi. Her fâni gibi onun da kusurları vardı. O harika bir insandı ama bence en büyük kusuru her zaman ikinci planda kalmayı sevmesiydi. Öne çıkmayı sevmeyen yapısı, en yakınındaki insanların averaj üstü becerikliliği ile harmanlanınca tam da sevgili Burhan’ın istediği ortam ortaya çıkmıştı. Büyük dünyayı gezmişti ama rıhtıma yanaşınca da her zaman kendi küçük dünyası içinde kalmayı tercih etmişti. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesini en iyi sindirmiş olan arkadaşlarımızdan bir tanesiydi.
Sevgili Burhan; çok yakışan beyaz saçların, güzel gözlerin, iyi niyetli bakışların, hepsi ama hepsi her zaman gözümüzün önündeler. Sen kocaman kalbini aldın, denizlere açıldın ama biz rıhtımda halen seninleyiz.

Van Persie’nin formsuzluğunun çok canını sıktığını biliyorum ama sen dert etme güzel kardeşim. Takım yavaş yavaş toparlanıyor. 2023 gibi muhteşem top oynamaya başlayacağız.
Rahat uyu, ışıklar içinde uyu, mekânın cennetin en güzel köşesi olsun.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın…

1 Ocak 2015 Perşembe

Sen de Başını Alıp Gitme Ne Olur...

Her zaman yıllar biterken kullandığımız cümleyi bir kere daha kullanalım. “Acısıyla, tatlısıyla bir yıl daha geride kaldı.” Bu sabah, yeni yılın ilk ışıklarında tatlı, özel ve güzel yönlerini kendime saklayıp, kaybettiklerimizden söz etmek istiyorum.

İleriye doğru baktığım zaman (her şeye rağmen) karamsar değilim, mutsuz da değilim, Allah’a şükür keyfim de çok yerinde ama nedenini bilmesem de gözümün önünde hep gidenler var. “Sabah sabah neden ilk günden bu konular aklına geldi?” diyorsanız, cevabı çok net. Bir yay burcuna “Neden?” diye sorulmaz. O an içinden öyle gelmiştir.
 
Doğal olarak bu sabahki hislerimin en önemli nedeni, sevgili Burhan’ın acısının çok taze ve çok yakın olmasıdır. Burhan’ı kaybetmenin derin üzüntüsü, son 15 gündür sık sık bana diğer kaybettiklerimi hatırlatıyor. Başta sevgili Neşe abla olmak üzere bütün kaybettiklerimizin mekânı cennet olsun.
Burhan ile ilgili yazımdan sonra, birçok kişi bana, “Gerçekten seni hastanede ziyarete geldi mi?” diye sordu. Evet geldi. Burhan, böyle bir insandı. En zor anında bile zarifliğinden bir gram bir şey kaybetmeyen vefalı, düşünceli ve çok fazla örneği olmayan bir insandı.

İçi, dışı güzel insanlardan bahsederken Beşiktaş kulübüne yıllarca başkanlık yapmış çok özel bir insan olan Süleyman Seba’dan bahsetmeden geçemeyiz. Taraflı tarafsız herkesin gönlünde taht kurmuş tam bir beyefendi. Sevgili Burhan gibi o da “Kaliteli insan nasıl olur?” sözünün sözlük karşılığıdır. Beşiktaş’ın her zaman onursal başkanı olarak kalacaktır. Umarım bugünün kibirli ve ben odaklı yöneticileri Seba’dan bir gram bir ders almayı başarabilirler.

İyiler hep mi erken gider? Gidiyorlar vallahi. Melek gibi bir insan sevgili Arcan Güner’i de elim bir trafik kazası sonucu kaybettik. Ankara’da, yapıldığı günden beri almadık insan bırakmayan o meşhur kavşak, Arcan’ı da aldı bizden. CCI’dan ayrılmadan bir süre önce beni ziyarete gelmişti. Güler yüzünden, iyi niyetli bakışlarından hiçbir şey eksilmemişti. Ben de onu gördüğüme çok memnun olmuştum ama artık Arcan’da anılarımızda yaşayacak.

Sevgili Ömer Lütfü Erim, namı değer Ömer ağabeyimizi de kaybettik. Bilgili, disiplinli, ileriyi düşünen hiçbir zaman yeri dolmayacak bir insandı. Gümrük Müşavirlerinin bir numarası, duayen sözcüğünün tam karşılığı, herkesten saygı gören çok özel bir insandı. Birçok sağlık sorunu olmasına rağmen giyimine kuşamına her zaman dikkat eden ayrı bir kalite seviyesinde yaşayan bir beyefendiydi.

Ömer ağabeyi kaybetmemizin üzerinden bir hafta geçmeden sevgili ağabeyimiz Yılmaz İsmailoğlu’da vefat etti. İkisinin de mekânları cennet olsun.
Çok sinemaya gitmem ama bu sabah aklıma gelen isimlerden biri de, Robin Williams. Mork & Mindy yıllarından başlayarak günümüze kadar uzanan 40 yıllık bir sanat yolu. Sanatçı yanını ve zeki esprilerini hiçbir zaman unutmam mümkün değil. Amerika’da çalışırken bana, “Senin konuşma ve espri yapma tarzın Robin Williams’a benziyor.” derlerdi. Bu nedenle de onun bende ayrı bir yeri vardır.

Amerika’dan söz etmişken geçen yıl kaybettiğimiz James Garner aklıma geldi. Çocukluğumuzda sık sık karşımıza çıkan bir dizi de oynadığını çok iyi hatırlıyorum. Daha sonraki yıllarda da The Notebook gibi birçok filmde ve dizide oynadı.
Sıcak bir Ağustos sabahında Ateş Böceği Yalçın Otağı’da hakkın rahmetine kavuştu. Birçoğunuzun yaşı tutmaz ama yıllarca bu ülkenin televizyonlarında karşımıza çıkan bir komedi ikilisinin önemli bir parçasıydı. Onun da mekânı cennet olsun.
Rahmetli Sadri Alışık’ın yine kendi gibi sanatçı olan eşi Çolpan İlhan’ı da kaybettik geçen yıl. Uzun süre sinemaya emek vermiş, birçok filmde oynamış önemli bir isimdi.

Sinema deyince, iki sinema emekçisinden söz etmeden olmaz. Sevgili Altan Günbay ve Süheyl Eğriboz. Yüzlerce filmde oynayan bu iki emekçi de geçen sene kaybettiklerimiz arasında. Kötü adam Süheyl artık kötü değil. Sadece çok yorgun...

Bizim yaştaki erkekler için “Parçala Behçet” filmi alfabe gibi bir şeydir. O filmin başrol oyuncusu Behçet Nacar’da aramızda değil artık.
Aylarca komada kalan Berkin Elvan’ı da 2014’ün ilk aylarında kaybettik. O artık hepimizin oğluydu. Onu ekmek almaya annesi değil, biz hepimiz göndermiştik.

Berkin Elvan’ın ve diğer bütün çocukların acısı yüreğimizde dururken bir de üstüne minik Pamir’in havuza düşmesi hepimizi derinden sarstı. Minik meleğin arkasından ailesi ve diğer konularda söylemediklerini bırakmayanları da Allah’a havale ediyorum.
Herkes gibi onun da seveni vardır, sevmeyeni vardır ama artık Murat Göğebakan’da yok artık. Ciguli’den Binnaz şarkısı da artık sadece tozlu arşivlerin minik bir köşesinde kaldı.

Yazar, Gabriel Garcia Marquez çok önemli bir kayıptır. Nobel ödülü de almış, kitap okumayı sevenlerin yakından tanıdığı usta bir yazarı kaybettik.
İlk kültür bakanımız Talat Halman’da defalarca Amerika’ya gelmiş, yakından tanıdığımız, sohbetlerine doyum olmayan değerli bir insandı.

Ne yazık ki liste bu kadar kısa değil. Eminim bu sabah aklıma gelmeyen yüzlerce isim vardır. Bana şu veya bu şekilde dokunan isimleri bir kere daha anmak istedim. Hepsinin mekânı cennet olsun. 2015’in üzülmekten daha çok güleceğimiz bir yıl olması hepimizin en büyük arzusu.
2015 öyle bir yıl olsun ki, geriye dönüp baktığımız zaman, “Hayatımın en iyisiydi.” diyebilelim. Yeni yıl size şunu getirsin, bunu getirsin diye bir sıralama yapmayacağım. Her ne istiyorsanız onu getirsin. İlk başta da Emin’e getirsin. Çabuk getirsin…

 

17 Aralık 2014 Çarşamba

Burhan Erbilek

Günaydın Dostlar,

Bilerek ve düşünerek de yapmadım ama nedense dün akşam telefonu evin en uzak köşesinde şarja takmışım. Her zaman, yattığım odada veya çalışma odasında fişe takarken dün gece bilinçaltım beni evin en uzak noktasına götürmüş.

Sabah telefona korkarak baktım. Alacağım haberi hissediyor gibiydim ve ne yazık ki görmek istemediğim haber orada bana bakıyordu. Arkadaşımız, dostumuz, çok sevdiğimiz Burhan artık bizimle değildi.
 
Bu satırlar hepimizi ağlatıyor ama olsun. Bu dünyadan göçerken arkandan akıtılacak gözyaşlarını da hak etmek lazım. Sevgili dostumuz Burhan, bu gözyaşlarını en çok hak eden insanların başında gelir. İnsanları üzmemek, kırmamak için bin düşünüp bir hareket eden bir melekti o.
Her zaman mı iyiler çabuk gider kardeşim? Bu işin hiçbir istisnası yok mudur? Bu dünyanın bütün rezilliklerini sürekli olarak tek taraflı içine atan iyiler, her zaman mı erken gitmek zorundadırlar. Minik Burhan için daha çok erkendi çok.

Şu anda da yukarıdan bizlere bakıp bizi üzdüğü için üzülüyordur. Kesinlikle böyledir. Çok hassas düşünen, çok düşünceli bir insandı o. Dünyayı defalarca dolaştığı halde hiçbir zaman mütevazılığı elden bırakmayan, bünyesinde bir gram ukalalık veya kibir olmayan muhteşem bir insanı kaybettik.

Kendi dertleri, sıkıntıları ile insanları sıkmayı sevmezdi. Birileri onun yüzünden üzülsün, sıkılsın istemezdi.

Kendi dertlerini hep geri planda tutardı. Beni çok sevdiğini de çok iyi biliyorum. Aramızda karşılıklı güzel bir sevgi vardı. Yüzüne baktığınız zaman içindeki iyi niyetli, melek gibi duyguları hissederdiniz.

Çok fazla enerjisi olmadığı halde, bin türlü zorluğu olan bir hastalıkla uğraştığı halde, ben ameliyat olduğumda beni ziyarete geldi. Aklınıza gelecek her türlü sorunu vardı ama yüzünde her zamanki gülücüğü de vardı. Güldük, espriler yaptık, zannedersiniz ki hiçbir sorunu yoktu.
Kıymet bilen, dostluklara değer veren, vefakâr ve insani değerleri çok yüksek bir insandı sevgili Burhan. Aynı zamanda da çok da iyi bir Fenerbahçeliydi. Enerjisinin son damlalarına kadar takımını takip etti ve kazandıklarında mutlu oluyordu.

Başta da belirttiğim gibi melek gibi bir insanı kaybettik. Birileri bana “Düşün de bir kusurunu bul.” dese söyleyecek bir tane şey bulamam. Çok doğru yetiştirilmiş, karıncayı bile ezmekten çekinen çok güzel bir insandı.

Sevgili Burhan için yarın sabaha kadar yazsam bitiremem ama bu sabah başka ne yazacağımı da bilemiyorum. Bu bir sabah yazısı değil. Sadece bu sabahki hislerimin kâğıda yansımış hali.

Hiçbir zaman ön plana çıkmayı sevmeyen tavırları, iyi niyetli halleri ve her zamanki güler yüzü hep gözümün önünde kalacak. Seninle yaşadığımız güzel anlar benim en büyük kazancım. “İnsan nasıl olunur?” yaşam şeklini örnekleriyle hepimize defalarca gösterdin. Mekânın cennet olsun sevgili kardeşim.
Seni hiçbir zaman unutmayacağım.

Sağlıklı kalın, mutlu kalın...